KOYNUMUZDA BESLEDİKLERİMİZ!
12 Mart 2026, Perşembe 05:39
Tanzimat sonrası Osmanlı’nın okumuş nesilleri Fransız ihtilalinden mülhem İttihat Terakki etrafında birleşerek biraz da askeri kanadın ağırlıkta olması hasebiyle önce 2.Meşrutiyeti ilan ettirdiler sonrada 600 yıllık Osmanlı yurduna baykuşları musallat ettiler.
Sonra istila edilen vatan topraklarının çok az bir kısmı muvazaa ile kurtarılıp yeni bir devir başladı.
Cumhuriyeti kuran kadro İttihat Terakki’nin B kadrosuydu. Fikren de aynıydı, zikren de.
Ve yapmayı planladıklarını veya ellerine verilen listeyi bir bir yerine getirmeye başladılar.
Bin yılı aşkındır İslam’la şereflenip onu 3 kıtada şanla temsil eden aziz milletten dinine dair ne varsa silmeye çalıştılar. Yazısına, giyimine, tarihine, velhasıl her şeyine ceberrut bir şekilde müdahale edip Batı normlarına uygun yeni bir nesil ihdas etmek için ne gerekiyorsa (kanunen, talimatlarla,) yaptılar.
Bürokraside, ticarette, askeriyede yeni rejimin sadık kullarını ihya edip onlara koşulsuz makamlar ihdas ettiler.
1950-60 arası az yörüngeden çıktığını gördüklerinde askeri darbeyle rejimin ayarlarını yeniden dizayn ettiler.
24 Anayasasını mülga ilan edip 1961’de yeniden yazdırıp bir de rejimi korumak için Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı ve Askeri nizamnamenin 35. Maddesi yetmezmiş gibi Anayasa Mahkemesi ihdas ettiler.
Olur da Meclis’te gerici unsurlar çoğunluğu elde eder rejime mugayir bir kanun çıkarırlarsa o iptal edilebilsin diye.
Tabi bunlar yeni rejimin kendini koruma ve kollama refleksleriydi.
Daha önceki yazılarımda da yer yer bahsettiğim gibi siyaseti de kendi istedikleri şekilde, kendi tayin ettikleri eliyle yapmış ve bunu epey sürdürmüşlerdi. Ama Batı’dan gelen bu tek parti eleştirileri, daha çok hürriyet baskıları sonucu 1946 sonrası çok partili hayata geçildi.
1960 yılına gelindiğinde bir ders daha alındı.
Hangi parti olursa olsun (Dindar, Milliyetçi ya da sosyalist) o partilerde de rejimin bendeleri olmalı, işler rayından çıkmadan müdahale edilmeliydi.
Hani Nevzat Tandoğan’ın “ulan bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz” söyleminde olduğu gibi.
1960 sonrası bilhassa kurulan partilere baktığınızda bunu rahatlıkla görmek mümkündür.
Bugün benimde bir zamanlar safında kavga verdiğim MHP’nin liderinin geçmişine baktığınızda bunu zaten görürsünüz. Ayrıca girmeyeceğim. 1948 yılı ve 1954 yıllarında Amerika’da kontrgerilla eğitimleri, 60 darbesinin kudretli albayı olması zaten onun rejimin koruyucusu olması için yeterlidir.
Sosyalist görüşlü TİP içine bakarsanız söylemleri her ne kadar aykırı görünse de Yahudi Allian İsrailite mezunu Mihri Belli, CIA casusu Ruzi Nazar’ın viski arkadaşı Çetin Altan’ın özde çokta sosyalist olmadıkları zaten ortaya çıkar.
Bizim mahallenin yıllarca liderliğini yapmış, her defasında dindarlara aslında saç baş yoldurması gereken Erbakan’a gelirsek, bazılarının ezberlerini bozacağım.
28 Şubat’ın mağduru değil kendileri bizzat müsebbibidirler.
Onun o boncuk boncuk terlediği MGK fotoğrafına bakarak ağıtlar düzecek değilim.
Başbakan olarak ilk ziyaretini Libya’ya yapıp Kaddafi’den bir de zılgıt yemesi, Afganistan’da Burhanettin Rabbani’nin dizi dibine oturması, sanki devletin bütün aygıtlarına hakimmiş gibi İslam’ın dinarı filan lafları etmesi, ramazanda Başbakanlık konutunda şeyhlere iftar gibi abukluklar, rejimin bekçilerini harekete geçirmiş ve bunun sonunda Türkiye’de dini hayattaki birçok kazanım maalesef elden gitmiş, (İmam-Hatiplerin uzun yıllar kendine gelmesi zaman almış, kızlar okul önlerinde sürüklenmiş) Türkiye daha sonraki birkaç yıl içinde de ekonomik olarak muktedir generaller ve işbirlikçileri eliyle soyulmuştur.
Ayrıca, Türkiye’den 1960’ların sonunda Almanya’ya giden Erbakan, 1970 yılında İsviçre Lozan’da sol tandansıyla bilinen eski Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’la baş başa bir gün neyi görüşmüş olabilir ki, seneye kalmadan Türkiye’ye dönüp Milli Nizam Partisi’nin başına geçmiştir.
Fazla detaya girmeden ben bilinen eski üç partimizden misaller verdim.
Bir de rejime biat etmişler yanında bir zümre var ki onlar ayrıca kollanıyorlar.
Selanik devşirmeleri. Bakın Selanik Osmanlı’nın en büyük vilayetlerinden biri. Biz burada Anadolu’ya göç etmiş Selanik Vilayetinin gariban, yoksul taşra halkını kastetmiyoruz. Onlar genelde Anadolu’dan fetihlerle oraya göç etmiş özbeöz Türkmenlerdir.
Bizim bahsettiğimiz avdeti olan bilhassa Selanik merkezden buraya göç etmiş ve 1923 mübadelesi sonrası ülkenin en güzel yerleri peşkeş çekilmiş olanlardan bahsediyorum.
Bunların isimleri sizin benim isimlerimiz gibi olduğu için biz onları bilmiyoruz. Ama onlar birbirlerini biliyorlar. Bilhassa okumuş kadroları Şişli Terakki yeni ismiyle Işık liselerinden mezun oldukları için zaten tanıyorlar. Daha imkanları geniş olanlar Robert Kolej, kızları Amerikan kız Kolejini tercih ederler.
Tabi bunlar haricinde bir de Ermeni iken Müslüman alevi olduğunu söyleyenler, bilhassa Trabzon Gümüşhane hattında Pontus artığı Rum olup Müslüman görünenler, Hazar, Tad ve Karaim Yahudileri, geçmişte Osmanlı’ya ihanet edenlerin torunları..
Bunları biz bilmeyiz ama bir merkez bütün bunların kaydını tutuyor ve kimin ticari olarak, siyaseten ya da akademik, bürokratik merdivenlerde yükseleceğine destekleneceğine karar veriyor.
Peki bunlar nasıl ilerliyor, birbirlerini destekliyor?
Bir Rus düşünce adamın “Kurt Adam” fikri var.
Bir topluma giren aynı fikri yapıda emeldeki iki kişi birbirini bilir ama o girdikleri toplumdakiler onları bilmez. Onlar her halükarda birbirlerine destek olduğu için basamakları hızla yükselir, topluluğun diğer bireyleri de birbirlerinin ayaklarını kaydırır.
Ve netice de bir gün o topluluğun en tepesine o kurt adam yerleşir.
İşte belli bir merkezde kayıtları tutulan yukarıda saydığım “kurt adamlar” Türk toplumunda bizler birbirimizin ayaklarını kaydırırken, onlar birbirlerini destekler ve makam mansıp elde ederler, başımıza yönetici olurlar.
Meral Akşener’in en milliyetçi partinin başına geçmesi gibi…
Müşahhas misallerle devam edeceğiz efendim…
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.