• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

BÜYÜK YANILGI

31 Temmuz 2026, Cuma 10:48
BÜYÜK YANILGI

“Sarı Öküzü Kurban Etmek”

Yüce Allah, Beyyine Suresi’nde hakikati örten kâfirleri "yaratılmışların en şerlisi" olarak vasıflandırırken; iman edip salih amel işleyenleri ise "yaratılmışların en hayırlısı" olarak müjdelemiştir. Yine Rabbimiz, inkârcıların hayvandan daha aşağı bir idrak seviyesinde olduğunu, manevi kirleri hasebiyle birer necaset hükmünde bulunduklarını beyan ederek onları yermiştir. Bu ilahi mizan, bize insanı değerlendirirken kullanılacak mutlak kıstası verir. Bir zındığın tek bir güzel özelliği, bazı sempatik ve ahlaki huyları onu iyi bir insan yapmaya kâfi gelmediği gibi; iman dairesindeki bir sıddıkın, bir müminin beşeriyet gereği işlediği birkaç hata da onu o ulvi makamından aşağı düşürmez. Her dönemde ve her toplumda ahlaklı ve ahlaksız insanlar bulunabilir; lakin bir şahsın kötü ahlakı, dayandığı inancın yanlışlığına asla delil teşkil etmez.

Ne hazindir ki, geçmişte batı ülkelerinde eğitim görmüş bazı “sözde aydınlarımız”, oradaki siyasi ve hukuki istikrarın doğurduğu toplumsal düzeni ve maddi refahı görünce, batılın vitrinine aldanıp onların sapkın fikirlerine meyletmişlerdir. Bugün de benzer bir zihin kayması yaşanmaktadır. Günümüzde bazı dindar kişi ve grupların şahsi menfi tavırları kasıtlı olarak İslam’a mal edilmekte; ateizm, deizm ve agnostisizm gibi bozuk fikirler bu bahanelerle köpürtülmeye çalışılmaktadır. Milletimizin doğrudan Hristiyanlaştırılamayacağını çok iyi bilen batılı odaklar, sinsice bir strateji izlemektedir: Önce gençlerimizi dinsizleştirip köksüzleştirmekte, ardından da sömürge aydınları olarak devşirmektedirler.

Bu sinsi devşirme operasyonunun en kullanışlı aparatları ise sosyal medya fenomenleridir. Aldıkları talimat gereği, dini karizmatik şahsiyetlerin, cemaatlerin ve Diyanet teşkilatının adeta röntgenini çekip açık arayan bu güruh, pireyi deve yaparak gençliği mukaddesattan soğutmaya çalışmaktadır. En acısı ve can yakıcı olanı ise dindar olarak isimlendirilen medyanın ve camianın bu sistemli taarruza karşı gerekli bağışıklığı gösterememesidir. Ne zaman içimizden biri hedef tahtasına konulsa, hemen "sarı öküzü kurban etme" yarışı başlamaktadır.

Dini bir figür, beşeriyet muktezası olarak hiç kimseyi bağlamayan ufak bir hata yapsa dahi, bu durum olabildiğince abartılarak servis edilmektedir. Normal şartlarda mahremiyeti ve tecessüs yasağını en fazla gözetmesi gereken bazı “sözde dindar” şahsiyetler, bu linç kampanyalarını adeta kendi faziletlerini pazarlayacakları birer reklam fırsatı olarak görebilmektedirler. Hemen öne atılarak "Bizim o şahısla, o grupla hiçbir bağımız yoktur, biz çok farklıyız" edasıyla kendilerini temize çıkarma telâşına düşmektedirler. Bu basiretsizlik, avam halkın zihninde yılların birikimi olan mümtaz şahsiyetlere, kurumlara ve vakıflara karşı kin ve düşmanlık tohumları ekilmesine zemin hazırlamaktadır. Böylece, bin bir emekle yetişmiş değerlerimiz adeta kendi ellerimizle zayi edilmektedir.

Halbuki Rabbimiz, mümin zihniyetini inşa etmek üzere Nur Suresinde en muhkem sınır hattını çizmiştir: "Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi din kardeşleri hakkında hüsnüzan besleyip de 'Bu, apaçık bir iftiradır' deselerdi ya!" Bir müminin iftira ve karalama kampanyaları karşısındaki duruşu budur. Kendi kardeşinin ayağı kaydığında onu uçurumdan aşağı itmek değil, elinden tutup doğrultmak ve şer odaklarına karşı siper olmaktır. Nasıl ki sadece köpeğin dişlerinin beyazlığı yahut domuzun hızlı üreme kabiliyeti onların etlerini helal ve temiz kılmıyorsa; ehli küfrün, seküler dünyanın bazı disiplinli ve sempatik halleri de onları haklı kılmaya ve sevilmelerine yetmez. Mukaddes olan dindir, şahıslar ise o mukaddes davanın kusurlu taşıyıcılarıdır. Kusur, davaya değil, beşere aittir.

Sonuç olarak bizler, batılın ışıltılı saraylarına aldanıp kendi iman kalemizin burçlarını döven gafillerden olamayız. Kendi kardeşinin kusurunu bir pazar malzemesi haline getiren “sözde dindar” profil, en az o kusuru işleyen kadar bu yıkıma ortaktır. Eğer bugün "sarı öküzü" vermekte tereddüt etmezsek, yarın sıra bu kalenin asıl direklerine gelecektir. Müminlerin birbirine karşı vazifesi tefrika değil, hüsnüzan ve uhuvvettir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.