“İTTİHADÇILAR ÖLÜR İTTİHADÇILIK ÖLMEZ”
03 Ağustos 2026, Pazartesi 18:11
İnsanın derdi neredeyse aklı oradadır. Hâsıl-ı kelâm derdin en büyüğü diğer dertleri unutturur.
Bizler İttihâdçı karşıtı olduğumuz için devamlı tenkitler alıyoruz.
Hâlbuki yıllarca târihimizin şeref âbidesi Osmanlı Devleti’ne devlet kitaplarında denmeyen şey kalmadı. İşin daha garibi onu yıkan İttihâdçılar el üstünde tutuldu. Biz şimdi bunlara karşı durmayalım mı? Biraz da başka konulardan bahsetmemiz isteniyor. Aslında bu istek, yatakta hastalıkla boğuşan hastaya “Bu yaz nerede tâtil yapacaksınız?” demekle aynı! İttihâd ve Terakkî’yi tanımadan 1908 ve sonrasını bilmeden millî târihimiz hakkında yorum bile yapamazsınız. Bu İttihâdçılık mes’elesi öyle bir konu ki, âkil olanlar bu derdi devamlı dillendirirler. Bu dert millî bünyemizde kronikleşmiştir; o hâlde bu mes’ele hep diri tutulmalı ve bunu bilmeyen yeni nesillere anlatılmalıdır. Zîrâ ölümcül hastalık kişiyi öldürünceye kadar yakasını bırakmaz. Muhakkak bir hâzık hekim buna inâyet-i ilâhiyye ile çâre bula. Şimdi “Bu evham mıdır nedir?” diyenlere bir hâdise aktaralım. Bu bir iktibas yani alıntıdır: “İstanbul’da bir lisenin me’zûniyet töreninde öğrenciler okul müdürü konuşurken sırtlarını dönüyorlar. Bununla da kalmayıp velîler de küfürlü protestolarla töreni iptâl ettiriyorlar. (Bir müddet önce de bir ilde Mehter Takımı’na karşı sırt dönen siyâsî bir grupla karşılaştık. Belli ki târihimizle yüzleşmek istemeyenler ona sırtlarını dönüyorlar) Bu okul İttihâdcı Mehmed Nâdir tarafından Nümûne-i Terakkî adıyla 1884’te kurulmuştur. II. Abdülhamîd’e darbe teşebbüsünde, okulun merkezî bir rol üstlendiği ortaya çıkınca kapatılıp devletleştirilmiştir.
Geçtiğimiz yıl yine aynı okulun yatakhanesinin camlarından “İttihâdcılar ölür ittihâdcılık ölmez” pankartının sallandırılması, okulda hâlâ bu kuruluşun etkisi olduğunu gösteriyor. Bu pankartın öğrenci tarafından asılması da çok gariptir. Yakın târihini bile bilemeyen öğrenci, İttihâdcıları ne bilir? (Demek ki bu teşkîlâtı hâlâ diri tutan bir akıl hocaları var!)
Bu okul me’zûnları “Abitur Diploması” sâyesinde Almanya’da üniversitelere daha çabuk yerleşebiliyorlar(mış.)
Bir zümre İttihâd ve Terakkî Fırkası’nın unutulmasına râzı değil. Bir siyâsî çıkıyor: “Biz İttihâd ve Terakkî’nin devamıyız” diyor. Bir diğeri “Biz 150 yılın rövanşını almaya çalışıyoruz” partimiz İTC’nin devâmıdır” diye konuşuyor.
Osmanlının son zamanlarında bir grup aydın Osmanlıyı ayakta tutmaya çalışırken, bir diğer grup da Batılılaşma uğruna devleti batırmaya çalışıyordu. Genelde ise yaygın istek Meşrûtiyet’ti.
Tanzîmatçı ve Genç Osmanlıcı Namık Kemâl Osmanlılık şuurunu kaybetmeyenlerdendi. Meşrûtiyetçi idi. Sultan Abdülazîz’e ve Sultan Abdülhamîd’e de muhâlifti, ama devletin Osmanlılığının devâmını savunuyordu. Onun “Vatan Şarkısı” şiirinde bunu görebiliriz:
“…Osmanlıyız ziynetimiz kanlı kefendir/// Gavgâda bütün şehâdetle kâm alırız biz /// Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz.”
Abdühamîd düşmanlığı onu Osmanlı düşmanı yapmadı ne var ki Şinâsî veyâ Fikret’te bu düşünceleri yakalamak mümkün değildir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.