• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

NATO’DAN ÇIKMAK MI ZOR KALMAK MI?

23 Temmuz 2026, Perşembe 11:29
NATO’DAN ÇIKMAK MI ZOR KALMAK MI?

Türkiye’nin NATO macerası 1952 yılında başladı. Türkiye’yi alıp Yunanistan’ı almamak olmazdı. Varsın bedel ödemesindi onlar, biz bedelsiz hiçbir şey alamadık ki hiçbir yerden, Batı’dan mı alabilecektik.

NATO’ya girişin bedeli neydi?

Kore’de verilen 741 şehit Anadolu çocuğuydu.

Peki biz NATO’ya niye girdik?

2.Dünya Savaşı bittikten sonra galip devletler yani esas babalar, ABD, SSCB ve İngiltere Yalta’da 6 gün süren bir konferans yaptılar.

İngiltere resmen jandarmalık görevini Amerika’ya vererek Orta Doğu’da ve dünyanın her yerinde onun yancısı ya da esas planlayıcı olarak parsayı toplayan olmayı kabul etti.

Zira savaş ekonomiyi zora sokmuş, bilim adamları ve para Amerika’ya kaçmıştı. Direnmek yerine ortak olmayı tercih etti.

Savaşın bir diğer galibi Rusya’ya, kapitalist dünya karşısında komünist bloku enterne etme görevi bırakıldı.

Kapitalizmin ağababalarına itaat etmeyen devletleri komünist blok temsilcisi Rusya tehdit ediyor, onlarda alel acele Amerika şemsiyesini talep ediyorlardı.

Bu arada Rusya’ya bazı Baltık ve Doğu Avrupa ülkeleri de yüzgörümlüğü olarak teklif edildi.

Herkes memnundu bu paylaşımdan.(Purolar zevkle tüttürüldü.)

Sonra Amerika Avrupa ülkelerini savunmak üzere bir pakt önerdi. Kuzey Amerika ülkesi olan Amerika ve Kanada hariç 10 Avrupa ülkesi birlikte yer almayı kabul etti.

Eskiden beri sıcak denizlere inme arzusu olan Rusya’nın gittikçe büyümesi ve yeniden imparatorluk günlerine dönmesi, eski gücünden eser olmayan Türkiye’yi savunmasız bıraktı. Üstüne üstlük Kars ve Ardahan’ın talep edilmesi Türkiye’nin eteklerini tutuşturdu.

İlk olarak NATO’ya 14 Mayıs 1950 seçimlerinden 3 gün önce İnönü döneminde başvuruldu (bizim salak solcular sadece suçu Menderes’e atar, okumazlar, araştırmazlar, slogan bilirler sadece)

Bu ilk başvuru kabul görmedi. Daha sonra Kore savaşı çıkınca Menderes hükümeti birlik yerine tugay yollayıp 1952 yılında nihayet NATO’ya kabulümüz sağlandı.

Tabi jeopolitik konumu, askeri araç gereç ve mühimmatının eksikliği dolaysıyla Türkiye NATO ile birlikte bazı kazanımlar elde etti. NATO askeri standardizasyonu kapsamında hibe, satın alma v.s yoluyla Türkiye NATO’nun bir parçası olarak yıllarca kaldı.

NATO ülkeleri askeri mühimmat standardizasyonu başta Amerika olmak üzere bazı ülkelerin (İngiltere, Fransa) diğer ülkeleri Pazar olarak konsolide etmesini sağladı.

Türkiye NATO’ya 25 centlik ürün satamazken her yıl savunma sanayiine milyarlarca dolar akıtmak zorundaydı.

Bu arada NATO standartları gereği birçok yerli imalatımızda sona erdi. Amerika Teksas eyaleti koşum takımları satarken, binlerce yıllık atçılık geleneği olan ülkemiz deri sanayi yok oldu.

Bu ve benzeri çok zararları da oldu.

Bu arada Türkiye komünist bloku gözetleme ve dinleme üssü oldu. Halen 28 civarında üs var.

1970’li yıllarda ülkemizde NATO ve Amerika görevlisi olarak 25 bin kişi vardı. Bunlar hiçbir kontrole tabi değildi.

Suç işlediklerinde yargılanmıyorlardı.

Silah taşıma serbestiyetleri vardı.

Ve o yılların terör ve anarşi ortamını düşününce, CIA ve diğer istihbarat teşkilatların nasıl at oynattıklarını tahayyül edebilirsiniz.

Bir de bunları takip edip tedbir almak görevi olan MİT’in yöneticisi Fuat Doğu’nun:

“Ben MİT müsteşarı olarak CIA’nin bir bürosunun müdürü gibiydim” derken..!

Bu arada PKK kuruldu.

PKK Irak topraklarına yerleştiğinde onlara her türlü istihbarat, lojistik, teçhizat desteklerini NATO’da birlikte olduğumuz “stratejik müttefiklerimiz” verdi.

Bizim ülkemizde Amerika üssü olan İncirlik’ten kalkan ABD helikopterleri onlara mühimmat taşıdı.

Keza Suriye’ye yerleştiğinde yine aynı şekilde NATO müttefikimiz ve stratejik ortağımız Amerika tonlarca tır ve uçak dolusu teçhizat, mühimmat vermedi mi?

Eski Emniyet Genel müdürlerinden ve Türkiye’nin kara kutularından Mehmet Ağar bir söyleşisinde;

“Biz TKPML, ya da DHKP-C gibi sol, komünist örügütlenmelerin gerisinde Rusya var biliyorduk. Bunları finanse eden, besleyen de Amerika imiş” demişti.

Evet bize bugüne kadar Amerika’dan veya Batı’dan geldiği kadar zarar Rusya’dan ya da bir başka ülkeden asla gelmedi.

Ama bundan sonra gelmeyeceği anlamına gelir mi?

Dünya devamlı bir stres yüklemesi yaparken, ekonomik sıçramasını tam yapamamış, Savunma Sanayi üretimini tam oturtmamış bir Türkiye’nin NATO’dan çıkması doğru olur mu?

Çin devasa bir büyüme içinde, her alanda bizim üstümüze gelirken bağlantısız ve bloksuz bir Türkiye bu büyük tehdide direnebilir mi?

NATO’dan çıkmamız halinde, Türkiye ile çatışmadan Arz-ı Mev’ud’u gerçekleştiremeyeceğini bilen İsrail, hazır Siyonist dünyayı da arkasına almışken saldırabilir mi?

İhtimal.

Türkiye’nin bir müddet daha NATO içinde kalıp Savunma Sanayiini güçlendirmesi, onların zoraki kabullerini kendi lehine çevirmesi gerekiyor.

Onların da Çin karşısında NATO 3.0’da Türkiye’ye ihtiyacı varken Türkiye’nin de bu zaaflardan istifade etmesi lazım.

Türkiye’yi yönetenler geçmiş politikacılar gibi tam teslimiyet içinde değiller. Neyin ne olduğunu gayet iyi biliyor. Kendi durumumuzu ve pozisyonumuzu da gayet iyi biliyor ve diklenmeden dik durarak NATO’ya rağmen bütün pakt ve devletlerle görüşebilen bir politika izliyor.

Son söz olarak:

Türkiye’nin NATO’da kalması, ihtiyacından çok, NATO’dan gelebilecek açık düşmanlıklara karşın bir müddet daha içinde devam etmesini gerektiriyor.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.