• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

KUR’AN-I KERİM AYETLERİNİN İSTANBUL SURLARINA YANSIYAN DETAYLARI

08 Temmuz 2026, Çarşamba 11:26
KUR’AN-I KERİM AYETLERİNİN İSTANBUL SURLARINA YANSIYAN DETAYLARI

İstanbul şehir surları kendi içinde üçe ayrılıyor: Marmara Denizi surları, kara surları ve Haliç surları.

Kara surları Marmara Denizi’ne kadar üçlü sur sistemi halinde devam ediyor. Marmara Denizi surları, kara surlarının denizle birleştiği yerden Topkapı Sarayı’na doğru uzanıyor. Üçüncü sur ise Topkapı Sarayı’nın bulunduğu Sarayburnu’ndan Haliç istikametine doğru devam eden Haliç surlarıdır.

Tekfur Sarayı’ndan Eğrikapı’ya kadar uzayan 12 burç vardır ve bunlara Manuel Duvarı denilir.

Manuel kim?

Bizim Miryokefalon Savaşı’nda, 1176 yılında Kılıç Arslan’ın yenilgiye uğrattığı Manuel Komnenos. O meşhur Manuel bu. Miryokefalon Savaşı’ndan sonra Anadolu’da Türk varlığı artık kalıcı hale geliyor. Romalılar da Anadolu için Türkiye demeye başlıyorlar. İşte o savaşta yendiğimiz Roma imparatoru, Tekfur Sarayı ile Eğrikapı arasındaki bu burçları yaptırıyor.

Eğrikapı’dan sonra Ayvansaray surları başlıyor. Burası, Latin istilasından sonra yeniden toparlanan Doğu Roma İmparatorluğu’nun kendine yeni bir yönetim merkezi seçtiği bölgedir. İstanbul yine aynı İstanbul’dur ama yönetimin cereyan ettiği yer artık Sultanahmet Meydanı değil, Blaherna bölgesidir.

Blaherna, surların içinde kalan üçgen bölgedir. Doğu Roma İmparatorluğu son yönetim merkezi olarak burayı seçiyor. Roma’nın son saray bölgesi, seyir terasları, kuleleri ve surları burada bulunuyor.

Fakat bu bölgenin asıl heyecan verici tarafı, Kur’an ayetleriyle tarih arasında kurulan bağdır.

Peygamber Efendimiz “sallallahu aleyhi ve sellem”e peygamberliğin geldiği yıllarda İstanbul çok sıkıntılı günler yaşıyordu. İslam daha Mekke dönemindeyken Sasaniler İstanbul’un çevresine kadar gelmişlerdi. Bir tarafta Sasaniler, diğer tarafta Balkanlardan gelen Avarlar ve Slavlar vardı.

Rum Suresi’nin ayetlerinin nazil olduğu o günlerde Heraklius, şehri koruyabilmek için savunma sistemini güçlendiriyor ve bu bölgede üç tane burç yaptırıyor.

Kur’an ayetlerinin İstanbul surlarına yansıyan detaylarını gördüğünüz zaman insanın hem imanı artıyor hem heyecanı artıyor. Mekke’de ne oldu, İstanbul’da ne oldu; bunları kronolojik olarak yan yana getirdiğiniz zaman arkeoloji, tarih ve sanat tarihi Rum Suresi’nin ayetleriyle çok dikkat çekici şekilde örtüşüyor.

Miladi 610 yılı, Peygamber Efendimiz “sallallahu aleyhi ve sellem”e peygamberliğin geldiği tarihtir. Ondan sekiz yıl önce, 602 yılında Roma İmparatorluğu’nun başında Maurikios vardı. Çok ünlü bir generaldi. Sasanilerle mücadele etmiş ve II. Hüsrev’in Sasani tahtına çıkmasına yardım etmişti.

Fakat bir kış döneminde ordusunu Slavların üzerine sefere gönderince Phokas adındaki general isyan ediyor. Orduyu peşine takıyor ve Maurikios’u indiriyor. Phokas o kadar zalim bir adam ki Maurikios’u indirir indirmez ailesini de öldürtüyor.

602’den 610 yılına kadar Roma İmparatorluğu’nu demir yumrukla yönetiyor.

II. Hüsrev ise kendisini tahta çıkaran Maurikios’un öldürülmesi üzerine Phokas’a savaş açıyor. O günlerde Kuzey Afrika’da Heraklius’un babası bulunuyor. Baba Heraklius da Maurikios’u çok seviyor ve Phokas’a karşı ayaklanıyor.

İstanbul’da ekonomi dağılmış, devlet çok kötü duruma düşmüş. İstanbul halkı ve bazı yöneticiler Heraklius ailesine haber göndererek kendilerini kurtarmalarını istiyorlar.

Yıl 610.

İslam’ın geldiği yıl.

Oğul Heraklius donanmayla Sarayburnu önlerine geliyor. İçeride halk ayaklanıyor ve Phokas indiriliyor. Heraklius tahta geçiyor ama devlet neredeyse devlet olmaktan çıkmış durumda. Şehrin çevresinde on binlerce Sasani askeri var. Diğer tarafta Avar orduları var. İstanbul büyük bir kuşatma tehdidi altında.

Heraklius bunun üzerine şehrin savunmasını güçlendiriyor ve Ayvansaray çevresindeki burçları yaptırıyor.

O günlerde bütün dünya Roma-Sasani mücadelesini konuşuyor. Kâbe avlusunda bile bu mesele tartışılıyor. Hazreti Ebubekir “radıyallahü anh” bir gün Kâbe’nin avlusundan geçerken müşrik reislerinden biri ona sesleniyor:

“Hayırdır, çok mu üzülüyorsun? Bak bizimkiler sizinkileri nasıl yeniyor.”

“Bizimkiler” dedikleri ateşe tapan Sasaniler. “Sizinkiler” dedikleri ise her ne kadar Hristiyanlık sonradan bozulmuş olsa da ehl-i kitap olarak kabul edilen Hristiyanlar.

Tam o günlerde Rum Suresi’nin ayetleri nazil oluyor:

“Rumlar yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Fakat onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip gelecekler.”

Arapçada burada “bız” diye bir ifade geçiyor. Bu ifade üç ile dokuz yıl arasındaki bir süreyi anlatıyor.

Hazreti Ebubekir, “radıyallahü anh” Rumların çok yakında Sasanileri yeneceğini söylüyor.

Nasıl yenecek?

Sasani orduları gelmiş İstanbul duvarlarının dibine. Şehre girdikleri anda Roma diye bir şey kalmayacak. Trakya taraflarında da Avar orduları var. Roma gitti gidiyor.

Böyle bir durumda müşrikler Hazreti Ebubekir’in “radıyallahü anh” sözlerine gülüyorlar.

Hazreti Ebubekir, “radıyallahü anh” Kur’an’da ayet nazil olduğunu söylüyor. Bunun üzerine aralarında bir iddia oluyor. O günlerde kumar ve iddiayı yasaklayan ayetler henüz gelmemişti. Bunlar Medine döneminde gelecekti.

Hazreti Ebubekir “radıyallahü anh” önce süreyi üç yıl olarak düşünüyor. Rumlar yenerse 10 genç dişi deve alacak, Sasaniler kazanırsa 10 deveyi kendisi verecekti.

Daha sonra Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem”e gidip durumu anlatıyor. Peygamberimiz ona, ayetteki ifadenin üç yıl değil, üç ile dokuz yıl arasındaki bir süreyi anlattığını söylüyor.

Bunun üzerine süre uzatılıyor ve ödül 100 deveye çıkarılıyor.

Aradan yıllar geçiyor.

Heraklius ordularını topluyor. Avarları püskürtüyor, Sasanileri geri çekilmeye zorluyor. Sonra yene yene Kudüs’e giriyor. Sasaniler Kudüs’ü ele geçirmişlerdi. Heraklius onları geri püskürtüyor ve başkentlerine kadar takip ediyor.

Rumların büyük zafer kazandığı dönemde Müslümanlar da Bedir Savaşı’nın sevincini yaşıyorlar.

Kur’an ne diyordu?

“O gün müminler Allah’ın yardımı sebebiyle sevinecekler.”

Hazreti Ebubekir’in “radıyallahü anh” iddiaya girdiği Ubey bin Halef öldürülüyor ama oğulları babalarının sözünü tutuyorlar. 100 genç dişi deve Medine’ye gönderiliyor. Hazreti Ebubekir “radıyallahü anh” develeri alıp Peygamberimize:

“Ya Resulallah, ne yapalım bunları?” diye soruyor.

Peygamberimiz de:

“Fakirlere, ihtiyaç sahiplerine dağıtın.” diyor.

Rum Suresi’nin nazil olduğu Mekke günlerinde yapılan bu burçlar bugün hâlâ ayakta. İnsan bu burçların yanında durunca tarihle Kur’an-ı Kerim ayetleri arasındaki bağı çok daha güçlü hissediyor.

Bölge aynı zamanda İstanbul kuşatmalarının manevi hatıralarını da taşıyor. Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”in vefatından kısa süre sonra başlayan İstanbul kuşatmalarında bu surlar hep ana hedeflerden biri olmuş.

Birçok sahabe ve tabiin burada mücadele etmiş. Eğrikapı ve Ayvansaray çevresinde bugün de farklı sahabe ve şehit kabirleri bulunuyor.

Burası İstanbul’un içinde unutulmuş büyük bir tarih hazinesidir. Böyle bir bölgenin tabiatını bozmadan, betona gömmeden korunması gerekir.

Burası bir İtalyan’ın, bir Fransız’ın ya da bir Alman’ın elinde olsa dünya turizmine açılırdı. Roma’ya gidiyorsunuz Kolezyum’u görüyorsunuz, Vatikan’a gidiyorsunuz başka bir tarih görüyorsunuz.

İstanbul’un da böyle yerleri var.

Bu surlar yalnızca taş duvarlar değildir. Kur’an ayetlerinin, Roma-Sasani mücadelesinin, Heraklius’un savaşlarının, İstanbul kuşatmalarının ve sahabe hatıralarının bir arada yaşadığı sessiz şahitlerdir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.