İSLAM MODERNİZMİ ANKARA EKOLÜ
02 Temmuz 2026, Perşembe 10:37
Bir hafta önceki yazımızda kısaca 19. Yüzyılda başlayan İslam modernizmi faaliyetlerine kısaca değinmiştik.
Bilhassa İslam’ı çağın idrakine sunmayı amaçlayanların faaliyet alanları İngiliz sömürge topraklarıydı. Buna dikkat çekmiş ve bu hususta müsteşriklerin fikri destekleri, sömürge valiliklerinin de maddi desteklerinden rahatlıkla bahsedebiliriz.
Seyyid Ahmed Han’ın gerekse diğer ideologlardan (Sir) M.İkbal’in Hindistan’da aldığı destekler, M.Abduh’un önce Ezher’e şeyh olması akabinde Mısır müftüsü seçilmesi hep bu destekler sayesinde olmuştur.
Türkiye’de de yeni cumhuriyet ilan edilip uzun yıllar dini hayat baskılanmasına rağmen İslam’ın toplum hafızasından silinmesi mümkün olmadı.
Kapitalist blokta kalmamızla birlikte jakoben laiklik uygulamalarının (dinsizlik) eleştirisinin komünist bloktan gelmesi sonucu Amerika’nın baskısıyla demokratik tercihlere zorlanan devleti yönetenler, Protestan bir İslam anlayışının inşaası, sözüm ona aydın ve çağdaş din adamı yetiştirmek maksadıyla 1949 yılında Ankara İlahiyat Fakültesini açtılar.
Bildiğimiz manada bir din adamı değil, gelecek dini hayatı tanzim edecek titri olan, devletin meşru muhatabı, Batı değerleriyle ve felsefi yorumlarla yoğrulmuş bir üst kimlikli ilahiyatçılar yetiştirmeyi amaçlıyordu.
Buradan mezun olanların eğer öncesi veya okurken bir yan çalışması yoksa mihraba geçip doğru düzgün imamlık yapacak kadar, cenaze yıkayacak kadar dini bilgiye sahip olmaları mevcut müfredatla mümkün değildi. Halen de değildir.
Fakültenin öğretim ve yönetim kadrosu, müfredat programları sitelerinde mevcut, inanmayan internetten görebilir, ne demek istediğimi gayet net anlar.
Bu okuldan her mezun olan mezhepsiz, modernist, hadis inkarcısı, tarihselci çıkmıyor tabi. Bazı çürük(!) imalatlarda oluyor.
Okulda H.Atay gibi farklı düşünenler olmakla birlikte esas ağırlıklı olan grup ve bir süre dergi çıkarmış, yayınevi kurmuş olan “Ankara Okulu-Ekolü”dür.
Aralarında çok az farklılıklar olmasına rağmen bunların en belirgin özellikleri tarihselci özellikleridir.
Tarihselci diye adlandırılan bu grup peki ne istiyor.
İslami inancını; bugün Batı değerleri diye adlandırılan ama aslında İslam’ın ilk vahyinden ve Peygamberimizin ilk tebliğinden beri dem vurduğu, kadın, insan hakları, eşitlik, ilerleme gibi konuları sanki yeni inkişaf etmiş gibi uyarlamayı amaçlar.
Tarihselci işte burada İslam’ın bazı emirlerinin (şeraitinin) zamanın ruhuna uymadığını bunların kendi dönemi ve adetleri olduğunu savunarak bugün bunların (tadil) edilerek yeniden yorumlanmasını savunurlar.
İşte bu amaçla M.Sait Hatipoğlu, Hayri Kırbaşoğlu, Ömer Özsoy, İlhami Güler, Mustafa Öztürk, Mehmet Görmez v.s birçok kişi bir araya gelerek İslamiyat adında bir dergi çıkarırlar. Sonra bazı ayrılıklar yaşanır ve maddi sıkıntılar baş gösterir.
İşte o dönemde İlhami Güler’in ifadesiyle Mehmet Görmez bir dairesini giderleri karşılamak üzere bu işe verir.
Daha sonra Hayri Kırbaşoğlu’nun kaprisleri ve çenesini tutamaması (İ.Güler ifadesiyle) sanırım 2003 yılında kapanır.
Tabi bu malum şahısların okulda, yayınlarla ve çeşitli etkinliklerle bilhassa Fazlurrahman öğretisi bu themenötik yani tarihselcilik çalışmaları durmaksızın devam eder.
Mehmet Görmez her ne kadar Fazlurrahman etkisinde olsa da onu diğerlerinden ayıran Musa Carullah aşkı ve fikirlerini çok siyasi bir yumuşak üslupla sunmasıdır. Mustafa Öztürk, İlhami Güler, Ömer Özsoy, Hayri Kırbaşoğlu gibi saldırgan ve Ehl-i Sünnet Müslümanları tedirgin ve rahatsız edici bir üslup kullanmaz.
Ama onun metodu diğerlerinden daha fazla hem akademik çevrede hem de Diyanette yerleşmiştir.
Bilhassa Diyanet İşleri Başkan yardımcılığı döneminde ve Başkanlığında kendi projesi olarak sunduğu Hadisleri yeni bir metodoloji ile sunma çalışmaları sonucu 400 bin hadisten 20 bine hadise indiren sahih hadis katli olan çalışması maalesef kalıcı bir zarar vermiştir.
Hadislerin ve Kur’an’ın lafzi manası yerine yorumunu öne alan bu yeni metodolojinin mimari kısmını Katolik Papaz Felix Korner yapmıştır. İncil’in Hermenötik okuması üzerinden bu hadis ekibine dersler vermiştir.
Zaten tarihselci yorumun meşruiyet kaynağı da Fazlurrahman değildir, müsteşriklerdir.
Fazlurrahman Batı’nın değerler yükleyerek İslam toplumuna kakaladığı biridir.
Maalesef bu şahıs Ankara İlahiyat çevrelerince el üstünde tutulan bir figür olmakla kalmamış, Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde başta Mehmet Aydın’ın (ki en büyük aşıklarından biridir) pohpohlamalarıyla “Fazlurrahman Sempozyumu” düzenlendi.
Ben bu yazımda ne Fazlurrahman’ın ne Arkoun’un ne Hasen Hanefi’nin yanlışlarını yazmayacağım. Aynı şekilde Kırbaşoğlu, İ.Güler veya diğerlerinin de , isteyen çeşitli kaynaklardan adı geçenlerin sapkın görüşlerini okuyabilir.
İnsanın üzüldüğü nokta şu.
Kendi medeniyetinin kodları yerine Batı medeniyetinin normlarını benimsemek, bunu sahip oldukları kürsülerden, makamlardan insanlara sanki İslam gibi anlatmak nasıl bir APTALLIKTIR.,
Koskoca İslam Sarayına Batı’nın betonarme binasını oturtmak, sonra da bunu “zamanın ruhu” diye zırvalamak aslında kendi dinine, kültürüne, geçmişine bigane olmaktan başka bir şey değildir.
Rabbim dini üzere sabit kılanlardan eylesin.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.