• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

CENNETE DOĞRU İMANLA GİRİLİR

31 Temmuz 2026, Cuma 10:47
CENNETE DOĞRU İMANLA GİRİLİR

İman, Allahü tealanın gönderdiği son peygamberin bildirdiklerini kabul etmek demektir.

İmanda tebliğ esastır.

Cennet, Peygamberlerin tebliğini kabul etmenin karşılığı,

Cehennem ise inkar etmenin karşılığıdır.

Bunun için dağda, çölde, mağarada, ormanda veya ıssız bir adada kalıp din, peygamber diye bir şey işitmemiş kimse,

imanı olmadığı için Cennete giremeyeceği gibi, inkâr etmediği için Cehenneme de girmez.

Nitekim Allahü teala Kur’ân-ı Kerîmde:

“Biz, bir resul göndermedikçe azap etmeyiz.” [İsra 15] buyuruyor.

İmam-ı Rabbânî hazretleri de (ö.1624) Mektûbât kitabında:

“Allahü teala, kullarında akıl nimetini, hakkı batıldan ayırmak için yaratmışsa da, hak yol bildirilmedikçe akıl, bunu tek başına bulamaz.

Peygamberleri işitmemiş bir kimse, ahirette kabahati kadar mahşer yerinde azap görür, herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi yok edilir.” (C.1/M.259) buyuruyor.

Cennete girmeye sebep olan doğru imanın bir takım şartları vardır. Bunlar:

1- Allahü tealanın gönderdiği son peygamberi ve onun dinini kabul  etmek.

Günümüzdeki Yahudi ve Hristiyanlar, her ne kadar kitaplı bir dine tabi iseler de, Allahü tealanın gönderdiği son peygamber Muhammed aleyhisselamı ve onun dini olan İslamiyeti kabul etmedikleri için kâfir hükmündedir.

Nitekim Allahü teala Kur’ân-ı Kerîmde:

“Allah indinde hak din ancak İslam’dır....” [Al-i İmran 19],

“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o âhirette ziyan edenlerden olacaktır.” [Al-i İmran 85] ve

“Şüphesiz kitap ehlinden (Yahudi ve Hristiyanlar) ve müşriklerden inkar edenler, içinde sonsuza kadar kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratılmışların en kötüleridirler.” [Beyyine 6] buyuruyor.

2- Ehl-i sünnet vel cemaat itikadına sahip olmak.

Peygamber efendimiz:

“Ümmetim 73 fırkaya ayrılır. Bunlardan 72’si Cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur.

Bu fırka, benim ve eshabımın gittiği yolda gidenlerdir.” [Tirmizî] buyuruyor.

Bu kurtulan fırkanın adı Ehl-i sünnet vel cemaat olup;

Bunlar, itikadî yani imanla ilgili hususlarda Peygamber efendimizin ve eshabının yolundan zerre kadar ayrılmamışlardır.

İmam-ı Rabbânî hazretleri de Mektûbât kitabında:

İman edilecek şeylerde, bir sarsıntı olursa, kıyamette Cehennemden kurtuluş olmaz.

İman doğru olup da amelde yani emir ve yasakları yapmakta bir gevşeklik olursa, tövbeyle ve belki tövbesiz de affedilebilir.

Cehenneme girse de, sonunda yine kurtulur. İşin aslı, temeli itikadı düzeltmektir.” [C.1/M.193] buyuruyor.

Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadına sahip olmanın alametleri ise şunlardır:

1- Amentü duasında bildirilen imanın altı şartının hepsine inanmak.

2- Kur’an-ı kerimin, Allahü tealanın kelamı, yani sözleri olduğuna inanmak.

3- Kendi imanından hiç şüphe etmemek.

4- Eshab-ı kiram efendilerimizin hepsini çok sevmek, hiç birine dil uzatmamak.

5- İbadet yapmayı imanın şartı bilmeyip, İslamiyetin emir ve yasaklarına inandığı halde tembellikle yapmayan mü’minleri kafir bilmemek.

6- İnancı Ehli sünnet vel-cemaat itikadına uygun olmayan mü’minleri kafir bilmemek.

7- Açıkça günah işlediği bilinmeyen her imamın arkasında namaz kılmak.

8- Başta bulunan amirlere, idarecilere karşı gelmeyip, onların hayırlı iş yapmaları için dua etmek.

9- Abdest alırken ayakları yıkamak yerine, ıslak eli mest denilen bir çeşit ayakkabı üzerine sürmenin sünnet olduğuna inanmak.

10- Peygamber Efendimizin mi’rac mucizesinin, ruh ve bedenle birlikte olduğuna inanmak.

11- Cennette mü’minlerin Allahü tealayı göreceklerine inanmak.

12- Mahşer günü, Allahü tealanın izin verdiği peygamberlerin ve salih kulların şefaat edeceklerine inanmak.

13- Kabir sualinin olduğuna ve kabirde azabın, ruh ve bedene olacağına inanmak.

14- Allahü tealanın evliya denilen sevgili kulları için keramet yarattığına inanmak.

15- Okunan Kur’an-ı kerimin, verilen sadakanın, hatta yapılan ibadetlerin sevaplarını, ölen mü'minlerin ruhlarına göndermenin, onlara fayda verdiğine inanmak.

3- Dört hak mezhepten birine tabi olmak.

Ahmed Tahtâvî hazretleri (ö.1816):

“Bugün her müslümanın dört mezhepten birinde bulunması şarttır. Dört mezhepten birinde bulunmayan Ehl-i sünnetten ayrılır.” (Dürrü’l-Muhtar haşiyesi) buyuruyor.

Muhammed Hâdimî hazretleri de (ö.1762):

“Edille-i şer’ıyye yani dînî delillerin (Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas) dört olması, müctehid denilen büyük alimler içindir.

Mukallid yani dört mezhepten birine tabi olan kimse için dînî delil, bulunduğu mezhebin hükmüdür. “ (Berîka) buyuruyor.

4- Dînî konularda nakli esas almak.

İslamın temel bilgilerine vâkıf olmadan, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere kendi görüşüne göre mana verenlere İslam alimi denmez.

İlham ve şahsi görüş, kesinlikle delil olmaz. Dinde nakil esastır. 

İmam-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabında:

“Bir hükmün doğru veya yanlış olduğu Ehl-i sünnet alimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır.

Çünkü Ehl-i sünnet alimlerinin bildirdiklerine uymayan her mana kıymetsizdir, yanlıştır.

Çünkü her sapık, Kur'an ve sünnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder.

Yarım aklı, kısa görüşüyle, bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider.

Ehl-i sünnet alimlerinin bildirdikleri manalar doğrudur, bunlara uymayan ise yanlıştır.” [C.1/ M.286] buyuruyor.

Hazret-i Ali efendimiz de:

“Din, akıl ve görüş ile olsaydı, mestin üstünü değil, altını meshederdim.” [Ebu Davud] buyuruyor.

5- Sünnetlere uyup, bid’atlerden uzak durmak:

Bid’at, Peygamber efendimiz ve dört halife zamanında bulunmayıp, dinde sonradan meydana çıkarılan şeylere denir. 

Bid'atlerin bazıları küfür, bazıları ise büyük günahtır.

Peygamber efendimiz:

“Din adına uydurulan her şey bid’attir, her bid’at sapıklıktır; her sapıklık da Cehenneme götürür.” [Buhari] buyuruyor.

Bid’at çıkaran kimse, dinde noksanlık görüp bazı hükümleri değiştirmeye, yeni hükümler koymaya çalışır.

Sahih hadisleri uydurma zanneder, İslam alimlerini beğenmez ve kibirli olur.

İmam-ı Rabbânî hazretleri böyle kimseler hakkında:

Bazıları, yapacakları değişikliklerle, dini düzelteceklerini, olgunlaştıracaklarını zannediyorlar.

Ortaya bid’atler çıkarıp, bid’atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalışıyorlar.

Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki, din noksan değildir.

Allahü Teala Kur’ân-ı kerimde:

“Bugün sizin için dininizi ikmâl eyledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, size din olarak İslamiyet’i vermekle razı oldum.” [Maide 3] buyuruyor.

Dini noksan sanıp, tamamlamaya çalışmak, bu ayete inanmamak olur.” (C.1/M.260) buyuruyor.

6- Hubb-i fillâh ve buğd-ı fillâh yani Allahü tealanın dostlarını sevmek, düşmanlarına ise buğzetmek.

Peygamber efendimiz:

“İmanın temeli, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.” [Ebu Davud] ve

“İnsan, dünyada kimi seviyorsa, ahirette onun yanında olacaktır.” [Buhari] buyuruyor.

Bu nedenle seveceğimiz kişileri iyi seçmeli, yanlış kişileri sevmekten Allahü tealaya sığınmalıdır.

Ehl-i sünnet alimleri de:

“Allahü teala, İslamiyet’i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi.

Nitekim Kur’ân-ı kerimde:

“Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz ...” [Ankebut 69] ve

“… Allah asla verdiği sözden dönmez.” [Zümer 20] buyuruyor.

Bunun için Allahü tealaya güvenerek ve O’na sığınarak;

“Ya Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum.

İslam bilgilerini doğru olarak öğrenmek istiyorum.

Bunu bana nasip et ve beni, yanlış yollara gitmekten koru!” diye, dua etmelidir.

Cenab-ı Hak mutlaka ona doğru yolu gösterir.” buyuruyor.

Nitekim Peygamber efendimiz:

“Ümmetimden Allah'ın emirlerine uygun davranan bir taife her zaman var olacaktır.

Onları yalanlayanlar muhalefet edenler onlara zarar veremeyecektir.

Bu Allah’ın emri gelene kadar böyle devam edecektir.” [Buhari] buyuruyor.

Allahü tealanın razı olduğu bu doğru yola ulaşabilmek için de:

“Yâ Rabbi senin razı olduğun yolda bulunanları sevmeyi, onlarla beraber olmayı bana nasip eyle!” diye dua etmelidir.”

Eğer o kimse doğru yolda ise, duanın bir zararı olmaz. Ancak yanlış yolda ise doğruya kavuşmuş ve kurtulmuş olur.

Ayrıca, doğru yoldan ayrılmamak ve son nefeste imanla ölmek için;

(Ey kalpleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren Allah’ım!

Kalbimi dininde sabit kıl, beni müslümanlıktan ayırma!) anlamına gelen;

“Allâhümme, ya mukallibel kulûb, sebbit kalbî, alâ dînik” [Tirmizi] duasını her zaman okumalıdır.

Unutulmamalıdır ki, dinde reformcular, zındıklar, bu dini, kıyamete kadar, hiçbir zaman bozamayacaklardır.

Dünyanın her yerinde İslam kitapları arasında bozuk, yıkıcı, bölücü olanları her gün çoğalmakta ise de, bunlar arasında doğru olanları da vardır.

Bu kitaplar, Allahü tealanın koruması altında olup, hiçbir zaman yok edilemeyecektir.

Bunları arayıp, bulup, okuyup saadete kavuşanlara müjdeler olsun.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.