ÇINARIN ALTINDAKİ SAKALLI DEDE, HÜSEYİN AVNİ
18 Nisan 2026, Cumartesi 01:32
Bilmecee bilmece, cevap bellidir:
“Çınarın gölgesi” denen hippidir.
Yarısı sakaldır, yarısı şiir
Desem, hangi “Dede” aklına gelir?
———
İstanbul’un meşhur Sahaflar Çarşısı’nı bilen varsa, Beyazıt meydanı yönüne çıkılan kapının hemen karşısındaki beş asırlık çınarı da hatırlar.
Duydunuz mu; son yıllarda onun dibine “Hüseyin Avni Dede Çınarı” diye bir plaket koydular.
Hüseyin Avni’yi, bilirsiniz… Hani şu, ara sıra kıpırdayan kocaman saman tepesini andıran veya uzaklarda tek başına oturduğu görülen, üstüne de karlar düşmüş Erciyes fotoğrafına benzeyen adam.

Beş parmağında beş koca yüzük, üzerinde battaniye gibi sarkmış, cepleri bir nevi torba vazifesini gören ama şu “eskilerden kalma bir İstanbul esnafı tebessümünü” hiçbir gün evde bırakmamaya çalışan adam.
Hatırladınız, değil mi?
İşte onu…
Vücudunun tam ortasına yani belindeki kemerine kadar inen ve eminim ki “yaşı çoğunuzdan fazla olan sakallarını” bir kadim dost gibi çenesinde taşıyan adamın gençliğini merak eder miydiniz?
❤️❤️❤️
Kargaların, kumruların, serçelerin, kedilerin bir de üniversitelilerin dostudur o…
Dalları bir yanda Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne, karşı yönde Beyazıt Camii’ne, bir tarafta Sahaflar Çarşısı’nın kapısına değen, diğer yönde ise meydana yani İstanbul Üniversitesi’ne doğru bakan çınar ağacının ise gölgesidir o…
Biri için “yarım asırdır orada” ifadesinden başka nasıl bir özellik “sanki bir mezar taşı gibi” belirgin olabilir?
❤️❤️❤️
Konumuz, kütüphane duvarı dışında ömür geçirdiği halde içinde de ne kadar çalıştığı değil… Cami duvarında eski para, tespih, incik boncuk sattığı halde, ezanın çağrısına kaç kere uyduğu da değil…
Şair bilinen ve nev’işahsına münhasır yani nev’i (çeşidi) kendi gibi olan; hususiyeti (özellikleri) başkalarına benzemeyen, hayatını şairane soslu hippiyane yaşayan biridir konumuz.
Yazdıkları, benim şiir anlayışıma uygun değil Avni abinin fakat şurası mühimdir:
Bendeniz, şiiriyeti olan ve pek çoğu da şiir sitelerine konmuş olan düz yazılar yazarak yaşadım ve yirmi yıl devam eden gazete köşemde çıkan bu yazılarıma “şiir” demedim.
Fakat, Hüseyin Avni Dede için “bu adam kimdir” desen, herkes “şair” der!..
Yani kendisi, şairlik boyası olan fıçının içine gönüllü olarak atlamış biridir.
❤️❤️❤️
Hep insanlarla yüz yüze, barışık yaşadı Hüseyin Avni Dede. Ve ben onun adını onu ilk gördüğümden beri bilirim.
Eskiden, vapurların belli simaları vardı.
Ana hatlardan kalkan vapurlara binince bunlardan herhangi birine rastlardık.
En meşhuru elbette;
“Size (şu ürünü) getirdim. Dağların ardından, Çin diyarından… En kalitelisi gene Burhan Pazarlama’dan” diye satış yapan adamdı. Onlarca yıl onu gördük, sattıklarından da defalarca aldık.
Bir değişik adam daha vardı. Önceleri küçük bir sandığı benzeyen tahta çantasıyla gezerdi. Daha sonraları basit ve düz bir bond model taşımaya başladı. İlginçlik adamın taşıdığı çantalarda değil de (iki satır halinde ve çantanın tamamını kaplayacak şekilde, koskocaman harflere yazılmış) üzerinde okuduğumuz yazıdaydı:
“ŞİİR YAZARI ŞAİR”
Bana çok komik ve saçma gelirdi. Hiç konuşmadım, adını öğrenmedim hatta ne sattığına bile bakmadım.
Bir diğeri de sanırım yirmi beş yaşlarında, dinç, sıhhatli ve elindeki (en ucuz kâğıtlara basılmış) şiir kitaplarını;
“Ben yazdım ben satıyorum” diye dolaştıran bir abiydi.
❤️❤️❤️
Büyüdüğümüze inanmak için, önce otobüsle Üsküdar’a, oradan da Eminönü’ne geçtiğimiz yıllar. Galiba üç arkadaş vapurdaydık.
O zamanlar sınıf farkı vardı. Vapurun arka kısmı Birinci, ön taraflar İkinci Mevki. Bunların biletleri arasında ücret farkı da olurdu.
Biz çocuklar genelde oturmaz, boşluklar arasında dolaşırdık.
İşte konumuz olan bu genç adam vapurun burun kısmında yani alt katın ikinci mevkisinde kitaplarını dolaştırdıktan sonra ara boşluğa çıkmıştı.
O zamanlar elinde “Şairler Üzülmesin”, “Acıya Kurşun Geçmez”, “Ben Ölmeden Önce”, “Yağma Yok” olmalı. O kitapları bende var ama o gün mü almıştım hatırlamıyorum…
❤️❤️❤️
Kardeş gibi büyüdüğümüz İbrahim (Civelek) daha sosyaldi, beni göstererek;
“Bu arkadaş da şiir yazıyor” dedi.
Utandım biraz… Şairlerin bir mahrem bölgesi vardır ya, huzursuz oldum.
Fakat o ilgilendi bizimle. Bana baktı. Siyah saçları ve sakalları vardı. Daha doğrusu öylesine bırakmış da aylarca hiç dokunmamış gibi (uzun değil, iki üç parmak) dağınıktı.
“Adın ne?” diye sordu, söyledim…
Durdu, sanki ismimin yankısını dinledi ve sonra;
“Muammer Erkul” diye, heceler gibi yavaşça, kendi de duyarak tekrarladı. Ve dedi ki;
“Ne güzel adın var, tam bir edebiyatçı adı.”
❤️❤️❤️
Meşhur şairlerimizden Fazıl Hüsnü Dağlarca‘nın evlerine geldiğini söylüyor 1954 Süleymaniye doğumlu Hüseyin Avni. Babası Durmuş Dede de şiir yazar, bastırdığı kitaplarını da ücretsiz dağıtırmış.
Önceleri zengin bir tüccar iken, 1960 ihtilalinden sonra ortaya çıkan kriz ve kaos ortamında iflas edip çok fakir kalmış.
Çocuk yaşta piyasaya, satışa çıkmaya başlamış şairimiz de. Parayla dış dışa ama sanatla hep iç içe yaşamış. Gün gelmiş bir tiyatrocu ile evlenmiş ama erkenden ölünce bir daha evlenmemiş. Soyadı “Dede” olsa da baba bile olmamış…
İşte ben onu tanıyalı yaklaşık yarım asır geçmiş.
❤️❤️❤️
Henüz “hiç kimse” olduğun ama “biri” olmayı çok istediğin zamanlarda, sanata tutkun ve ergenlik yaşında olsan ve işte bu cümleyi duysan ne hissederdin?
Biraz daha fazlasını hissettim…
“Benim için bir edebiyatçı olma müjdesi daha” diye geçmişti kalbimden.
Kömürlü veya aynı boydaki başka bir dizel vapurun alt güvertesinde ilk defa konuşmuştuk onunla.
Elindeki kitapların tam da aynısını satıyor halâ Çınar’ının altında ve halâ aynı tarzda ve kıyafetlerle yaşıyor.
Biz çocukken çok moda olan hippilik ve hippiler sanki yeryüzünden buharlaşıp kalksa bile, onun hayat felsefesi bu.
İster tasvip edin ister etmeyin ama ben diyorum ki;
Kimseye zararı olmadan kendi yolunda ve sanatında dosdoğru yürüyen insanlara saygım var.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Hanife
19-04-2026 08:05Çok enteresan bir hayat hikayesi... "Şiir yazan şair" de çok ilginçmiş, "inşaat yapat inşaatçı" gibi:))
Muammer Erkul
18-04-2026 09:13Yakında gören var mı Hüseyin Avni Dede’yi, ben epeey zamandır görmedim. Yolu oralardan geçen olursa selam söylesin. ?