• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

OSMANLI ESTETİZMİ

09 Mart 2026, Pazartesi 00:25
OSMANLI ESTETİZMİ

Osmanlı estetik (bedîî) tablomuzun en renkli göstergesi dîvân şiiri idi. Son derece hoş, lâtîf, terennümlü ve nezâket timsâli idi. Onda rakîbi istihfâf (rakîbi hafife alma) îmâ ile söz sokma, husûmet yok; bunların yerine letâfet, övgü, devlet adamlarına medhiyye ve tabîî ki en başta da Allâhü te’âlâya tahmîd ve sevgili Habîbine salât ü selâm yer alırdı.

Osmanlıda bugünkü anlamda hikâye yoktu. Bunun yerine destânî mesnevîler yer alıyordu. Leylâ vü Mecnûn, Husrev ü Şîrîn, Kerem ile Aslı, Süheyl ü Nevbahâr gibi aşkın kirlenmemiş en mükemmel tablolarıydı.

Halkın duygularına hitâp eden dînî hikâyeler de vardı. Hayber Kal’ası Cengi, Kesikbaş Destânı, Yûsuf ü Züleyhâ gibi aynen tekrarlanan ve köy odalarında, ocak başlarının vazgeçilmezlerinden olan bu hikâyeleri genelde kıssahanlar okurdu.

Eski edebiyâtımızda genelde buğz, şiddet, bedduâ veyâ iftirâ gibi unsurlar yer almaz, şâirler duygularını en sâfiyâne şekillerde aktarırlardı.

Başkalarını tehzîl, tahkîr veyâ îmâ yoluyla aşağılamak suç ve günah sayıldığı için bu mecrâya dalınmazdı. Aksi durumda Nef’î gibi canlarıyla öderlerdi.

Vakanüvislerin (olay anı târih yazıcıları) yazdıkları harp sergüzeştleri büyük bir zevkle okunur, Efendimize ve şehitlerimiz bol bol rahmetler ve Yâsinler gönderilirdi.

Şehrengizler yazılır, en güzel şehirlerimizin panoraması çizilirdi.

Şehnâmelerde, pâdişahların savaşları anlatılırdı.

Güzellere güzellemeler yazılır, gazel çerçevesine büründürülürdü. Edep dâhilinde kadife yumuşaklığında ay yüzlü güzeller ipekler sarılmış rüyâlarla bizlere hayâl ettirilirdi. Denilebilir ki dünyâda hiçbir güzel, dîvân edebiyâtındaki yüksek iltifâta nâil olmamıştır. Çarşaf, ferâce hattâ peçe altındaki mâverâî güzellik hangi duygularla bu kadar güzel övülebilir. Hayret!

Enderunlu Vâsıf’ın şu beytine ne denebilir: “O gül endâm bir al şâle bürünsün yürüsün ///Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün...”

Veyâ bir şâirin Hazret-i Resûlullâh için “Aşkınla şereflendi hayâtımla memâtım /// devletle geçen ömre nihâyetsin Efendi’m.” (Hayâtım da ölümüm de senin muhabbetinle şeref kazandı. Devletle geçen ömrümün nihâyeti de sensin Efendi’m)

Yahyâ Kemâl’in dîvân şiiri için yazdığı şu rubâî ne kadar güzeldir. “Eslâf kapıldıkça güzelden güzel/// Fer vermiş o neş’eyle gazelden gazele/// Sönmez seher-i haşre kadar şi’r-i kadîm /// Bir meş’aledir devredilir elden ele.” Yâni Divân şiiri kıyâmete kadar bir meşale gibi elden ele devredilir.

Heyhât! Hayfâ! Vâ esefâ! Ama elden ele devredilemedi dîvân şiiri. Osmanlı yüksek kültürü bitti. Kültürsüz, duygusuz, estetizmden uzak bir nesil yetişti. Hayâtı sâde fen ve teknoloji zanneden, kaba bir nesil... İster “x” kuşağı, isterseniz “z” kuşağı deyin.

Harf inkılâbıyla 1000 yıllık edebiyat ve kültürümüzden ve dolayısıyla da 5000 yıllık târihimizden koptuk.

Yorumlar

  • yorum avatar
    A. Namık Kılıç
    15-03-2026 13:23

    Geçmişi ve geleceği kucaklayan yazılarınız için teşekkür ederiz değerli hocam

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.