• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

ÖNCE İ’TİKÂD

29 Aralık 2025, Pazartesi 00:20
ÖNCE İ’TİKÂD

Tevhîd kelimesi “1”den vâhidden geliyorsa da Fıkh-ı Ekber’de İmâm-ı A’zam hazretleri bu ıstılâhı açıklarken “Tevhîd bir kelime değil bir ıstılâhtır (terim)” diyor. Şümûlünde Allâh’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayır ve şerrin Allâh’tan olduğuna; hesap, mîzân, cennet-cehenneme inandım, bunların hepsi haktır demektir. Açıkça görülüyor ki bu Âmentü’nün açılımıdır, yânî îmânın açılımıdır.

Yüce Rabb’imiz sayı yönüyle değil ortağı olmaması yönüyle birdir. Nitekim her gün dilimizde dolaşan “Lâ ilâhe illallâh vahdehû lâ şerîkeleh velâ misâleleh” sözünde sâde vahdet değil, eşi ve benzeri olmaması da berâber zikredilmiştir.
Eski hutbelerde “lâşerîke lehu, velâ misâlelehu velâ nazîre lehu” mutlakâ söylenen bir ibâreydi.

Teşrîk tekbîrinde de onun ortağının olmaması, çocuğu olmaması İsrâ sûresi 111. Âyet’te işlenmiştir. “Lem yettehız veleden” ve İhlâs Sûre-i celîlesi 3. te de “lem yelid ve-lem yûled” ifâdesiyle bu konuda nasıl bir hassâsiyet gösterildiği âşikârdır.

Yıllarca kültür emperyalizmi altında azınlık rejisörlerin empozesi ile filmlerde Türk çocuklarına hep hâşâ “Allâh baba” gibi şirk sözü söyletilmiştir.

Vahdet ve şirk o kadar önemlidir ki bu yüzden İhlâs Sûre-i Celîlesi Kitâbullâh’ın üçte biri sayılır. “Üç İhlâsât-ı şerîfe ve bir Fâtiha-i şerîfe okuyan sanki Kur’ân-ı kerîmi hatmetmiş gibidir” buyuruyor Risâletpenâh Efendimiz.

Eski kavimlerin dinlerin muğlak, tanrı ve tanrıçaları boldu. Tanrıların birbirleriyle kavga eden bol bol çocukları vardı. İşte bu yüzden “lem yelid ve lem yûled” bu kadar önemlidir.
Yunan Mitolojisi’nde ilk tanrı Khaos’tur. Hephaistos, Zevs ve Hera’nın oğludur. Câhiliye Araplarında da Uzza, Lât ve Menât asıl ulaşılmak istene Tanrı El-İlâh’ın kızlarıdır. Eski Araplarda Abdüluzza (Uzza’nın kulu) adı çok konurdu.

Zerdüşt dîninde de tek kitap ve tek ilâh yoktur. Beş kitap (Yesna, Yeşt, Vendidat, Visperad ve Horde Avesta) vardır. Hristiyanlıktaki dört İncil gibi. Zerdüşt dîninde de yardımcı tanrılar vardır.

Sümerlerde de yedi esas tanrı olup heykel tanrıcılık da vardı. Türklerde çok tanrıcılık (politeizm) ve heykel tanrıcılık (fetişizm) hiç olmadığı için Sümerlerle arasında bir bağ kurulması da zordur.

İşte bu çok tanrıcılığın ilâhları (âlihe) veyâ tanrıları “lâilâhe illallâh” teziyle yıkılmıştır. Bu yüzden Rabb’imizin zâtının adı olan Allâh lâfzının başka bir kelime ile karşılanması mümkün değildir; tanrı da uygun değildir.

Lâ ilâhe illallâh kavl-i kerîmi o kadar mühimdir ki, zikirler başlanırken “fa’lem ennehû lâilâhe illallah” denilir. Zîrâ o “efdalüzzikir”dir.

Özellikle Nakşiyye zikirlerinde nefy ü isbât esastır ki son iki maddesinde vukûf-ı adedî yâni sayının tek olmasına riâyet edilmesi ve sonunda “Muhammedürresûlullâh” denilmesidir.
Bedî’ ilminde tıbâk îcâb ve celb îcâb vardır. Tıbâk ilmi muhtelif lâfızların her iki tarafını da kullanıp mânânın daha iyi anlaşılabilmesini ve zihinde kalıcı olmasını sağlar. Bu bir tezâd san’atidir. Lâkin nefy ü isbât daha derin bir mânâ ifâde eder.

İ’tikâd amelden daha önemlidir “Anladım, bildim” değil “Âmentü” yâni inandım denilmesi de bunun delîlidir. Nisa 136. âyet-i kerime’de: “Ey îmân edenler, îmân ediniz” Müslümanlara yâhut münafıklara veyahut ehl-i kitap mü’minlerine hitaptır. Çünkü rivâyete göre Abdullâh bin Selâm ve arkadaşları “Yâ Resûlallâh, biz sana, kitâbına, Mûsâ’ya, Tevrat’a ve Uzeyr’e îmân ediyoruz; bundan başkasını inkâr ediyoruz” dediler. Âyet bunun üzerine indi. Allâh’a, Peygamber’ine, Peygamber’ine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba îmân edin, buna sebât edin ya da bütün kitapları, peygamberleri kaplayacak şekilde îmân edin; çünkü bir kısmına îmân, îmân etmemiş gibidir. (Age. Kadı Beydâvi Tefsiri, c.1 s. 594-595)

Görülüyor ki Rabb’imizin bize bildirmiş olduğu emir ve yasaklarda seçme hakkına sâhip değiliz. Bunlara eksiksiz inanmak zorundayız. Efendimizin bize bildirdikleri de emr-i mutlaktır. Çünkü âyet-i kerîmede “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının” (Haşir 59-7) diyor. İnkârcılar ve sapkınlar her ne kadar bu âyeti ganîmetlerle ilgili kabûl ederlerse de mânâ i’tibâriyle umûmîdir. Gerçi âyet ganîmet taksimi mes’elesiyle ilgili görünse de Mezheplere ve hadîs kitaplarına inananlar âyetteki resûle yönelik olan “Resûl size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan vaz geçin” bildiriminin Resûl’ün Müslümanlara sünnetini bıraktığı anlamında olduğunu bildirmişlerdir.

Hâsılı inanç eksik ve yanlış olursa inanılmamış gibi olacağından hemen ve vakit geçirmeden düzgün ve Ehl-i sünnet inancını sikât olan (inanılır, güvenilir, emîn kimseler) tarafından yazılmış kitaplardan okumalı, kitâbımızı, âhiret ve dünyâ saâdetimiz Efendimizin sünnetlerini, mezhep imamlarımızın ve hakîkî İslâm âlimlerinin bize dînimizi lâyıkıyla anlatan kitaplardan öğrenmeli ve kurtuluşa ermelidir. Söz budur gerisi boştur...

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.