• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

DERDİN NE ARKADAŞ?

26 Ocak 2026, Pazartesi 00:30
DERDİN NE ARKADAŞ?

Son günlerde benzer haberleri sıkça okuyoruz. Ünlüler, sanatçılar, varlıklı iş insanları ya da onların çocukları… Yasaklı madde kullanımı, gözaltılar, yargılamalar, rehabilitasyon süreçleri. Toplumun refleksi ise neredeyse hep aynı:
“Bu insanların derdi ne? Her şeyleri var.”

Aslında bu soru, meselenin tam merkezine temas ediyor. Çünkü gerçekten de ortada tuhaf bir çelişki var. Maddi imkanları sınırsız, hayatları konfor içinde geçen, ayrıcalıklarla çevrili insanlar neden kendilerini uyuşturucu gibi yıkıcı bir alana sürüklüyor?

Burada ilk yanılgı şu: İnsanı ayakta tutanın para olduğu sanılıyor. Oysa insanı ayakta tutan şey anlamdır. Para, güç, şöhret ve konfor ancak anlamla birleştiğinde taşıyıcı olabilir. Anlamdan kopmuş bir varlık, insanı yükseltmez; aksine çözer.

İnsan beyni hazza çok hızlı alışır. İlk elde edilen imkanlar heyecan üretir, fakat tekrarlandıkça etkisini kaybeder. Lüks sıradanlaşır, ilgi normalleşir, alkış gürültüye dönüşür. Bu noktadan sonra insan iyi hissetmek için değil, bir şey hissetmek için arayışa girer. Uyuşturucu tam burada devreye girer: bir keyif değil, bir uyandırma girişimi olarak.

Şöhret bu süreci daha da derinleştirir. Sürekli izlenen, konuşulan ve alkışlanan birey, zamanla içe değil dışa göre yaşamaya başlar. Kişi bir noktadan sonra kendisi için mi, yoksa ürettiği şey üzerinden mi değer gördüğünü ayırt edemez hâle gelir. Değer, üretimle ve performansla şartlandığında şu soru kaçınılmaz olur: “Üretmediğimde ben hâlâ var mıyım?” Bu soruya net bir cevap verilemediğinde, iç dünyada sessiz ama derin bir kimlik boşluğu oluşur. Madde kullanımı çoğu zaman bu boşluğu bastırma girişimidir; kişi madde aracılığıyla üretmeden de var olabildiğini hissetmeye çalışır. Bu his sahici değildir, fakat geçici olarak rahatlatıcıdır.

Asıl soruya gelelim:
“Eğer zenginlik, makam, şöhret ve konfor bile insanı tatmin etmiyorsa, varlık ile yokluk arasındaki fark nedir?”
Zengin ile yoksulun, ünlü ile ünsüzün, güçlü ile sıradan insanın gerçek farkı nerede başlar?

Bu fark maddede değil, sınırdadır.
Yoksulluk insanı zorlar; ama aynı zamanda sınır koyar. Varlık ise sınırları kaldırabilir. Her şeye erişimin olduğu bir hayat, “yapamam” ve “olmaz” kavramlarını ortadan kaldırır. Sınır kalktığında iç denetim zayıflar. Haz, ahlakla değil bedenle yönetilmeye başlar. Oysa bedenin freni yoktur.

Bu noktada başka bir çelişkiyle yüzleşiriz. Eğer insanın iç dünyasında, hangi şartta olursa olsun tam bir tatmin duygusu oluşmuyorsa, bu kadar mal mülk kavgası neden?
Nedir bu bitmeyen dünyalık edinme hırsı?

Çünkü modern insan, iç boşluğunu dış birikimle telafi etmeye çalışır. Daha fazla sahip olursa huzura yaklaşacağını sanır. Oysa iç düzen kurulmamışsa, dış düzen yalnızca geçici bir oyalama ve aldatmacadır. Mal artar, boşluk genişler. Güç çoğalır, anlam azalır. Şöhret büyür, yalnızlık derinleşir.

Burada mesele yalnızca psikoloji değildir; aynı zamanda nefsi bir meseledir. Nefis doyurulamaz. Terbiye edilmediğinde daha fazlasını ister. Terbiye yoksa şımarıklık başlar, ardından arsızlık ve aymazlık gelir. En sonunda sınır tanımayan bir benlik ortaya çıkar. Bu azgınlık bazen maddede, bazen güçte, bazen hazda kendini gösterir.

Modern çağ bu süreci teşvik eder. “İstiyorsan hak ediyorsun”, “canın istiyorsa yapabilirsin”, “sınır koymak baskıdır” söylemleri iç denetimi zayıflatır. Oysa insanı insan yapan şey sınırsızlık değil, ölçüdür. Haz sınırla güzeldir. Sınır kalktığında haz, insanı tüketir.

Sonuç olarak insan çoğu zaman yoksulluktan değil, doygunluktan helaka gider. Sahip olmak arttıkça sınır koymayı unutan zihin, çöküşe giden bir yol ayrımına gelir. Bugün yaşananlar bireysel zaafların değil, anlamı dışlayan bir çağın kaçınılmaz sonucudur.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.