ŞAH İSMAİL
05 Şubat 2026, Perşembe 16:52
Şah İsmail’i savunma yarışına girmiş zevat bu yolda adeta birbirini eziyor. Ne yapıp edip bu Türk ve İslam düşmanını nesebimize bağlamak istiyorlar. Takip ettikleri yol keçi yolu dahi denemeyecek kadar kötü. Erhan Afyoncu kendisini yahudi tarihine çok mu kaptırdı nedir annesi kanalıyla bu haini kanımıza bağlamaya çalışıyor. Tufan Gündüz kamera karşısında mutlak hakikatmiş gibi söylediklerini kitabına alamamış. Demek ki ağzından çıkanlara kendisi de inanmıyor. Bu arada hasbelkader ilmi mevzulara girmiş bir gazetecinin söylediklerini de ciddiye almamak lazım. Arkadaşlarının çaresiz kaldığını görünce destek için gelmiş anlaşılan.
Tabii burada esas mühim husus İsmail’in tarihteki mevkii. Müdafiler panik halinde Türklüğünü ispata çalışırken işin bu yönünü hiç düşünmüyorlar. Esasen düşünebilecek bir kapasitelerinin de olmadığı görülüyor. Bu gayretin onda birini Sultan Selim-i evveli müdafaa için göstermiyorlar. Gerçi Selim hanın onların kuru övgülerine ihtiyacı yok. Gerek Şah gerek Padişah vazifelerini yapıp ahirete göçtüler. Ne var ki biri hayrın biri şerrin temsilcisi oldu. Biri Türk ve İslam alemini zirveye taşırken diğeri fitne ateşini yaktı ve yaydı. Türklüğün sesiymiş gibi anlatılan şah kurduğu devlette Türkçeye hemen hiç yer vermedi. Resmi dil Farsça idi. Türklüğü hor görmekle itham edilen Osmanoğulları Türkçeyi resmi dil yapmakla kalmadılar, onu bir ilim lisanı haline getirdiler. İttihad Terakki’nin 1914’te başımıza ördüğü çorap olmasaydı Osmanlı yıkılmazdı ve bugün ilk üçte yer alırdık. Dilimiz de en az bir milyar insanın öğrendiği veya öğrenmeye çalıştığı bir lisan haline gelirdi.
Şah İsmail’i cansiperane savunmaya çalışan zevat eğer Türklük şuuruyla hareket ediyorsa Yavuz Sultan Selim Hanı bayrak yapmalı çünki Sultan Süleyman zamanında ulaşılan zirveler hep onun attığı temelle mümkün oldu. O olmasaydı Kanuni’nin zirveleri hayli mütevazı kalırdı.
Lakin dert başka. Devşirilmek istenen maksat Türk milletine dîn-i mübîn-i İslam’dan sıyrılmış liderler bulmak. Şah İsmail de bu iş için biçilmiş kaftan. Din düşmanlarının hedefi belli de yukarıda isimlerini yazdığımız kişiler neyin peşinde anlamak mümkün değil. İlmilik peşinde olmadıkları kesin zira takip ettikleri usul ilmiliğin yanından dahi geçmiyor. Ahmet Şimşirgil’in sağlam kaynaklarını ve doğru tespitlerini aşabilmek adına ortaya koydukları deliller dikkate alınacak cinsten şeyler değil. Şah İsmail’e Türk diyenler onun Arablık iddiasında olduğunu da görebilmiş değiller. Seyyidlik iddiasının bundan başka bir manası var mıdır? Benzer şeyleri Osmaoğullarının da yaptığını ileri sürmek edepsizlikten kaynaklanmıyorsa cehaletten neş’et eder. Görünen o ki dünya tarihinin en haşmetli devletini kuran Osman Gazi ve evladlarının Oğuz hana varan şeceresi birilerine diken gibi batıyor. Bu beyler acaba o şerefi kime layık görürlerdi doğrusu merak ediyoruz. Aslında bir tahminimiz var ama artık onu burada yazmayalım.
Şah İsmail doğu ve batı Türklüğü arasında bir kanser gibi ortaya çıktı. Osmanlı’nın Türkistan’a uzanmasına mani oldu. Ata yurdu müstakbel tehlikelere karşı yalnız kaldı. Anadolu boşaldı. Osmanlı’nın yağma düzenlerine son verdiği etrâk-ı bî-idrâk İran’a göç etti. Anadolu’da kalanlar da Erdebil-oğlu’nun yani şahın müridi oldular:
Başına tâc aldı çıkdı ol pelîd
İtdi bî-idrâk Etrâk’ı mürîd
Bu öyle bir müridlikti ki şeyhlerini haşa Allah olarak görüyorlardı.
Şah İsmail Türklüğü bölmekle kalmadı İslam’ı da böldü. Selçukluların merkezi İran’ı kelimenin tam manasiyle kese kese şii yaptı. Akıttığı kanlar ancak Moğollarınkiyle mukayese edilebilir. Hangi İran şehrinde ne kadar insan katlettiğini bu yazıda sıralamaya gerek yok. Dehşetin daha iyi anlaşılabilmesi için şu kadarını ifade edelim yeter: İsfahan, Fars, Yezd, Kirman, Rüstemdâr gibi bölgelerde mukavemet edenler toptan öldürüldü. İleri gelenlerinden bazıları ise o sırada İran’da bulunan Osmanlı elçisine gözdağı vermek için onun gözü önünde diri diri yakıldı. Ne var ki bugün şii olan fakat aslı ehl-i sünnete dayanan on milyonlar söz konusu gerçekleri duymak bile istemiyor. Bu insanların vebali kime aid diye sormaya bile lüzum yok. Her şey o kadar bedîhî…
Batıda gaza ile meşgul olan Osmanlı Devleti’ne doğuda böyle büyük bir sıkıntı çıkaran Şah İsmail Avrupa’nın fethine mani olan kişidir. Her ne kadar Osmanlı dileseydi İspanya’ya kadar giderdi desek de gitmemesinde şarktaki kızılbaş tehdidinin de tesirli olduğu düşünülebilir. Evet Kanuni İran’a rağmen de gidebilirdi fakat bu ciddi bir risk demekti. Oradaki insani bir tökezleme şarkın tar ü mar olacağı manasına gelirdi.
Şah İsmail olmasaydı veya Şah İsmail ehl-i sünnet bir kimlikle ortaya çıksaydı acaba neler olurdu? Şah İsmail o büyük heyecanı Osmanlıyla mücadelede zayi etmeyip ehl-i sünnete hizmette kullansaydı İslamiyet doğuda Japonya’ya batıda Atlas Okyanusu’na belki de yeni kıt’alara kadar ulaşırdı. Osmanlı İran’a ayırdığı gücün yarısıyla bütün Afrika’yı fethederdi. Kalan yarısıyla da i’lâ-yı kelimetullah yolunda Avrupa’nın ve dünyanın fethini tamamlardı. Bunlara dahi kafa yoramayan zevatın ortalıkta ilim adamıyım diye dolaşması esef verici.
Manzara buyken “ol pelîdin” Türk, Kürd veya Arab olması ne ifade eder?
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
mehmed fatih
09-02-2026 13:31işte mesele bundan ibaret. ne kadar vazıh bir anlatım ve üslubunca bir tahlil… tarihçilik mesele tespit etmekten ibarettir aslında… bu bakış açısını yakalamış tarihçilere bir selam da benden…