• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

OSMANLI’DA KADIN ESİRLER

02 Şubat 2026, Pazartesi 00:25
OSMANLI’DA KADIN ESİRLER

Osmanlıda da asrın sosyal gerçeği esirlik ve satış işlemi geçerli idi. Diğer ülkelerin esirlere ve kölelere gösterdiği gaddar ve merhametsiz tutum Osmanlıda olmamıştır. Bunu bir Türk yazar belirtmiş olsa söylediklerine şüphe ile yaklaşılabilirdi.

Bu konuda geniş yazılar yazan 18. yy. İrlandalı yazar Robert Walsh kitabında şu önemli bilgileri aktarmış: Avrat pazarı, yâni kadın esirler pazarı Çemberlitaş’a yakın, ortasında odalarla çevrelenmiş bir avlu bulunan dikdörtgen bir binâdır. Bu pazara eski dünyânın hemen her yerinden, bilhassa Akdeniz kıyıları ile Karadeniz’in doğu uçlarından mal gelir. Avrat pazarında Nübye ve Habeşistan’ın abanoz renginden, Gürcistan ve Megrelya dağlarının kar beyazına kadar insan teninin her rengini görmek mümkündür… Türkler esirlerini İslâm dînini kabûl etmedikçe âzât etmezler. Esir âzât edilirse hürriyetine kavuşur ve tekrar satılmaz.

Bu hapishânenin bir yabancı üzerinde ilk bıraktığı intibâ mahkûmların neş’esi ve şamatasıdır.  Yabancılar içeriye zihinleri esâretin korkunç manzaralarıyla dolu olarak girer. Âilelerinden koparılmış gencecik kızlar, parçalanmış âileler, acı çeken, hüzünle ağlayan ve ümitsizliğe gark olmuş çâresiz kurbanlar görmeyi beklerken, bambaşka bir manzarayla karşılaşırlar. Gâyet neş’eli ve keyifli görünen kızlar onların dikkatini çekmek için ellerinden geleni yapar ve her biri anadilinde yabancıyı kendisini satın almaya dâvet eder. Bunun sebebi arkada bıraktıkları hayat şartları ve istikbalden bekledikleriyle îzâh edilebilir.

Osmanlı ülkesinde esir olmak çoğu için daha iyi bir hayat demektir ve esir trafiği büyük bir düzen içinde yürür. Kafkasya’da ve Gürcistan’da âileler en güzel kızlarını satıştan kâr etmek için değil, çocuklarının (Osmanlı illerinde) satılarak daha iyi bir hayâta kavuşmaları gâyesiyle esirliğe hazırlar. Zihinlerine onları İstanbul’da bekleyen muhteşem hayat işlenir. Esir tâcirleri her yıl Anapa ve Karadeniz’in diğer limanlarına beyaz satın almak üzere geldiklerinde âileye düşkün olmaması öğretilen kız mutlu bir istikbâlin hayâliyle neş’e ve gönül ferahlığı içinde yola çıkar. Bu parlak umutlarında hayal kırıklığına da uğramaz. Esir olması ve bir mal gibi satılması efendisi Türk’ün gözünde onu küçültmez. Bir vezir veyâ bir paşanın haremine yerleştirilir. Zamanla evin hanımı durumuna gelerek gözde bir kadının bütün önem ve îtibârına sâhip olabilir. Düzenli aralıklarla saray için satın alınanların ihtişamlı hayâtı ise göz kamaştırıcıdır. Aralarından herhangi biri, imparatorlukta söz sâhibi ve sultanların annesi olabilir.

Sultânın bir emriyle câriyelerin topluca denize atıldığı efsânesi o döneme dâir seyahatnâmelerde sıkça rastlanan asılsız bir bilgidir.

Esirin sıhhatli ve güçlü olduğunu tesbît edecek küçük bir muâyene kâfî gelir ve kız, kaba saba ve yarı çıplak kılığına çekidüzen vererek mutlu bir tebessümle hanımının arkasından seğirtir. Türklerin muâşeret âdâbı onu hemen münâsip bir kılığa sokar. Kara tenli çehresi kar beyaz başörtüsü ile asâlet kazanır. Kız da bu yeni durumundan gurur ve memnûniyet duyar.” (İstanbul Manzaraları, Rumeli ve Batı Anadolu’da Gezintilerle. ‘Çizimler’ Thomas Allom, Metinler Robert Walsh. Çeviren Şeniz Türkömer. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Ocak 2013)

Hasılı câriyelik konuları Osmanlıda diğer İslâm ülkelerinde olduğu gibi ancak dînimizin koyduğu kurallar içinde şefkat ve merhametle yürütülmüş, esirlerin de Rabbimizin kulu olduğu gerçeğinden hareket edilerek onlara evlerin birer üyesi gibi davranılmıştır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.