• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

MEZHEPLER NİÇİN VAR?

12 Aralık 2025, Cuma 00:18
MEZHEPLER NİÇİN VAR?

Mezhep kelimesi lügatte, takip edilen yol anlamına gelmektedir.

Dinimize göre ise mezhep, bir müslümanın dinini yaşayabilmek için takip ettiği usul ve kaidelerdir.

İslam dininin anayasası mesabesinde olan Kur’an-ı kerimde her şey açıkça bildirilmiş olsaydı, herhangi bir mezhebe ihtiyaç olmazdı.

Ancak böyle bir durumda: kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her iklim ve şartta, her müslüman için tek bir nizam olurdu.

Böylece, insanların yaratılışları ve yaşadıkları ortam birbirine benzemediği gibi asırlar ilerledikçe hayat şartlarında da bir takım değişiklikler olacağı için Müslümanların dinini yaşayabilmeleri zorlaşırdı.

Bunun içindir ki, Allahü teala, insanların bu ihtiyacını karşılamak için, insanlık tarihi boyunca Peygamber efendimiz gelinceye kadar, her bin senede yeni bir din göndermiştir.

Ancak İslamiyet, kıyamete kadar geçerli bir din olup, başka bir din gelmeyecektir.

Bunun için, Allahü teala, müminlere merhamet ederek bazı işlerin nasıl yapılacağını, Kur’an-ı kerimde açıkça bildirmemiş ve bu vazifeyi:

(İnsanlara açıklayasın diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44] buyurarak peygamber efendimize vermiştir.

Resulullah efendimiz de her şeyi açıkça bildirmemiş ve (Ulema, enbiyanın varisidir.) [Tirmizi] buyurarak bu görevi müctehid alimlere tevdi etmiştir.

Kimdir müctehid?

Mezhebe gerek yok, hadislere gerek yok, doğrudan Kur’an’dan al ilhamı diyen ahmaklar mı?

Tabi ki hayır.

Peygamber efendimize ilimde ve ahlakta varis olmakla şereflenmiş ehl-i sünnet vel-cemaat alimleri, kıymetli kitaplarında, müctehidin vasıflarını da açıklamışlar. Bunlardan biri olan Hadika’da diyor ki,

(Müctehid olmak için;

Arabi ilimleri ve Kur’an-ı kerimi ezbere bilmek,

 her ayet-i kerimenin manay-ı muradisini, manay-ı zımni ve iltizamisini bilmek,

ayet-i kerimelerin geldikleri zamanları ve gelme sebeplerini ve ne hakkında geldiklerini, külli ve cüzi olduklarını, nasih veya mensuh olduklarını, mukayyed veya mutlak olduklarını ve kıraet-i seba ve aşereden ve kıraet-i şazzeden nasıl çıkarıldıklarını bilmek,

hadis kitaplarındaki yüz binlerce hadisi ezberden bilmek,

her hadisin ne zaman ve ne için irad buyurulduğunu ve manasının ne kadar genişlediğini ve hangi hadisin diğerinden önce veya sonra olduğunu ve bağlı bulunduğu olayları ve hangi vaka üzerine buyrulduğunu ve kimler tarafından nakil ve rivayet olunduğunu ve nakledenlerin ne halde ve ne ahlakta olduklarını bilmek,

tefsir, usul-i kelam, kelam, usul-i hadis, ilm-i hadis, usul-i fıkıh, fıkıh ve ilm-i tasavvufa vakıf olmak ve

bu ilimleri öğrenebilmek için de, sarf, iştikak, nahv, kitabet, iştikak-ı kebir, lügat, metn-i lügat, beyan, meani, bedi, belagat, inşa denilen 12 alet ilmine vakıf olmak,

Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin işaretlerini, rumuzlarını, açık ve kapalı manalarını kavramak ve bu manalar kalbinde yer etmiş olmak,

kuvvetli iman sahibi olmak ve itminan ile dolu, nurlu ve saf bir kalbe ve vicdana malik olmak gerekir.)

Şimdi, sayın okurların insafına ve vicdanına bırakıyorum.

Bırakın vukufiyeti ve malik olmayı, bu ilimlerin ne anlama geldiğini bile açıklamaktan aciz olanların, müctehid olabilmesi mümkün müdür?

Bu alimleri tanıyamayıp müctehidlik taslayan zavallıların halet-i ruhiyesi şuna benzer ki;

Eşeğin sidiğindeki saman çöpüne binmiş sinek,

sidiği derya, kendini de kaptan-ı derya zannedermiş.

Allahü Teala eski ümmetlerde, Resül peygamberleriyle gönderdiği her bir dini, Nebi peygamberleri ile destekliyordu.

Ancak Kur’an-ı kerimde, Peygamber efendimiz için,

“… O, Allah'ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur….” (Ahzap 40) ve

İslamiyet için,

"Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, size nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçtim.” (Maide 3) buyurarak kıyamete kadar yeni bir din ve peygamber göndermeyeceğini haber vermektedir.

 Bu nedenledir ki, Allahü Teala, eski ümmetlerde Nebi peygamberlerin yaptığı dini kuvvetlendirme vazifesi için, bu ümmette müctehid alimler yaratmıştır.

Bir müctehidin ictihad ederek elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir.

Eshab-ı kiram efendilerimizin hepsi, birer müctehiddi ve her birinin mezhebi vardı.

Onlar bu bilgilerin hepsini ve daha fazlasını, Resulullah efendimizin kalplere işleyen, ruhları cezbeden sözlerini işitmekle, az zamanda edindiler.

Tâbiin ve Tebe-i tâbiin döneminde de müctehidler vardı. Bu müctehidlerin mezheplerinden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Diğerlerinin mezhepleri ise unutuldu.

Bu dört mezheb imamı ve bunların yolunda giden alimler, Peygamber efendimizi ve Eshab-ı kiramı örnek aldıkları için bunlara, Ehl-i sünnet vel-cemaat alimi denir. Bunlar birbirlerini din kardeşi bilirler ve severler.

Ehl-i sünnetin dört mezhebinin iman esasları, birbirlerinin aynıdır. Aralarında hiç fark yoktur. Ayrılıkları yalnız ameldedir. Bu da, Müslümanlar için bir kolaylıktır.

Zira her müslüman, vücut yapısına, yaşadığı iklim şartlarına ve iş hayatına göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer. İbadetlerini ve her işini, bu mezhebin bildirdiğine göre yapar.

Müslümanların, dört mezhebe ayrılmaları, Allahü tealanın rahmetidir.

Nitekim, (Ümmetimin (müctehid alimlerin) ihtilafı rahmettir.) [Beyheki, Deylemi] ve

(Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse, iki sevab alır.) [Buhari] hadis-i şerifleri de bunu teyit etmektedir.

Zira bir müslüman, kendi mezhebine göre ibadet yaparken, bir zahmet, bir meşakkat hasıl olursa, başka bir mezhebi taklit ederek, bu işi kolayca yapabilir.

Peygamber efendimizin yolu,

Kur’an-ı kerim ile hadis-i şerifler ile ve müctehid alimlerin ictihadları ile gösterilen yoldur. Bunların dışında kalan her şey bid’attir ve sapıklıktır.

Nitekim Peygamber efendimiz:

(Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, bunlardan yalnız biri Cennete girecektir. Bunlar, benim ve Eshabımın yolunda olanlardır.) [İbni Mace] buyuruyor.

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:

(Ehl-i sünnet alimlerinin bildirdiğine uymayan, her mana yanlıştır. Çünkü her sapık, Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uyduğunu sanır ve iddia eder. Kısa görüşü ile, bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarır, doğru yoldan kayar. Felakete gider.

Allahü teala, Kur'an-ı kerimde, (Kur'an-ı kerimde bildirilen misaller, çoklarını küfre sürükler, çoklarını da hidayete, doğru yola ulaştırır) (Bakara 26) buyurdu.

Ehl-i sünnet alimlerinin anladıkları mana doğrudur. Çünkü, bu manaları, Selef-i salihinin eserlerini inceleyerek elde etmişlerdir.

Doğru bilgileri bizlere ulaştıran bunlardır. Kurtuluş yolunu, yanlış yollardan ayıran onlardır. Onların hidayet ışıkları olmasaydı, bizler doğru yolu bulamazdık.

Doğruyu bozuk olanlardan ayırmasalardı, dalalete yuvarlanırdık. İslamiyet’i bozulmaktan koruyan onların çalışmasıdır. Onlara uyan kurtulur. Onlara uymayan sapıtır, herkesi de sapıtmaya çalışır.) [C.1/M.286]

Yani işin hülasası;

Yetmiş üç fırkadan ancak Ehl-i Sünnettir kurtulan.

Resulullahın yolunu onlardır bize sunan!

Yorumlar

  • yorum avatar
    Demir Karataş
    17-12-2025 15:18

    Allahü teala razı olsun.Çok güzel anlatmışsınız.

  • yorum avatar
    Halis
    13-12-2025 18:50

    Elinize sağlık,çok net bir şekilde kalem almışsınız.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.