• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

MARDİN KALESİ’NDEN KUDÜS’E UZANAN TARİHÎ HAFIZA

29 Temmuz 2026, Çarşamba 11:26
MARDİN KALESİ’NDEN KUDÜS’E UZANAN TARİHÎ HAFIZA

Mardin, yalnızca taş evleri, dar sokakları ve kadim mimarisiyle değil; taşıdığı tarihî hafızayla da çok özel bir şehirdir. Bu şehirde bulunmak, hele Mardin Kalesi gibi her zaman çıkılması mümkün olmayan bir noktadan Mardin’e bakmak, insanın zihninde birçok kapı açıyor.

Mardin Valiliği ve Artuklu Üniversitesi’nin davetiyle Kudüs kitabının tanıtımını Mardin’de yapmak, bir yazar için büyük bir şereftir. Böyle kadim, böyle tarihî, böyle özel bir şehirde bir kitabın tanıtımını yapmak herkese nasip olmaz. Bu yüzden bu davetin, sadece bir kitap lansmanı değil, aynı zamanda Mardin ile Kudüs arasındaki bağı hatırlama vesilesi olduğunu da görmek gerekir.

Mardin Kalesi çok özel bir kaledir. Tarih boyunca eski el yazmalarında bu kale bir kartal yuvası gibi anlatılmıştır. Gerçekten de Mardin’e yukarıdan bakıldığında kale, yüksek kayalıklar üzerine kurulmuş, aşılması neredeyse imkânsız bir kartal yuvasını andırır. Aşağıya doğru uzanan dik yamaçlar, burçlar ve şehrin sıralanan taş dokusu bu manzarayı tamamlar.

Bu kalenin bir namı vardır: Timur’un bile alamadığı kale.

Timur, Orta Asya’dan Semerkant’tan kopup gelmiş, Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid gibi büyük bir gücü mağlup etmiş, önüne çıkan birçok kaleyi almış bir hükümdardı. Fakat Mardin Kalesi’ni alamamıştır. Bu durum bile kalenin ne kadar güçlü,ne kadar stratejik ve ne kadar zor bir noktada bulunduğunu göstermeye yeter.

Mardin’e “gerdanlık gibidir” derler. Hele gece bakıldığında şehir, taşların ve ışıkların birbirine karıştığı muhteşem bir manzara verir. Bu yönüyle Mardin, Kudüs’e de çok benzer. Kudüs Kalesi ve eski Kudüs nasıl surlarla çevrili, katman katman tarih taşıyan bir şehir görüntüsü veriyorsa, Mardin de benzer şekilde kale eteklerine dizilmiş, kadim hafızasını bugüne taşıyan bir şehir olarak karşımıza çıkar.

Mardin Kalesi’nden bakıldığında şehrin birçok önemli yapısı görülür. Halk arasında Şeyh Çabuk Camii olarak bilinen yapının içinde bir sahabe kabri vardır. Bu zat, Peygamber Efendimiz aleyhisselatü vesselamın arkadaşlarından Abdullah bin Enes Hazretleri olarak anlatılır. Efendimizin postacısı, yani zaman zaman mektuplar götüren bir ulak olduğu ifade edilir.

Mardin’in en dikkat çekici taraflarından biri de farklı dinleri ve farklı unsurları yüzyıllardır bir arada yaşatmasıdır. Şeyh Çabuk Camii’nin hemen yakınında Kırklar Kilisesi bulunur. Cami ve kilise aynı şehir dokusu içinde yan yana durur. Bu tablo, Mardin’in tarih boyunca farklı inançların, farklı toplulukların ve farklı kültürlerin kardeşçe yaşadığı bir şehir olduğunu gösterir. Mardin kardeşliği, hem ülkemize hem de dünyanın birçok yerine örnek olabilecek bir değerdir.

Mardin Ulu Camii de bu manzaranın en güçlü unsurlarından biridir. Yivli kubbesi ve zarif minaresiyle şehir siluetinin merkezinde yer alır. Mardin Ulu Camii’nin minaresi, gökyüzüne uzanan bir şehadet parmağı gibi anlatılır. 53 metre uzunluğundaki minare, Mardin’de yaşamış büyük medeniyetlerin motiflerini taşır. En alt bölümde kufi yazı görülür. Bunun Artuklular ve Akkoyunlularla ilişkili olduğu ifade edilir. Üst kısımlarda damla, gözyaşı, kapı motifleri ve cennetin kapılarını hatırlatan semboller yer alır.

Mardin’in tarihî dokusunda medreselerin de özel bir yeri vardır. Zinciriye Medresesi, kalenin eteğinde iki yivli kubbesiyle dikkat çeker. İçinde Artuk Bey’in oğlu İsa Bey’in kabri bulunur. Artuk Bey’in oğulları ve torunları Mardin’de yatarken, onların eser izleri Kudüs’e kadar uzanır. Bu da Mardin ile Kudüs arasındaki bağın ne kadar derin olduğunu gösterir.

Şehidiye Medresesi de Mardin’in önemli yapılarından biridir. Bugün cami olarak kullanılsa da tarihî kimliği bir medresedir. Avlusunu çevreleyen öğrenci odaları, eyvanı ve su düzeniyle Mardin’de ilim, mimari ve estetiğin nasıl iç içe geçtiğini gösterir. Şehidiye’deki su düzeni, insan hayatının doğumdan ölüme doğru akışını hatırlatan sembolik bir anlatım taşır.

Mardin’de Raziye Hatun’un kabri de önemli bir hatıradır. Arapça kaynaklarda adı Sitti Radviye olarak geçen Raziye Hatun’un türbesinde Peygamber Efendimiz aleyhisselatü vesselamın mübarek kadem-i saadet izlerinin, yani ayak izi hatırasının bulunduğu anlatılır. Bir hanımın okul yaptırması, türbesini onun içine koydurması ve kabrinin başında böyle bir hatırayı istemesi, insanın öldükten sonra yatmak isteyeceği en güzel yerlerden birini düşündürür.

Mardin’in Kudüs ile bağı denildiğinde Artuk Bey’i ayrıca anmak gerekir. Artuk Bey’in kabri Kudüs’tedir. Bugün birçok insan bunu bilmez. Hatta bu bilginin sistemli şekilde unutulduğunu ya da unutturulduğunu söylemek gerekir. Kudüs’ü kaybedişimizin üzerinden henüz çok uzun bir zaman geçmedi. Buna rağmen Artuk Bey’in kabrinin Kudüs’te olduğunu bile unuttuk.

Artuk Bey 1073’te Kudüs’e gitti ve 1092’de Kudüs’te vefat etti. Kudüs’teki Hazeki mezarlığında kabri bulunur. Mardinliler Hankahı olarak bilinen devasa yapı da onunla ilişkilendirilir. Bu hankah bugün hâlâ ayaktadır. Artuklu mezar taşlarının Mardin Kalesi kazılarında çıkan örneklerle Kudüs’teki Artuk Bey’in kabri çevresindeki taşlarla örtüşmesi, bu tarihî bağın ne kadar canlı olduğunu gösterir.

Selahaddin Eyyubi 1187’de Kudüs’ü fethettiğinde, şehre girerken şehit olan bazı kimseler de Artuk Bey’in haziresine defnedilmiştir. Bu da Artuk Bey’in Kudüs hafızasındaki yerini daha da anlamlı hale getirir.

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: İzlerimizi bilmemiz lazım. Dünyanın dört bir yanındaki izlerimizin farkında olmamız lazım. Mardin’den Kudüs’e, Kayseri’den Kudüs’e, Anadolu’nun farklı şehirlerinden İslam coğrafyasının kadim merkezlerine uzanan bağları yeniden hatırlamamız gerekiyor.

Tanzimat’tan bu yana üzerimize serpilen küçüklük kompleksi ve ölü toprağından artık silkinip ayağa kalkmamız lazım. Mardin Kalesi’nden bakıldığında yalnızca taş bir şehir görülmez. Kudüs’e uzanan hafıza, Artukluların izi, sahabe hatıraları, medreseler, camiler, kiliseler ve yüzyılların kardeşliği görülür.

Mardin, bu yönüyle sadece gezilecek bir şehir değil; okunacak, anlaşılacak ve hatırlanacak bir tarih kitabıdır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.