• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

MEVLÂNÂ’NIN KEMANI

20 Aralık 2025, Cumartesi 00:20
MEVLÂNÂ’NIN KEMANI

(Yanı başına çeşitli çalgılar hatta keman bile konmuş Mevlânâ’yı anmak için yapılan ihtişamlı törenlerde, ruhu için bir Fatiha okutulduğuna şahit olanınız var mı?)

———

Ben böyle bir başlık yazmaktan hicap duyar, “Mevlânâ’nın kemanı” demeye bile utanırdım. Fakat bir yanda utanması lazımken umursamayanlar, bu tarafta ise benim anlatmam gerekenler var… 

.

İlk gençlik yıllarımdan beri hep gidip geldim Konya’ya. Mevlânâ hazretlerinin türbesinin müze olarak biletli, stadyuma girer gibi turnikeli ve sonradan tamamen açık ve ücretsiz olduğunu gördüm…

Şimdi şehrin büyük meydanlarından biri olarak gezilen bölgenin, küçük dükkanlarla kaplı olduğunu ve yıllar geçtikçe nasıl değiştiğini de gördüm.

Son yıllarda genişletilerek Mevlânâ Meydanı denen batı yönünden, yani derviş hücreleri arasındaki kapıdan, o yıllarda hatırı sayılır bir para vererek alınan biletle geçiliyordu bahçeye. 

Türbenin kapısı da tam karşıda kalır. 

Çok gençtim fakat daha ilk girdiğimde, şaşırmıştım. 

Burası cami olsa çalgı olmaz, kabir olsa müzik olmaz!..” diye geçmişti aklımdan? Öyleyse neydi bu mütemadiyen dinletilen ses? Ve neydi sandukaları gören camekânlardaki neyler, kudümler?

“Her neyse ne” diyemedim, aklıma takılı kaldı. Ve yıllar içinde oraya gene ve gene ve gene gittim. Bu arada pek çok kaynaklardan okuyup işin doğrusunu da öğrenmiştim…

Fakat…

Tam buraya tekrar döneceğiz, şimdi biraz da şu tarafa doğru bakalım: 

❤️❤️❤️

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri, 17 Aralık 1273tarihinde Konya’da vefat etmiştir.

Bu gece “Şeb-i Arûs” diye bilinir ve kelime burada okuduğunuz şekilde yazılır. Şeb: Gece, Arûs: Gelin, düğün, ikisi birlikte de “Düğün Gecesi” demektir.

Mevlânâ hazretleri, Allah-u tealaya kavuşacağı zamanı “Benim için ağlamayın; o gece vuslat gecesidir” diye anlattığı için de hatırlarda kalmıştır.

.

Mevlânâ hazretlerinin hayatını en iyi anlatan veya hazreti Mevlânâ’nın, hayatı en iyi anlatan sözü belki de şudur:

“Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol...

Peki bu sözden; “Beni sakın olduğumdan başka şekilde anlatmayın!” manâsı da çıkmıyor mu?

❤️❤️❤️

 

Şeb-i Arus törenleri veya semazen gösterilerini izlemeye pek çok gidenler oluyor. Bunlardan çoğunun zannettiğinin aksine, net olan gerçek kısaca şudur:

Herhangi bir “sema gösterisi” için “dinî / İslâmî bir ritüel” demek asla doğru değildir. Bunlar İslâm’ın farz, vacip, sünnet ibadetleri ve hatta mübahları arasında bile yer almaz.

Teknik olarak “İslâmî ritüel” demenin hatalı olduğu bu Mevlevî ayinlerine en fazla “sembolik uygulama” denebilir!

Sema; ibadet değildir.

Sema; dinin şartı değildir.

Sema; Mevlevîlik adıyla yürüyen bir yolun iç disiplinine ait sembolik hareketlerdir.

Günümüzde yapılanların çoğu içinse;

“Kültürel gösteri”, “Sanatsal temsil”, “Turistik sema gösterisi” ifadelerini kullanmak doğru olur.

.

Yeri gelmişken, pek bilinmeyen iki not ekleyeyim:

1-Uzun süre dönebilmek için hap kullanmayan, en azından kullanmamış semazen yok kadar azdır…

2- Bu işe son yıllarda kadınların da heveslendiği, göğüslerini sıkıca sararak erkeklerle beraber sahnede sema yaptığı ise, gazetelerde defalarca haber olmuştur.

❤️❤️❤️

 

HAZRETİ MEVLÂNÂ VE DÖNMEK

Meşhur menkıbe şöyledir.

Ateşte eriyip yumuşamış demire şekil vermek için “Dan-dann, dan-dann” diye ritmik şekilde vurulan çekiçlerin sesini belli ki “All-lah, All-lah” olarak duyduğu ve ateşte kızarmış demirin şekil alışını gördüğü an o mübarek kalbine bir hal olunca, hazreti Mevlânâ ellerini kaldırıp şöyle bir yekinmişti, denir…

Fakat… Kalp açılıp beden dönmüşse bile, bu hadise; 

“Önce dönelim de kalbimiz açılsın” manasına gelmez!..

.

SEMBOLLERLE DOLU SEMA AYİNLERİ

Bir semazen kendi ekseninde dönerken sağ elini yukarıda sol elini aşağıda tutar ki; “Hakk’tan alır, halka verir” demektir. 

Dönmek; atomdan gezegene kâinattaki hareketi temsil eder. 

Sikke, yani keçeden yapılma külah; nefsin mezar taşı demektir.

Tennure, üzerine giyilen beyaz elbise; kefenin sembolüdür.

Başın eğik duruşu; kulluk ve edep demektir.

Fakat dikkat! 

Bunların hepsi temsil ve semboldür, bunların hiçbiri ibadet şartı hatta İslam veya herhangi bir dinin kurallarından değildir.

.

BU İŞ NEDEN “GÖSTERİ”YE DÖNÜŞTÜ?

Tekke ve tarikatlar kapatılmıştı. İç disiplin kaybolup şekiller öne geçti.

Turizm ve sahne mantığı öne çıktıkça müzik ve hareketler estetize edilerek doğrudan seyirciyi tutmak hedeflendi.

Ve bu gösteriler “İslâmî” etiketiyle pazarlanmaya başlandı. Dışarıdan bakanlar için “mistik ibadet” algısı oluştu/ruldu.

❤️❤️❤️

 

MESNEVÎ’NİN EŞİ YOKTUR

Nakşibendî büyüklerinden Abdüllah-i Dehlevî hazretleri “Üç kitâbın eşi yoktur. Bunlar, Kur’ân-ı Kerîm ve Buhârî-i Şerîf ve Celâleddîn-i Rûmînin Mesnevî’sidir” buyurdu. Ya’nî, Evliyâlık yolunun kemâlâtını bildiren kitâbların en üstünü (Mesnevî), evliyâlık ve nübüvvet yollarının kemâlâtını ve inceliklerini bildirmekde ise, İmâm-ı Rabbânî’nin (Mektûbât)ının eşi yoktur. 

Mevlânâ Hazretleri, Ehl-i Sünnet itikadında bir Allah dostudur. Mevlânâ Hazretleri, hayatına haramı ve bid’ati bulaştırmamıştır; Mevlânâ Hazretleri, çalgı çalmamış, dans etmemiş, gösteri yapmamıştır...

Mesnevî’de geçen “dinle neyden” ifadesinde kastedilen de bir saz değil “Ben, üfleyenin sesini duyuran boş bir kamışım” demektir.

Bugün sema diye sunulan şovların büyük kısmı, Hazreti Mevlânâ’nın yaşadığı hakikatin yanından bile geçmez.

.

Dört mezhebe göre de raks etmek, zıplamak, dönmek hiç hoş karşılanmamaktadır. Kadın-erkek karışık sema yoktur. Çalgı eşliğinde sema ibadet değildir. Dönme hareketi bir ibadet olarak kabul edilmez.

.

Burada akla şu soru hiç gelmez mi?

Özellikle Müslümanlara izletilen bu semalar ve Şeb-i Arus törenlerinde, Evliyanın en büyüklerinden olan Hazret-i Mevlânâ’nın ruhu için neden Fatiha’lar okutulmaz ve şefaati için dualar edilmez? 

Yoksa bu bana mı hiç denk gelmez!..

❤️❤️❤️

 

TÜRBE VE KÜLLİYE

Selçuklu Sultanı, kendine ait bir gül bahçesini Âlimler Sultanı Bahâeddin Veled’e bağışlıyor. 

628/1231’e kadar yaşayan Sultânü’l-Ulemâ vefat edince buraya defnediliyor.

Mevlânâ da 672/1273’te vefat edince buraya, babasının yanına gömülüyor.

Önce sadece sanduka üstündeki türbe ve Kubbe-i Hadrâ’nın (türkuvaz yeşili on altı dilimli gövde ve konik külâh) bu günkü şekline gelmesi yüz yılı buluyor.

.

Külliye büyüdükçe türbe etrafında mescid, mutfak, derviş hücreleri ve semahâne oluşuyor.

1925’te tekke ve zaviyeler kapatılınca, yapılar ve içlerinde bulunanlar Konya Müzeler Müdürlüğü’ne bağlanıyor.

.

2 Mart 1927’de Mevlevî Dergâhı “Konya Âsâr-ı Atîka Müzesi” adıyla törenle açılıyor ve ardından İstanbul’daki bazı arkeolojik eserler de buraya getiriliyor.

1954’te yeniden düzenlenen dergâh resmen “Mevlânâ Müzesi” adını alıyor.

Dergâh 1927’de müze yapılırken avlu ve çevredeki mezarlıklar kaldırılıyor, mevcut olan birçok yapılar yıkılıyor ve külliye bambaşka bir şekle giriyor.

Yani Hazreti Mevlânâ’nın vefatından (1273) bir asır sonra türbesi bir külliye haline geliyor, altı buçuk asır sonra burası müze oluyor ve üzerinden bir asır daha geçerek günümüze ulaşıyor.

❤️❤️❤️

 

Bugün, sözünü ettiğimiz kapıdan bahçeye geçtiğinizde, sağda kalan Derviş Hücrelerinin, Mutfak bölümüne kadar tamamı ve revakların altına yerleştirilmiş camekanların içinde çok ama çok sayıda çalgı aletleri konmuş. 

Yani Mevlânâ Müzesi’ne girer girmez sizi bol miktarda üflemeli, telli ve vurmalı enstrümanlar karşılarken geri planda ise mütemadiyen bir müzik duyuyorsunuz. Bu ses müzede, bahçede, kabirlerin yanında, camide bile her yerden duyuluyor…

Ve oraya yerli yabancı çok sayıda turist, yetişkin ve çocuk geliyor.

Baba, diyor bir çocuk… Bunların hepsi Mevlânâ’nın mıymış? Ve camekana burnunu dayayıp diyor ki;

Baba bak, Mevlânâ’nın kemanı!..

❤️❤️❤️

Bunun böyle olmadığını anlamak için, hangi çocuk veya hangi ziyaretçi birçok kitap karıştırır veya siteyi inceler? Peki bu müzeyi gezenlerden kaç kişi;

Bu çalgıların hiçbirinin Hazreti Mevlânâ ile ilgisi yok.” kanaati ile oradan ayrılır?

Bunu çocuklar bilmez, sıradan vatandaş ile turistler de bilmez. Peki kafaları karıştıran bu yanlış, durumu bilen büyükler tarafından neden yapılır?

.

Biz yine de doğrusunu söyleyelim.

Bu müzik aletlerinin tamamı müzeye sonradan bağışlanmıştır… Kayıtlar açık. Envanter numaraları belli ve bağışlayanların adı bile yazıyor.

En kritik nokta ise şu: Bu listede yer alan çalgıların tamamı 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl eserleri olarak tarihlenmiş…

Küçük bir kısmını not edeyim mi?

Kız neyi 19. yy, Mevlâna Dergâhı’ndan. Bolâhenk ve Müstahsen 19. yy iki ney 1955’te İstanbul Kenan Rıfai Dergâhı’ndan gelmiş. Neyzen Tevfik’in meşhur “Solak neyi” 1953’te Abdülbaki Gölpınarlı tarafından müzeye bağışlanmış. Son hücrenişin Mehmet Arısoy Dede’nin neyi bizzat kendisi tarafından bağışlanmış. 

Ünlü bestekâr Eyyûbî Mustafa Sunar’a ait rebab, 1957’de müzeye verilmiş. Şerif Muhiddin Targan’a ait ud, Safiye Ayla tarafından 1983’te bağışlanmış ki göbeğinde 1917 tarihi ve makam isimleri yazılı. Kemençeler 20. yy’a ait Mirad Ustaoğlu tarafından 1963’te bağışlanmış. Ve daha niceleri…

Envanter numarası 1405 olan, katalogda “kol kısmı fildişinden yapılmıştır” denen 19. yüzyıl yapımı kemanı ise Laika Karabağ bağışlamış. 

.

Evet hem bu katalogda hem de TDV İA vb. akademik metinlerde Mevlânâ devrinden kalma herhangi bir çalgı aleti, hiç zikredilmiyor!..

Dolayısıyla “Bugün orada gördüğünüz hiçbir çalgı Mevlânâ devrinden kalma bile değil; hepsi sonraki asırların aletleri.(*)

❤️❤️❤️

 

ÇALGI ALETLERİ HANGİ TARİHTEN?

Mevlevîlerin sema tertibi Mevlânâ’dan yaklaşık 200–250 yıl sonra bu günküne benzer şekil almıştır.

Ney, kudüm, rebab, halile gibi çalgıların ayinde kullanımı 16. yüzyılda standartlaşmıştır.

Yani orada Mevlânâ dönemine ait hiçbir müzik aleti yoktur.

.

Mevlevîlik araştırmalarını bulduğumuz modern akademik kaynaklara da bakalım mı, ne demişler?

Annemarie Schimmel – The Triumphal Sun:

“Mevlânâ’nın uyguladığı vecd ile, bugünkü Mevlevî ayininde yapılan ritüel sema aynı şey değildir.”

Şefik Can:

“Mevlânâ’nın seması bugünkü semaya benzemez. O bir ritüel değil, bir haldir.”

Mehmed Zeki Pakalın (Osmanlı Tarih Deyimleri)

“Mevlevî âyininin bugünkü şekli, Mevlânâ’nın vefatından sonra kanunlaştırılmıştır.”

Abdülbâki Gölpınarlı (Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik)

“Çalgı, kıyafet, sema tertibi Mevlânâ zamanında yoktur.”

.

Merak edilen soruların cevabı şudur:

1) Mevlânâ Müzesi’ndeki çalgılar, Mevlânâ’nın zamanından değildir.

2) Mevlânâ’nın çalgı çaldığına dair tarihî bir kayıt yoktur.

3) Mevlânâ’nın çalgı dinlediğine dair de sahih bir kaynak yoktur.

4) Mevlânâ’nın bugünküne benzer sema yaptığına dair kayıt yoktur.

5) Sema ritüelinin bugünkü şekli, onun ölümünden çok sonra düzenlenmiştir.

6) Mesnevî’deki “ney” bir çalgıya işaret etmez; mecazdır.

Bunların aksi iddialar ise hakikatin tahrifidir.

❤️❤️❤️

 

MEVLÂNÂ BUGÜN YAŞASAYDI

Acaba biletli, alkışlı, programlı, fotoğraflı, turistik sema gösterilerinden birini bile izlemeye tahammül eder miydi?

“Dönene değil, hâline bakın” demez miydi?

Sema yapanı mı namaz kılanı mı önde tutardı? 

“Beni böyle temsil etmeyin” demez miydi? Yoksa, iyi düşünün;

“Benim adımı kullanıp döneceğinize, benim izime basa basa Muhammed Aleyhisselam’ın yolunda yürüyün” mü derdi?..

.

Biz de diyelim ki:

Hazret-i Mevlânâ’nın ve bütün din büyüklerimizin ruhu ve şefaatleri için, el Fatiha.

 

——————-

(*)NOT: Burada geçen tarih ve envanter bilgileri;

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Mevlânâ Külliyesi” ve “Mevlânâ Müzesi” maddelerinden, Mevlânâ Dergâhı’nın resmî tanıtım sitesi olan mevlanaturbesi.semazen.net’in “Mûsikî Aletleri” bölümünden derlenmiştir. 

Yorumlar

  • yorum avatar
    Fatma
    21-12-2025 12:39

    Bu semazen dansları İslam dininin ve hatta herhangi başka bir dinin kuramı olmadığına göre yeni bir din uydurulmuş demek ki. Ama bu din uyduranlar neden gidip kendilerine özgün bir din uydurmuyorlar da, İslam dininin veya evliyasının yolunun içini boşaltarak oraya yuvalanmaya çalışıyorlar alçakça, haince, namertçe?..

  • yorum avatar
    Hicran Seçkin
    21-12-2025 12:32

    “Burası cami olsa çalgı olmaz, kabir olsa müzik olmaz!..” Evet, dinimiz İslamiyet camiye çalgı aleti, kabristana müzik sokmayan dindir. Peki bu evliyanın büyüğü mübarek zata yapılan eziyet nedir? Ve bu eziyette dahli olanlar bunun bedelini nasıl ödeyecektir? Yazıklar olsun!

  • yorum avatar
    Havva Şengün
    21-12-2025 11:40

    Mevlana Celaleddin Rumi'anma törenlerine bir defa katıldım. Yorumlarınız tarafsız değil eleştirel bakış açısı ile kaleme alınmış. Size katılmıyorum.

  • yorum avatar
    Kerime tunçbilek
    21-12-2025 11:15

    Mevlana ve müze hakkındaki kafamıza takılan sorulara topluca cevap almış olduk.Teşekkürler.

  • yorum avatar
    Haydar Lafcı
    20-12-2025 20:30

    Allah razı olsun Muammer karu. Geçmişten günümüze kadar tarihi anlatarak, bir çok sorulara ve bilinmez konulara ışık tutttun. Bilgilerinizin bazıları tazelendi, birçok yemi bilgi de öğrenmiş olduk

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.