HELALİN UNUTULDUĞU YERDE HİLE BÜYÜR
21 Aralık 2025, Pazar 00:25
Bazen bir haberin altındaki küçük bir satır, bütün bir toplumun yarasını özetler: “Yine dolandırıldılar…” Oysa o satır sadece bir cümle değildir; birinin umutlarının çalınması, bir annenin birikiminin elinden alınması, bir babanın dizi titreyerek eve döndüğü akşamdır. Dolandırıcılık, sadece para kaybı değildir; güvenimizin kemirilmesi, insanın insana olan inancının yavaşça solmasıdır.
Belki de en üzücü olan, bu olayların artık hayatımızın olağan bir parçası haline gelmesidir. Telefonda bir numara çalsa tedirgin oluyoruz, kapıya biri gelse arkasında kötü niyet arıyoruz. Çocuklarımıza “kimseye inanma” diye büyütüyoruz, çünkü kandırılmanın nasıl bir acı bıraktığını biliyoruz. Peki, biz ne ara bu kadar güvensiz bir toplum olduk?
Aslında her şey çok hızlı değişen zamanın ruhunda saklı. Bir yanda ekonomik zorluklarla boğuşan insanlar; diğer yanda kısa yoldan zengin olma hayaliyle gözleri kararanlar… Bir yanda mahallenin bakkalına bile veresiye defteri tutturamayan geçim sıkıntısı; diğer yanda bunun istismar edilmesi için pusuda bekleyen vicdansızlar… Herkesin bir umut aradığı, herkesin bir çıkış kapısı peşinde koştuğu bu dönemde, kötü niyetlilere fırsat doğuyor.
Eskiden toplum bir ailenin geniş haliydi. Herkes birbirini tanır, kollardı. Şimdi ise şehirler büyüdü, insanlar birbirine yabancılaştı. Yabancılık arttıkça, iyilik de kötülük de tanınmaz hale geldi. Dolandırıcılar tam da bu boşluğa yerleşti; insanların saflığını, iyi niyetini, zayıf anlarını hedef aldı.
Bazen bir insan dolandırılınca “Bu kadar saf olunur mu?” diyorlar. Oysa asıl soru şu olmalı: “Bu kadar kötü nasıl olunur?”
Birinin parasını, umudunu, hayat planını çalmayı nasıl içine sindirir bir insan?
Nasıl olur da bir annenin gözyaşını görmezden gelebilir?
Bir öğrencinin emanet parasını, bir yaşlının ömür birikimini nasıl gâvurcasına alabilir?
Ama asıl yara, paradan değil; insanların birbirine olan inancının çalınmasından doğuyor. Çünkü bir kez kandırılan insan, bir daha kimseye güvenemiyor. Kalbinin kapısını kapatıyor, insanlara mesafe koyuyor, iyilik gördüğünde bile “Acaba?” diye şüphe ediyor.
Çözüm ne ekonomik göstergelerde gizli ne sadece yasal düzenlemelerde…
Çözüm, yeniden insan olmaktan, yeniden vicdanı hatırlamaktan geçiyor.
Çözüm, çocuklarımıza “akıllı olun” demek kadar, “merhametli olun” demeyi de unutmamakta.
Çözüm, gözyaşının değerini bilen, kul hakkından korkan bir kalp yetiştirmekte.
Bir toplumun en büyük kaybı, parası değil; vicdanı yitirildiğinde olur.
Bugün dolandırıcılık olayları bu kadar fazlaysa, belki de en çok vicdan yoksulluğundan çekiyoruz.
Ve belki de bu yüzdendir, sokaklardan çok yürekler üşüyor.
İçimizde bir yerlerde hâlâ iyi insanlar olduğuna inanmak istiyoruz.
Bir gün bu ülke, başkalarının umudunu çalmayı değil; ona omuz vermeyi yeniden hatırlasın diye…
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Ömer Karayılan
25-12-2025 08:29Ne kadar güzel ve yararlı bir yazı . En önemli derdimizi teşhis edip, tedavi yolları önermişsiniz. Var olun. Tebrik ediyorum.
Alaaddin Erdoğan
21-12-2025 03:21Pek kıymetli yazarımız, Yazınızda toplumun en büyük yarasına parmak bastınız.. Çok kıymetli bir analiz yaptınız.. Çözümü de ortaya koydunuz... Kaleminize ve gönlünüze sağlık... Selam ve muhabbetle...