• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

MODERN TIBBIN KİBRİ

19 Ocak 2026, Pazartesi 00:25
MODERN TIBBIN KİBRİ

Tıp tarihi yalnızca iyileştiren keşiflerin değil, iyi niyetle başlayıp büyük yıkımlara dönüşen müdahalelerin de tarihidir. Bugün dünyanın başına bela olan birçok uyuşturucu madde, sokakta ya da karanlık çevrelerde değil; ilaç niyetiyle, insanı rahatlatma ve acıyı ortadan kaldırma iddiasıyla ortaya çıktı.

Bir zamanlar ağrı insanı çaresiz bırakıyordu.
Cerrahlar elinde bıçakla, hastalar dişini sıkarak hayatta kalmaya çalışıyordu.
O günlerde morfin bulundu; “insanı acıdan kurtaran büyük nimet” denildi.
Sonra fark edildi ki, acı susarken irade de susuyordu.

Bu kez daha güvenli bir çözüm arandı.
Morfinin gölgesini silecek, bağımlılık yapmayacak yeni bir madde…
Adı bile umutluydu: Heroin.
Kahramanca bir ilaç olacaktı; ama çok geçmeden kahraman değil, efendi oldu. Eroin’in insanlığın başına bela olması için bir hafta eczane raflarında durması yetti. Sonradan durum anlaşılıp toplatıldı ama artık iş işten geçmişti. Bugün yüzbinlerce insan eroin zehiri ile adeta can çekişmektedir.

Yorgunluk çağın hastalığıydı.
Melankoli yaygındı, insanlar hayata yetişemiyordu.
Kokain bu yüzden övüldü; zihni açıyor, insanı diri tutuyordu.
Bir süre sonra zihin açılmadı; parçalandı ve insanlığı çökerten bir bağımlılık dalgasına dönüştü.

Bu zihniyetin en ironik örneklerinden biri de bugün masum bir içecek olarak görülen ünlü bir kola markasının hikâyesidir. İlk formülü, yorgunluk ve çökkünlük hissine çare olsun diye geliştirilmişti ve içinde koka yaprağı ekstresi, yani kokain bulunuyordu. Dönemin tıbbi anlayışına göre bu bir problem değil, aksine bir avantajdı; zihni canlandırıyor, enerjiyi artırıyordu. Gazetelerde, tıbbi broşürlerde, hatta hekim önerilerinde övgüyle anıldı. Ancak zamanla kokainin bağımlılık yapıcı ve ruhsal yıkıma yol açan etkileri görünür hâle gelince, formül sessizce değiştirildi. Ne bir özür vardı, ne bir yüzleşme.

Savaş kapıya dayandığında, insanı uykusuz da ayakta tutacak bir şeye ihtiyaç vardı.
Amfetaminler, Alman ilaç laboratuvarlarında geliştirilip dağıtıldı; askerler durmadan yürüsün, korkmasın diye.
Ama savaş bittiğinde bedenler ayaktaydı ama zihinler yıkılmış, bağımlılık en şiddetiyle cepheden eve taşınmıştı.

Ve sonunda, ağrının en ağır hâliyle yüzleşildi.
Kanser ağrısı…
Hiçbir ilacın yetmediği yerde fentanil devreye sokuldu.
Çok etkiliydi. Morfinden 50-100 kat daha güçlüydü.
Ama kontrol elden çıkınca, ağrıyı değil nefesi susturdu. Ve bu kez hata telafi edilemedi. Çünkü dozla ölüm arasındaki mesafe neredeyse görünmezdi.
Nitekim bu molekül, bir hayatı saniyeler içinde sonlandırabiliyordu.

Bu hikâyelerin hepsi bize aynı yanılgıyı gösteriyor:
Modern tıp, insanı yalnızca bir biyokimya problemi olarak gördü.
Ağrıyı bastırmayı öğrendi ama acıyla birlikte anlamı da susturdu.
Semptom ortadan kalktı; fakat insanın iç dengesi çöktü.

Hiçbiri “insanı yok etmek” amacıyla ortaya çıkmadı.
Ama hepsi insanın ödül sistemine, yani beynin en ilkel ve en güçlü devresine dokundu.

Modern tıp burada kritik bir yanılgıya düştü:
İnsanı yalnızca bir biyokimya problemi sandı.

Oysa beyin, sadece ağrıya değil; anlama, alışmaya ve bağımlı olmaya da programlıdır. Kimyasal olarak verilen her hızlı rahatlama, beynin şunu öğrenmesine yol açar:
“Bu madde, hayattan daha hızlı çözüm sunuyor.”

Bağımlılık tam olarak burada doğar.

Modern tıp, bir molekülün gücünü hesapladı.
Ama o gücün topluma sızdığında neye dönüşeceğini hesaplamadı.

Sorun yalnızca ilaç firmaları, yalnızca yanlış reçeteler ya da kötü niyetli satıcılar değildir. Sorun daha derindedir:
İnsanı, acıyı ve ruhsal boşluğu yalnızca kimyayla yönetebileceğini zanneden bir zihniyet sorunu vardır.

 

Bu yüzden bugün uyuşturucu meselesi sadece bir “ahlak zafiyeti” değil;
bir epistemolojik hata, yani bilgiyi yanlış yere koyma meselesidir.

 

Tam bu noktada rahatsız edici bir soru ortaya çıkıyor:
Yüzyıllardır kullanılan, etkisi deneyimlenmiş, toplumlar tarafından süzülmüş, anonimleşmiş doğal ve naturel tedaviler neden bu kadar kolay göz ardı ediliyor?

Birçok bitkisel, davranışsal ve yaşam temelli yaklaşım;
– yavaş etkilidir
– dramatik sonuç vaat etmez
– hızlı rahatlama sunmaz
– patentlenemez
– yüksek kâr üretmez

İşte tam da bu yüzden modern tıbbın merkezinde yer bulamaz.

Oysa bu yöntemler kusursuz oldukları için değil; sınırlarını bildikleri için yüzyıllar boyunca ayakta kalmıştır. Ani müdahale etmezler, bedeni zorlamazlar, insanı kimyasal bir yarışa sokmazlar. İnsanı dönüştürmezler; eşlik ederler.

Modern tıp ise çoğu zaman şunu tercih etti:
Hızlı, güçlü, gösterişli ve ölçülmesi kolay olanı.

Ama insan, yalnızca ölçülen bir varlık değildir.
İnsan, alışan, bağlanan, anlam arayan bir varlıktır.

Bugün uyuşturucu meselesi yalnızca yasa dışı maddelerin değil;
bilimin kendi sınırlarını unutmasının bir sonucudur.

Ve tarih bize şunu acı biçimde gösterdi:

İyi niyetle başlayan her müdahale, sınırını bilmezse felakete dönüşür.

Elbette yeni ilaçlar daha dikkatle geliştiriliyor

Ama uyuşturucular sokakta değil, laboratuvarlarda doğdu.
Ancak bedelini sokaklar, aileler ve toplum halen ödemeye devam ediyor.

Belki de artık şu soruyu sormak gerekir:
Gerçekten iyileştiriyor muyuz,
yoksa sabırsızlığımızı ve ticari hızımızı mı tedavi diye sunuyoruz?

Modern tıbbın asıl ihtiyacı yeni moleküller değil;
daha fazla tevazudur.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.