İSLÂMİYET VE GANÎMET
25 Mayıs 2026, Pazartesi 11:15
İslâmiyet insanın her şeyine bir metot getirdi. Hiçbir şey insanın kendi başına ve istediği gibi yapamayacağı düzenin adıdır İslâmiyet… Savaş da barış da antlaşmalar da ganimetler de hep ilâhî emir çerçevesinde tatbîk edildi. Yağma ve çapul kurala bağlandı; ilâhî emir mûcibince helâl kılındı.
Dînimizin gereği olarak bir milletle savaşmadan önce sulh teklîfi yapılırdı; çünkü Rabbimiz “Sulhde hayır vardır” buyurmuştur. Ama rakipler barış istemeyip savaş istediklerinde de yine emr-i ilâhî gereği savaşıp gâlip geldiklerinde de ganîmet, hakları ve helâl malları oldu.
“Resûlüm sana ganîmetten soruyorlar de ki, ganîmetler Allah ve Resûlüne âittir.” (Enfâl-1)
“Şunu bilin ki ganîmet olarak aldığınız şeylerin beşte biri Allah’a, Resûlüne, onun akrabâlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara âittir.” (Enfâl-41)
“Ama artık elde ettiğiniz ganîmetlerden helâl ve temiz olarak yiyin.” (Enfâl-69)
“Onlara elde edecekleri pek çok ganîmetler de nasîb etti.” (Fetih.19)
Şimdi akla gelen şudur: Ganîmetlerden Allahü teâlaya neden pay veriliyor veya ona âittir deniliyor?
Enfâl sûre-i celîlesini Kâdı Beydâvî hazretleri şöyle tefsîr etmiş: “Sana ganîmetlerden sorarlar, yâni ganîmetlerin hükmünden demektir. Ganimete ‘nefl’ denmesi, Allah’ın bir vergi ve lütfu olmasındandır. Nitekim devlet başkanının kendisini riske atana, hissesinden fazla olarak söz verdiği büyük ödüle de ‘nefl’ denmiştir. ‘De ki, ganîmetler Allah’ın ve Resûlünündür’ Peygamber onu Allah’ın emrettiği gibi taksîm eder demektir.”
Âyet’in iniş sebebi Müslümanların Bedir ganîmetlerini nasıl taksîm edeceği üzerine gelmiştir. Kimlere taksîm edilecek, Muhâcirler mi yoksa Ensâra mı diye ihtilâf etmeleridir. Şöyle denilmiştir: “Resûlullah Efendimiz ilgisi olanlara elde ettiği ganîmetin kendisine âit olacağını haber verdi. Gençler de koştular yetmiş düşman öldürdüler, yetmiş de esir aldılar; sonra da ganîmetlerini istediler. Mal da azdı. Bayrakların yanında duran yaşlılar ve ileri gelenler: “Biz sizin yardımcınız idik. Dönüp bize gelecektiniz” dediler. Âyet bunun üzerine indi. Efendimiz de onu aralarında eşit olarak bölüştürdü.
Sa’d ibni Ebî Vakkâs’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Bedir Savaşı başlayınca kardeşim Umeyr öldürüldü. Ben de Said bin el-As’ı öldürdüm ve kılıcını aldım; onu Resûlullâh’a götürdüm ve bana bağışlamasını istedim. “Bu bana da sana da âit değildir. Onu malların arasına at” dedi. Ben de attım. Üzerimde öyle bir hâlet-i rûhiye vardı ki ancak Allah bilir. Kardeşim öldürülmüş ve özel ganimeti elimden alınmıştı. Az gitmiştim ki Enfâl Sûresi nâzil oldu. Efendimiz de bana. “Benden kılıcı istedin, benim değildi. Şimdi ise benim oldu, git onu al” dedi.
(Ve yeselûneke Enfâl) Gençler onlara karşı ileri sürdüğün şartlardan sorarlar demek olur. Sonra da “Allah’tan korkun ve aranızı düzeltin. Allah’a ve Resûlüne itâat edin” dendi. (Envârü’t-tenzîl ve Esrârü’t-te’vîl, Beydâvî Tefsîri, Tercüme, Doç. Dr. Abdülvahhâb Öztürk, Karaman Yay. 2. C. s. 324-325, İst. 2013)
Düşmandan elde edilen maddî değerler için fıkıhta üç terim kullanılmaktadır: Nefl, ganîmet, fey… Savaşarak elde edilen ganîmet, savaşmadan elde edilen fey, nefl ise hem ganimet mânâsına hem de ganîmetin belli bir parçası için kullanılır. Bir düşman askerini öldüren, o öldüren kimseye verilen maktûlün üzerinden çıkan zâtî eşyâsıdır (seleb) ve buna tahmîs yâni beşte bir uygulanmaz.
Osmanlı, fethettiği ehl-i küfr diyârını da elinde tutmak için orada belli miktar asker ve yönetici bırakarak oranın idâresinde hâkim unsur olurdu. O topraklarda yaşayan insanların ihtiyaçları bu ganîmetlerden sağlanırdı.
Fethedilen arâzîye yerleştirilen ahâlîden ayrıca ispenç (kelle başı vergisi) Müslümânlardan 22, gayr-i Müslimlerden 25 akça alınırdı. Bu uygulama genellikle Rumeli’de uygulanmış, 1849’dan i’tibâren kaldırılmıştır.
Başlarda Osmanlıda ganâimin humsu bâzen sultanlar tarafından vakfedilir, bâzen de fâtihlere verilirdi. Onlar da ya vârislere ayırır veyâ vakfederlerdi. Osmanlının fethettiği topraklarda özellikle Rumeli’deki hayrat (câmî, medrese, mescid, kütüphâne, şifâhâne ve imâretler) genellikle fâtihlere tahsîs edilen ganîmetlerden ve şâhsî servetlerinden harcanırdı. Bu yüzden Osmanlıya vakıf medeniyeti de denilmiştir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.