HER KONUDA, HER ŞARTTA ADALET VE AHLAK
16 Aralık 2025, Salı 00:25
Tarih boyunca dünya üzerinde hakkında övgüler yağdırılan, adaleti, ahlakı ve hoşgörüsü ile yabancı seyyahların bile parmakla gösterdiği Müslüman Türkler, devleti ve milleti ile tarihteki müstesna yerini korumuştur. Adalet ve ahlak hassasiyeti sebebiyle tarih boyunca kendinden sitayişle bahsedilen Müslüman Türk milleti, kurduğu medeniyetlerle de din, mezhep ve ırk ayırımı yapmadan herkese kucak açmıştır. Yetiştirdiği evlatlarıyla da cihana sadece kılıçla hâkim olmayı değil adalet ve ahlak ilkeleriyle de vicdanlara dokunarak silinmeyen izler bırakmayı bilmiştir. En çaresiz zamanlarda bile değerlerinden ve özlerinden zerre taviz vermemişlerdir. Yerine göre esir düşmüş yerine göre büyük baskılara maruz kalarak varlıklarını borçlu oldukları ecdadının mirasına canı pahasına da olsa sahip çıkmış, ahlakını ve değerlerini geleceğe taşımayı bilmişlerdir.
Müslüman Türk milletinin tarihte kurduğu en ihtişamlı ve uzun ömürlü devletlerden biri olan Osmanlı’yı zirvelere taşıyan da ahlak ve adalet duygusudur. Devletin çöküşündeki ana hususların başında da bu kavramlardaki erozyon gelmektedir. Son dönemlerinde, devleti çöküşten kurtarma maksatlı yapılan reformlar ve yenilikler de yıkılmaya mâni olamamış, içeriden ve dışarıdan yapılan planlı çalışmalarla koskoca Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye çökertilmiş, ardından “devletlerde süreklilik esastır” düsturu mucibince de vazifesini yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne devretmiştir.
Savaşların ve huzursuzlukların son 200 yıldır hiçbir zaman eksik olmadığı coğrafyamızda son asrın büyük savaşlarına doğrudan veya dolaylı şahitlik eden, 23,5 kilometrekare sınıra ulaşmış olan Osmanlı’nın dağılması sonrasında huzursuzluğun daha da arttığı görülmektedir. Her ırktan, dinden ve anlayıştan insanı bir arada idare etme ustalığı gösteren Osmanlı’nın, bütün dünyanın bir araya gelip çözemediği Filistin topraklarının huzurunu bile bugünün onbaşı rütbesindeki biriyle sağlandığını görüyoruz.
Osmanlı’nın bu kadar başarılı olmasını sağlayan adalet ve ahlak duygusunun, her ne şartta olursa olsun hiçbir taviz vermeden uygulanması da aslında geçmişten bugüne büyük mesajlar ihtiva eder. Dolayısıyla da bütün içtimaî kurumlarındaki eşsiz ahlakî hassasiyetler, bugün düşmanlarının bile sitayişle bahsetmesine sebep olmaktadır.
Ahlak deyince bunu sadece fertlere ait bir kavram olarak düşünmemek lazım... Ticarette, adalet mekanizmasının yürümesinde, eğitimde, hatta savaşta bile derin bir ahlak anlayışını benimseyen Osmanlı’nın sahip olduğu bu güzel meziyetleri maalesef bugün nesillerimize bile anlatmakta aciz kalıyoruz. Gözünü açtığı ilk günden itibaren neredeyse çeyrek yüzyıl süren eğitim safhalarından geçen çocuklarımıza ecdadın derin ahlak anlayışını layıkıyla anlatamadık veya anlatmak işimize gelmedi.
Ticaret hayatını hak üzere inşa etmek, adaleti herkesin sığınacağı en güvenli liman olarak kabullenmek, güvenliği askere değil vicdanlara emanet eden bir anlayışı kendine şiar edinmek, geleceğin dünyasını sevgi ve dayanışma üzerine inşa etmek, insan ayırımı yapmadan herkese merhamet duygusu ile yaklaşmak, insan şeref ve haysiyetini olması gereken yere konumlandırmak, her canlının hayat hakkı olduğunu düşünerek onlara merhamet ve şefkatle yaklaşmak bugünün dünyasının özlediği hasletler olarak ortada durmaya devam etmektedir. Dolayısıyla bütün bunları devletin varlığı ile eşdeğer görerek her şartta ayakta tutmayı başaran medeniyetin adıdır Osmanlı…
Hâkim olduğu coğrafyada insanların farklılıklarını bilerek onlara her şartta sahip çıkan Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin her konuda en zirve davranışları sergilemekten geri durmadığı görülmekte ama bir konunun varlığını, varlık sebebi olarak görmektedir. O da “adalet ve ahlak” kavramlarıdır. Bu konuda da sayısız misalleri sadece yerli kaynaklardan değil yabancı seyyahların yazdıklarında da görmekteyiz. Ama son yüzyılda maalesef sahip olunan bu güzel hasletleri, tarihin muazzam başarı formüllerini elinde tutan bir medeniyet anlayışının zenginliklerinde değil de insan şeref ve haysiyetini sadece maddi zenginlikte görenlerden alarak cihanşümul hayaller kurmak gerçekten çok ibretlik…
Bunların yanında sıhhatli toplumların ana dinamosu sayılan aile gibi bir kurumu bile saldırıya açık hale getirmenin bugün acı akıbetini yaşamaktayız. Dolayısıyla tarihte çok müstesna yere sahip içtimâî kurumlarımızın yeni kurulan düzenlerde yok sayılırcasına ihmal edilmesinin sıkıntıları da bugün ortaya çıkmakta başta ahlakî bozulmaların bedeli nesillerin kaybına kadar gitmektedir. Bu durumun yaşanmasının baş müsebbipleri de geçmişle olan bağı koparıp köprüleri atma hevesi içine girenlerdir.
Tarihte imparatorluğunu kaybeden tek millet biz değiliz. Almanya dünya savaşlarının ikisinde de mağlup oldu. Koskoca Avusturya Macaristan İmparatorluğu yerle yeksan oldu. Koca Rusya İmparatorluğu ise paramparça oldu. Hatta Japonya’nın bugün bazı yerlerinde ot bile bitmezken dünyanın neredeyse en teknolojik üslerinden biri haline geldi. Hepsi de sonraları değerlerinden aldıkları güçle daha da güçlü hale geldiler. Mesela Almanya’da taş taş üstünde kalmazken kısa süre içerisinde markalarıyla dünyaya teknoloji ihraç eden bir ülke pozisyonuna yükseldi.
Bütün bu ülkeler her şeylerini yeniden tanımlarken kendi milli benliklerinin şifrelerini taşıyan kurumlarını ise ayakta tutmayı bildiler. Dillerini, inançlarını, kültürlerini ve en temel değerlerini nesillerine en tabii biçimde aktardılar. Bu sayede de geleceğe istikamet veren nesiller yetiştirmenin semeresini de almaktadırlar. Biz kendi içimizde kavgalıyken Alman, Rus, Japon ile diğerleri dünyanın ekonomi ve teknoloji odaklı yapılanma süreçlerinde söz sahibi olmanın keyfini sürmüşler, bu rahatlık ve huzurdan hizmet ettikleri halk da nasibini almışlardır.
Ecdadın derin ahlak anlayışı ile kurduğu büyük devletlerin başarılı olmuş modellerini kendisine emsal alması gerekenler maalesef nesillerine bu değerleri bir düşman gibi anlatmaktan çekinmediler. Bunu bir meziyet gibi sunup bir de üstüne övündüler.
Bu sebeple bugün bozulmanın zirvesine ulaşmadan acil biçimde Ahîlik ruhunu aileden, eğitime, ticaret hayatından sanayiye kadar toplumun bütün kesimlerine tekrar tanımlamalıyız. Cemiyetimizin muhtaç olduğu güç ecdadın yüzyıllar öncesinden ortaya koyduğu bu ruhta gizlidir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Senem
16-12-2025 19:28Ahilik ruhu derslerimde öğrencilerime gururla anlattığım bir konu. Umarım, günümüzde bencilliklerin ön planda olduğu bir zamanda uygulanabilir bir ortam bulur.
Fazıl Kırkbir
16-12-2025 13:50Emeğinize sağlık hocam, Maalesef toplum ahlakı gittikçe kötüleşiyor ve daha kötüsü normalleşiyor. İnşallah önerileriniz yetkililer tarafından dikkate alınır. Maalesef bazı yetkililer ilgisiz iken bilgili ilgililer yetkisiz inşallah yetkili bir makamda önerilerinizi uygulama imkanı olur.
Ahmet
16-12-2025 10:49Kıymetli Hocamız, tarih, sosyoloji, devlet yönetimi gibi birçok branşta derin uzmanlık gerektiren çok stratejik analizler yapmış, dünyanın umudu olan Türk Devleti için teşhis ve çözümü ortaya koymuş bu makalesinde. Umarım Cumhurbaşkanlığı, alanında 2.si olmayan hocamıza vazife verir ve ülkede yazıda bahsettiği tüm bakanlıklarda, devlet yönetiminde ve bilhassa milli eğitimde, ticaret ve aile bakanlıklarında ahiliği hayata geçirir..Ülke başka türlü düzelmez.
Elif Türk
16-12-2025 10:19Çok haklısınız hocam günümüzde ahlaki değerler ve aile kurumu hiçe sayılmış durumda. Aslında bizi biz yapan unsurları bu denli yok saymak çok endişelendirici gerçekten
Ayşe Demir
16-12-2025 09:49???