• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

GADAB

22 Şubat 2026, Pazar 00:30
GADAB

İslam ahlakı kitaplarında şehvetin zıddı olarak tarif edilen gadab, nefsin istemediği kaçındığı şeyler demektir. Başımıza gelmesini istemediğimiz durumlarda gadaba geliriz. Bu bazen sinirlenmek olur bazen üzülmek. Korkmak da gadabın bir çeşididir kaçmak da. Modern tabirle “Organizmayı strese sokan” her şey diyebiliriz. Stres durumunda vücudu saran ve beyinde yaptığı değişikliklerle insanı rahatsız eden kimyasalın ismi “Kortizol”1.

İnsanın tehlikeli durumlardan kurtulabilmesi için vücudu ve beyni hazırlayan bir kimyasal olan kortizol, çok çeşitli yerlerde karşımıza çıkar. Trafikteki can sıkıntısından sınav kaygısına, bir yarışmayı kaybetmekten ölüm korkusuna, bir yerimizin yaralanmasından arkadaş grubundan dışlanmaya kadar çeşitli senaryolarda vücudumuzda kortizol salgılanır.

Kortizol, bedeni “savaş ya da kaç” moduna hazırladığından vücutta çeşitli tepkilere sebep olur. Sindirim ve bağışıklık sistemlerine gidecek olan enerji akışını kaslara yönlendirip insanı geçici olarak güçlendirir. Uzun süreli strese eşlik eden mide kramplarından bağırsak bozulmalarına kadar birçok mesele, kortizolün tesiriyle olur.

Vücudu savaş moduna geçiren bu kimyasal, beyne de bir sinyal verir: “Acilen bir şeyler yapmalısın”. Nefsini sıkıntıya sokan bu hissi bastırmak için insanın önünde iki seçenek vardır. Ya kortizol yani stres miktarını düşürecek bir şeyler yapmalı ya da bu hissi bastıracak kadar çok mutluluk hormonu salgılatmalı. İşte nefsimizin birçok talebinin kaynağı burasıdır. Miktarını düşüremediği kortizolün sesini bastırmak için haz nörotransmitterlerini talep eder. Bunun helalden veya haramdan olmasına aldırmaz.

Nefsin tek istediği kendini iyi hissetmektir ve buna ulaşmak için senden ahmakça şeyler talep etmekten çekinmez.

Yenilen Pehlivan Neden Güreşe Doymaz?

Bu atasözü nefsin, dopamin düşüşüne ve kortizol yükselmesine nasıl tepki verdiğine dair güzel bir misaldir. Güreşi kazanan kişinin beyninde dopamin salgılanır. Çünkü arzu ettiği bir şeye kavuşmuştur. Hele bir de güreşi kazanana cemiyette kıymet veriliyorsa serotonin de salgılanır. Yarışmalarda kazanan kişilerin keyfi bu iki hormondan gelir.

Kaybeden kişide ise bu ikisi olmadığı gibi bir de kortizol salgılanır. Maç sonrası asılan suratlardan çıkan kavgalara kadar birçok tepkinin ilk adımı, kortizolün verdiği rahatsızlık hissidir. İnsanlar bu can sıkıntısına farklı tepkiler verseler de işin başı kortizolün beyne gönderdiği “acilen bir şeyler yapmalısın” mesajıdır.

Bundan sonra beyin serotonin ve dopamin kaynaklarını gözden geçirir. Kortizolü bastıracak ve haz nörotransmitterlerini salgılatacak en hızlı çözümleri listeler. Bu durumda en yakın haz kaynağı az önce kendisini yenen pehlivanı yenmektir. İşte nefs eğer imkânı varsa hemen tekrar yarışmak ister. Yine yenilse daha çok ister. Bir şekilde kortizolün mesajını bastıracak ne varsa yaptırmak ister. Bu sebeple yenilen pehlivan güreşe doymaz.

Pehlivanın istediği şey güreşmek değil güreşten elde edeceği dopamin ve serotonindir. Eğer tekrar güreşme imkânı bulamazsa üzülmek, bir şeyleri tekmelemek gibi gadab alametleri gösterebilir, ya da ileride temas edeceğimiz muhtelif dopamin kaynaklarından birinde teselli arayabilir.

Kazanan kişi için ise işler bambaşkadır. Beyni hazla dolu olan galibimiz bir daha yarışmayı pek istemez. Kaybetmek ihtimali varsa hiç istemez. Zaten oradan alınacak haz alınmıştır. Ancak mesela korkaklıkla itham edilerek tahrik edilirse veya daha büyük bir ödülle teşvik edilirse tekrar yarışmak ister. Yoksa nefsi bu anın tadını çıkartmayı tercih eder.

Esas maksadı vücudumuza zarar gelme ihtimalinden bizi kurtarmak olan kortizolün verdiği rahatsızlıktan kurtulmak için nefsimiz, bizi daha büyük zararlara sürükler. Kortizolün mesajını bastırmak için nefsimiz dopamin ve serotonin kaynaklarına yönelir. Ve maalesef tabiatı icabı helal ve haram gözetmez.

Modern dünyamız, her an bedenimizi tehdit eden tehlikelerle dolu değil. Hiçbirimiz koşarak kaçmamız gereken aslanlarla dolu bir ormanda yaşamıyoruz. Ancak çoğumuz, kendi ellerimizle oluşturduğumuz kortizol havuzlarının içinde yüzüyoruz. Her tarafımızı suni stres kaynakları ile doldurduk. Böyle bir hayatta da zamanlı zamansız kortizol yağmurlarına yakalanıyoruz.

1 Montoya, E. R., Terburg, D., Bos, P. A., & Van Honk, J. (2012). Testostero ne, cortisol, and serotonin as key regulators of social aggression: A review and theoretical perspective. Motivation and emotion, 36(1), 65-73.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.