• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

BATI’NIN PLATOSU PERA’DA KURULDU

27 Temmuz 2026, Pazartesi 19:05
BATI’NIN PLATOSU PERA’DA KURULDU

Genelde 19. asra kadar kavram olarak Batı sâdece fetih ve savaş olarak biliniyordu. Onların kültür ve edebiyatları Osmanlı mülkünde hiç geçerli değildi.

Yarışta yavaşlayan mutlakâ geçilir. Osmanlı 1800’lere kadar hep önde koştu. 1699’da bir nefeslenme bile ona toprak ve daha önemlisi prestij kaybettirdi. Karlofça âdetâ sonun başlangıcı oldu. Kurt bir def’a tökezlerse sırtlanların affı olmaz. Osmanlının bir düşmanı yoktu ki… Osmanlıyı bir din müessesesi olarak gördüğü için Batı onunla hep Haçlı rûhuyla savaştı. Bu yüzden Devlet-i Âliye’de yapılan bütün yenilikler bir Haçlı zaferidir.

Hastalık sârîdir. Bünye zayıflarsa hastalığa karşı koyamaz. Batı’nın dehrî (epiküryen, dünyâ zevkleri, hedonik temâyüller) yıkımı Osmanlıya sıçramaya başladı. Batı’ya öğrenci göndermelerle birlikte, Tanzîmat aydınlarının olmazsa olmazı Fransızca dili ile Batı’nın edebiyat ürünleri dilimize giriyordu. Yaşanan duygu ve günahlarını yazan kişinin ağzıyla başka şahıslarda şekillendirdiği mâcerâlar, roman adı altında ahlâkî değerleri tahrîb ediyordu. Tiyatro bir hârikaymış ve hayâtın bir parçasıymış gibi belirtildi. Bu devrin yazarları her şeyden bir parça; ama hiçbir şeyden tam değil formuyla boy gösterirken yeni türlerden dolayı hem kitaplarda hem de yarım yamalak gazetelerde tefrika romanlar yazmaya başladılar. Pâyitaht artık çehre değiştiriyordu. Batı’nın plâtosu Pera’da (Beyoğlu) kuruldu. Aktörler Batı seyyahları, gayr-i Müslimler, figüranlar ise Osmanlı snoplarıydı. Aktörler, yıllardır Osmanlı içinde yaşayıp birdenbire maskelerini çıkaran İngiliz, Fransız ve Almanlardı. Bu büyük devlet aktörleri 1900 başlarında İstanbul’u mekân tuttular. Arkalarında Rothscild sermâyesi vardı. Hedefin ne kadar büyük olduğu sonra anlaşıldı. Ermeni ve Yahûdiler sütre gerisinden ansızın çıkıverdiler. Eskiye bir sünger çekilmek isteniyordu. Plânlar tıkır tıkır işliyordu. Selânik, Paris, Londra ihânet tâifelerini bölük bölük pâyitahta ihrâc ediyordu. Evvelâ Direklerarası’nda başlayan Şamram ve Peruz kantoları iftardan sahura kadar mü’minleri ifsâd ediyordu. Güllü Agop Kumpanyası durmadan tiyatro eserleri sergiliyorlardı. Yıllarca Osmanlı kültürüyle yetişen yazarlar artık derme çatma eserlerini Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sergilemeye başladılar. Kadın kılıklı erkekler (zenneler) -genelde azınlıklar- kırık dökük Türkçeleri ile halkı eğlendirmeye çalışıyordu.

Bütün bu yenilikler bir mesaj veriyordu Batı’ya: Bakın biz de sizin gibi olmaya çaba sarf ediyoruz… O zamanın sözde aydınları, Avrupa sevdâlıları devrin Paris’ini İstanbul’a getirmeye çalışıyorlardı. Paris, Paris olalı öyleydi; İstanbul da İstanbul olalı… 20 yılda İstanbul nasıl Paris olurdu?

Yüzyıllarca süregelen halk ve dîvân tarzı yerini Batı tipi Sone ve Terzarima’ya bırakıyordu. Zâten bunlar da kötü bir taklitten öte geçemiyordu.

Tanzîmât önemli bir dönüm noktasıydı. Satılık devlet ricâli ona, Tanzîmât-ı hayriyye derken halk Tanzîmât-ı şerriyye diyordu. Başlangıçta halk tabanında fazla etkisi de olmadı.

Tanzîmât’ın birinci ekolü, Şinâsî, Ziyâ Paşa, Nâmık Kemal yenici olmakla birlikte pek başarılı olamadılar. Şinâsî zıvanadan çıktı, Nâmık Kemal ikilemde kaldı, Ziyâ Paşa yüzünü sözde Batı’ya döndü, ama hep doğulu kaldı. Bu dönemde de şiir tarzları ve ölçüleri eski tarz olmakla birlikte, konularda Batı izleri açıkça görülmeye başladı. Dîvân kalıpları içinde hürriyet, vatan, adâlet gibi kavramlar yeniydi. 1789 Fransız Devrimi yeni algılanıyordu.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.