DIŞ GÜÇLERİN MAŞASI İTTİHAD VE TERAKKİ
23 Şubat 2026, Pazartesi 12:34
Osmanlıda kazâ bayağı da “geliyorum” dedi. Küçük ve büyük isyanlar, mütegallibe (zorba) hâline gelen Yeniçeri tâifesi, son zamanlarda devlet gibi davranan a’yanlar… Bunların hepsi gelen kazânın ayak sesleriydi.
“Du’â edin kabûl edeyim” buyuran Rabb’imiz du’âları kabûl mü etmedi? Halîfeler, velâyet sahipleri, mürşidân, müridân hep du’â etmediler mi? Emr-i ma’rûf nehy-i ani’l-münker mi terkedildi? Ne oldu da bu devlet çöktü?
Aslında kazâ ve belânın ayak sesleri alenî olarak geldi; kademeler şöyleydi: 1- Sened-i ittifak 2-Tanzîmât Fermânı 3- Genç Osmanlılar 4- Jön Türkler 5- İttihâd ve Terakkî Cem’iyyeti (İTC)
Beşinci maddeyi, yâni İTC’yi hepsinden ayırmak lâzım. İlk dört madde Osmanlıyı salladı ama yıkamadı. İTC son darbeyi vurdu. Ve işin en mühimmi de olay orada bitmedi; te’sîri yıllarca sürdü ve hâlâ sürüyor.
Gerçek târihi milletinden saklanan ender milletlerden birisi ve belki de birincisiyiz. Kaynak karartmaktan ve gerçek belgelere ulaşılamamaktan doğan sis perdesi daha yeni yeni aralanmaya başladı. İnsanımız yazılanlara kafa salladı, sövülen mâzisine sövenle eşlik etti. “Ecdâdına saldır!” dediler, saldırdı; târihini yok saydı. Asırlara sığmayan târihini yüz yıla, 1.500 yıllık belgeli dilini 50 yıla sığdırdı. Mâziyi bilmeyenler hâle râzı olur; istikbâli de kuramazlar. Dolayısıyla köklü devletimizi çökerten bu beş maddeyi insanımıza iyice anlatmalıyız. Tabîî ki İTC’yi ayrı bir başlıkta ve çok teferruatlı olarak insanımıza iyice belletmeliyiz. İTC milletimizin ufka açılan domino taşının itici gücüdür. Kinetik enerjisi potansiyel enerjisinden kat kat fazla olmuştur. Bizim “kültür pandemimiz” 1860’larda başladı 1908’lerde entübe edildik.
İTC İLLEGAL MİYDİ?
Şimdi bu soruya îtirâz edenler “Ne münâsebet efendim, elbette legal (kanûnî) bir partiydi, seçilmişti” diyecekler. Bugün bile dünyâda seçilmiş ama illegal olan o kadar iktidar partileri var ki, hem bunlar halkın %95’leri civârında oy alarak geliyorlar. Ama “Demokles’in Kılıcı” tepenizde sallanırken demokrasiden bahsetmek komiktir. Bu millet bunu kaç def’a yaşamıştır. İTC bir parti değil %90’i masonik olan bir gruptu. Osmanlıyı I. Cihan Harbi’ne sokarak topraklarını yamalı bohçaya çeviren bir projeydi. Zâten komitacıdan devlet adamı olmaz.
İTC, hakkında şimdiye kadar çok kitap yazıldı, belgeseller yayınlandı ama gençler güncel olmayan şeylere pek i’tibâr etmedikleri için bu olaylarla da fazla ilgilenmediler. Açıkçası gençlik sorumsuz ve çoğunlukla günlük yaşayan, dînî ve millî değerlere yanaşmayan, epiküryen, hedonik bir yapıya sâhip. Üniversite gençliği modern hayâtın genelde geleceğe yönelik ve maddî boyutuyla meşgul oldukları için geçmiş onları etkilemiyor. Belki bu yüzden ülkemizde darbelerin arkası kesilmiyordu. Öyle ki 1960’dan sonra her 10 senede bir bâzı direktifleri dayatmak için askerî darbeler yapıldı. Bunlar karikatürize de edilse sanki kanıksanmaya başladı.
1968 üniversite olayları ile eğitim büyük bir darbe yedi. Garip olan şu ki olaylar Fransa’da başladı hemen bizde de taklîd edildi. Bu olaylar 1975’de zirve yapan terör olaylarının da başlangıcıydı. Bakın, 1980 12 Eylül darbesiyle birdenbire garip bir şekilde son bulan sağ-sol çatışmaları hiç boşluk kabûl etmeyen terör ortamını 1984’te PKK olaylarına taşıdı. Aslında bunlar yokken de DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) belki ilk Kürtçülük olayları olmakla birlikte Türk siyâsetinin tescilli bir Türk profesör tarafından desteklenmesi çok da basit ve tesâdüfî bir olay aslâ değildir.
İttihadcıların ilk yazarlarından İshak Sukûtî çıkan yazılarında imzâsını “Bir Kürt” diye atardı.
Sultan II. Abdülhamid zamanından çıkan Mikdat Midhat Bedirhan’ın “Kürdistan Mecmuası” önce Mısır, sonra da Paris’te yayımlandı. İstanbul’da bunun neşrine izin vermeyip kapatan Abdülhamid Han zamânında Osmanlıda “Kürdistan” ve “Lâzistan” diye idârî bir nevi eyâletler vardı. İTC’liler bunları yönetim tarafdârı erklerle sistematize etmek istediler. Aslında “PKK” olayları da kökenini İTC ile gündeme getirmiştir. Sonra da onlar buna karşılık “Türkçülük” ile ortaya çıkınca diğer anâsır da başlarını çıkarmıştır.
İTC HALİTASI
Genç Osmanlılar ve Jön Türkler arasında isim bakımından önemli bir detay vardır. İmparatorluklar anâsır-ı muhtelifeden (değişik ırklardan ve dinlerden) meydana gelir. Tek ırk ve tek din milleti eski çağlarda vardı. Meselâ Kadîm Mısır’da da Kıbtîler ve Beni İsrâîl milletleri vardı. Bu olay Orta Çağlarda geçerli olabilir.
Avrupa’daki İmparatorluklar hep değişik kavimler üzerine binâ edilmiştir. İngiltere, Bretonlar, Galyalılar, Romalılar, Saksonlar ve Angıllar tabanı üzerine kurulmuştur.
Bu arada mezhep tekliğine dayalı (Ortodoks) ve diğer mezheplere tamamen kapalı imparatorluklar da vardı. Bizans gibi…
Osmanlı Fâtih’e kadar “Devlet-i aliyye” diye anılırken sonra “Devlet-i Âl-i Osman” şeklinde de anılmıştır. Fâtih’le birlikte Osmanlıya “Doğu Roma İmparatorluğu” da denmiştir. İmparatorluk kavramı Osmanlıda pek kullanılmamakla birlikte ona İmparatorluk demek yanlış olmaz.
Fransızlar krallıkla yönetilirken bile 14. Louis “L’Etat c’est moi” (Devlet benim, devlet benim cismimdir) demiştir.
İngiltere eskiden beri United Kingdom (Birleşik Krallık) diye bilinir.
Osmanlı ilk kurulduğu zaman yalnız “Kayı”lardan oluşmuştu. Mütecânis, (homojen) bir topluluktu.
Amerika ilk kuruluşuyla eyâlet sistemiyle devletleştiği için United States of America (Amerika Birleşik Devletleri) şeklinde bilinir.
Türk devletleri ilk defa Göktürklerde “Türk” kavramıyla anılmış ondan sonra bu Türkiye Cumhûriyeti’ne kadar tekrarlanmamıştır. Batı’da Türklere genelde “Turcicum”, “Turqoie”, “Turkey”, “Turchia”, “Türkei” veyâ “Türk İmparatorluğu” denmiştir.
Bu kavram Osmanlıda devlet, Batı’da imparatorluk olarak geçer. Bu büyük devlet devşirmelerle homojen vasfını kaybeder. Buna mecburdur çünkü çok çabuk gelişmiş ve nüfusu, aldığı bölgeleri elinde tutacak güce sâhip olamamıştır.
Bu yüzden Jön Türkler, Genç Osmanlılara karşı iddialı bir isimdir. Bunun sebebi de bunların Avrupa ayaklarının çok kuvvetli olması ve Avrupa’nın da Osmanlıyı Türk olarak görmesidir.
Buna rağmen Türkçülüğü savunan İTC yayın organında yazı yazanlar İshak Sükûtî, Abdullah Cevdet ve Tunalı Hilmi Fransızca, Almanca ve İngilizce dillerinde gazetelerinde “Jön Türk” ifâdesini kullanan kişilerdir ve hiçbirisi de Türkçü değildir. İşin garip tarafı İshak Sükûtî ve Abdullah Cevdet de Kürt asıllıdırlar.
İTC’liler kendilerinden önce gelen Yeni Osmanlılar kuşağının devâmıdır. Bu Jön Türk ifâdesi genelde muhâliflerin kullandığı bir jargondu.
İTC ile başlayan Türkçülük hareketinde Türk, Kürt, dönme, mason, Sabetaist ve ateist, tetikçi, komplocu, komitacı, Bulgar ve Yunanlar bulunmaktaydı. İşte İTC halitası (karışımı) buydu.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Mehmet özoğlu
19-03-2026 18:24Hocam yazılarınızı okumaya çalışıyorum.Nallıhandan selamlar