MİLLİ SERVET NEREYE GİDİYOR?
12 Ocak 2026, Pazartesi 00:34
“Yurt dışında; Arizona’da, Florida’da site satın alıyoruz.
4000 ünitemiz var.
Bizi enflasyona karşı koruyor; her yıl kirasını yenileyebiliyoruz.”
Bu cümleler bir yatırım seminerinde söylendi.
Ama meydana getirdiği etki, finansal bir tercihin çok ötesindeydi.
Bir iş insanının yatırım tercihi tek başına haber değildir.
Ama bu tercih, yaygın bir eğilimin sembolü hâline geliyorsa, artık mesele bireysel olmaktan çıkar; toplumsal bir soruya dönüşür.
Çünkü toplumun sorduğu soru basit ama ağırdır:
Bu ülkede büyüyen servet, bu ülkenin geleceğinde nerede duruyor?
Mesele Bir Kişi Değil, Bir Zihniyet
Konu tek bir iş insanı değildir.
Türkiye’de büyük ölçekli sermayenin önemli bir kısmı uzun süredir aynı refleksi gösteriyor:
Gelir Türkiye’den
Risk Türkiye’de
Güvence başka ülkelerde
Bu sadece bugüne özgü bir davranış da değil.
1980’lerden bu yana, her belirsizlik döneminde aynı tablo tekrar ediyor:
Kâr içeride, emniyet dışarıda.
Bu nedenle mesele “para onların, istedikleri yere yatırırlar” kolaycılığıyla geçiştirilemez. Çünkü burada konuştuğumuz şey sıradan bir bireysel birikim değil; milli gelirle büyümüş büyük sermayedir.
Rakamlar Ne Söylüyor?
Resmî ödemeler dengesi kalemleri, şirket bilançoları ve denetim raporları birlikte okunduğunda şu tablo ortaya çıkıyor:
Yasal sermaye çıkışı (yurt dışı yatırımlar, kâr transferleri, portföy hareketleri):
Yıllık yaklaşık 40–60 milyar dolar
Yasa dışı ve gri alan çıkışları (yasa dışı bahis, kayıt dışı transferler, kripto üzerinden taşınan suç gelirleri):
Yıllık yaklaşık 20–30 milyar dolar
Toplamda:
Her yıl 60–90 milyar dolar, yasal ya da yasa dışı yollarla Türkiye ekonomisinin dışına yöneliyor.
Bu rakamlar abartı değil; temkinli aralıklardır.
Bütçeyle Kıyaslayınca
Türkiye’nin merkezi yönetim bütçesi yaklaşık 300–350 milyar dolar seviyesindedir.
Bu ne demek?
Her yıl,
bir merkezi bütçenin yaklaşık dörtte birine yaklaşan büyüklükte kaynak,
ülke dışına akıyor.
Bu para:
Çalınmıyor
Ama içeride de kalmıyor
Yatırım, üretim, istihdam ve teknoloji olarak geri dönmüyor
Bu nedenle mesele suç değil;
aidiyet ve sorumluluk meselesidir.
Sermaye çevrelerinin sık kullandığı gerekçe şudur:
“Güven yok.”
Evet, güven önemlidir.
Ama şu soru daha da önemlidir:
Eğer her krizde ilk kaçan sermaye oluyorsa,
eğer refahı paylaşan ama riski paylaşmak istemeyen bir yapı oluşmuşsa,
burada sadece siyaset değil, sermayenin toplumla kurduğu bağ da sorunludur.
Çünkü güven tek yönlü bir talep değildir;
karşılıklıdır.
Bir de konuşulmayan alan var.
Yasa dışı bahis ve bağlantılı finansal ağlar üzerinden her yıl onlarca milyar dolarlık kaynak, kayıt dışı biçimde ülke dışına çıkıyor. Bu, sadece ekonomik değil; ahlaki ve sosyal bir çürüme alanıdır.
Vergi ödemeyen, istihdam üretmeyen, ama döviz talebini artıran bu yapıların bedelini, doğrudan toplum ödüyor.
Bu ülke sermayesine düşman değil.
Ama şunu sormak en doğal hakkıdır:
“Bu ülkede büyüyen servet,
bu ülkenin geleceğinde neden bu kadar az yer tutuyor?”
Eğer cevap hep başka ülkelerin tapu kayıtlarında, fonlarında ve hesaplarında gizliyse, mesele ekonomi olmaktan çıkar.
Bu, toplumsal sözleşmenin sessizce aşınması olur.
Ve bu soru, daha çok sorulacaktır.
Bir ülkede para yasal olarak çıkabilir.
Ama meşruiyet, sadece yasayla değil;
aidiyetle, sorumlulukla ve vicdanla kurulur.
Çünkü sermaye hukuktan kaçarak değil,
toplumla bağını kopararak kaybolur.
Ve bir toplumun en ağır kaybı,
parasının gitmesi değil;
parasını büyütenlerin, o topluma ait hissetmemesidir.
Asıl problem budur.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.