KAYBOLAN NEZAKETİN SESSİZ ÇIĞLIĞI Adabı Muaşeret Neredesin?
14 Aralık 2025, Pazar 00:20
Zaman değişti…
İnsanlar hızlandı, yollar kısaldı, konuşmalar çoğaldı ama gönüller daraldı.
Bir zamanlar ömrümüzün süsü olan “âdâb-ı muâşeret”, yani güzel davranışların ince ilmikleri, modern dünyanın telaşında birer birer söküldü sanki.
Eskiden bir selâmın sıcaklığı yetiyordu iki gönlün arasındaki mesafeyi kapatmaya.
Şimdi ise selâm vermeye bile üşeniyor bazı insanlar…
Oysa Sevgili Peygamber Efendimiz (Aleyhisselam) “Aranızda selâmı yayınız,” buyurmuştu;
Çünkü selâm sadece bir söz değil, kalpten kalbe açılan bir kapıydı.
Göze bakarak konuşmanın inceliğini, dinlerken susmanın edebini, teşekkür ederken yüzün yumuşamasını unuttuk.
Hâlbuki Sevgili Peygamber Efendimiz (Aleyhisselam) “İnsanlara güzel söz söyleyin” diyerek gönülleri incitmeyen bir dil emanet etmişti ümmetine.
Tatlı sözün sadaka olduğunu, tebessümün bile bir ibadet sevabı taşıdığını öğretmişti.
Modern dünyanın telaşı bize çok şey öğretmiş olabilir;
Ama insanın insana tebessüm etmesinin kıymetini hafifletti.
Bir çocuğun başını okşamak, bir büyüğün elini öpmek, bir kapı aralığında yol vermek…
Belki saniyelik bir jest;
Ama unutmayalım ki Efendimiz, “Kim mümin kardeşine bir kolaylık sağlarsa, Allah da ona kolaylık sağlar” buyurur.
Günümüzde insanlar birbirini dinlemiyor, cümleler kesiliyor, selamlar yarım kalıyor.
Kırmamaya çalışmak yerine savunmaya geçiyor, gönülleri tamir etmek yerine daha da incitiyoruz.
Hâlbuki İslam, kırılan kalbi onarmayı, gönül almayı, yumuşak olmayı öğütler.
Rabbimiz, Sevgili Peygamber Efendimize (Aleyhisselam) hitaben;
“Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, insanlar etrafından dağılıp giderdi” buyurur.
Demek ki insanı insanda tutan şey, yumuşak bir kalp ile güzel bir davranıştır.
Adâb-ı muâşeret sadece “görgü kuralları” değildir;
Bir medeniyetin aynası, bir kalbin dışa yansıyan ahlakıdır.
İnsanın insanı incitmemek için gösterdiği çabadır.
Kırmamak… kırılmamak…
Sessizce ama özenle yaşamak…
Belki de yeniden başlamalıyız.
Sokaklarda selâmı çoğaltarak, sofralarda paylaşmayı büyüterek,
Sözümüzü yumuşatarak, kalbimizi genişleterek…
Çünkü nezaket bir lüks değil; İslam’ın bize emanet ettiği bir kulluk edebidir.
Modern zamanlar çok şey aldı elimizden;
Fakat geri almanın yolu hâlâ elimizde:
Bir tebessüm…
Bir teşekkür…
Bir gönül inceliği…
Bir selâm…
Belki küçük görünür; ama unutulmuş bir dünyayı yeniden kurmaya yeter
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.