İYİ SÜRMÜŞLER TARLAYI…
09 Nisan 2026, Perşembe 08:41
Benim köyüm; Kızılırmak’ın kıyısında bin yıllık bir Türkmen köyüydü.
Bafra’nın bilinen en eski ve en büyük köyü.
Şehre çok uzak, dağların arasındaki bu sakin köyde 1960’ların sonunda hareketlilik oldu.
Kurtça adıyla nam salmış biri casus yakalamıştı. Okuldan koşa koşa geldik Sokudaşı’na.
Bütün köy toplanmış, orta yaşlardaki birinin konuştuklarını da anlamıyor öylesine aval aval bakıyorlardı.
Almanmış. Josef’ti adı sanırım. Küçük bir kayıkla ırmakta seyahat ederken bizim Kurtça Dayı yakalamış, taşla sopayla.
Neyse köy halkı casus olmadığına kanaat getirince adama ikramlar edildi ve izzetle yolcu edildi.
Sanırım bir müddet sonra bu Josef çocuklar için giysi bile yollamıştı köye.
10 yıl kadar sonra ben okuldayken köye 2 Japon gelmiş.
Ekte verdiğim fotoğraf o günün anısına Sokudaşı’nda ki “Çıtlamuk’un altında” çekilmiş.

Kızılırmak’ta rafting’e gelen iki Japon ha…
Yersen diyeceğimde, hep yedik ama.
Belki de Türkiye’nin her köyünde bu manzaralar yaşandı.
Evet elin Alman’ı, Japon’u yıllar önce Anadolu’nun her yerini karış karış gezmiş, incelemiş, resimlemiş.
Sadece onlar mı; Osmanlı coğrafyasını 200 yıldır Avrupa’nın ve ABD’nin misyoner, gezgin veya çeşitli adları olan ajanları taradılar.
Bir arkadaş; Genel Kurmay Harita Komutanlığı’nın bizim yöreye ilişkin detaylı haritalarını yolladı.
İnanın eğer bizim topçular ve uçaklarımız o haritalara göre bombalarsa, dağı taşı boşa bombalarlar.
Yine aynı arkadaş; Fransızların harita sitesini yollamış. İnanın öyle detaylı, her yer öyle doğru yerleştirilmişti ki…
Aha işte İşaret tepesi, şurası Çatak…Az altında Yapraklı tarla…
Bizim köyün yerel ağızla isimlendirilmiş dağını, taşını, deresini bile aynen görünce şaşırmıştım.
Bu sadece Anadolu’da mı oldu sanki.
1900’lü yılların başında Lawrence’in de akıl hocası olarak gösterilen, bugün Orta Doğu’nun haritasını çizen Gertrude Bell; Erbil, Süleymaniye, Diyarbakır arasındaki bölgede, katırlar üzerinde taşınan büyük fotoğraf makinasıyla 7000 fotoğraf çekmiş.
İngiliz arşivlerinde mevcut.
30 yıl boyunca bütün Orta Doğu ve Arap yarım adasını gezmiş kadın.
Yani aslında o bölgeyi en ince detayına kadar raporlamış demektir bu.
Nerede hangi kabile Sünni Kürt, hangi kabile Şia Arap, hangisi Sünni Arap, ne kadar yezidi, ne kadar Nasturi var kayıt altına almış.
Yazıcıoğlu merhumun dediği gibi:”Bizim tarlayı iyi sürmüşler.”
Bu coğrafyayı en kılcal damarlarına incelediler, okullarıyla girip, içimizde bin senedir beraber yaşadığımız insanları iğfal edip kanlarına girdiler.
Bizi birbirbirimize düşürüp, birbirimizin kanlarını akıttırdılar önce.
Bu coğrafyada huzur bırakmadılar.
O günden beri kan akmadığı bir gün olmadı.
Üstelik bu Müslüman kanı.
Göz yaşları ve acı hiç dinmedi.
Hala bugün Avrupa’dan Amerika’dan kalkıp Ülkemize gelen çeşitli Fon, STK yada yardım kuruluşu gönüllüleri; hiçbir takibe, kontrole tabi olmadan ellerini kollarını sallayarak, istedikleri yere girip çıkıyorlar.
Gelenlerin ilk gittiği yer Diyarbakır veya ona benzer şaibeli yerler.
Zaten izleri takip edin, hangi bölgeye giderlerse orada bir müddet sonra huzursuzluk baş gösterir.
“Eğer bir nehirde iki balık kavga ediyorsa; biliniz ki oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir” sözünü doğrulayacak süreçleri yaşadı bu topraklar hep.
Velhasılı kelam…
Artık kendimize gelme zamanıdır.
Uyanma vaktidir.
Bir olma, iri olma, diri olma zamanıdır.
Suriyeli Iraklı bize sığındı ama, biz nereye sığınabiliriz bir düşünün….
Hangi Ülke alır Türk’ü kapısından içeri.
Bu vatanda doğduk; bu vatanda, bu vatan için öleceğiz…
Başka çaremiz yok...
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.