• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

Batının Gizli Ajandasına göre - COĞRAFİ KEŞİFLER SIRASINDA ASLINDA NELER YAŞANDI?

17 Şubat 2026, Salı 06:41
Batının Gizli Ajandasına göre - COĞRAFİ KEŞİFLER SIRASINDA ASLINDA NELER YAŞANDI?

Batılı ülkelerin kabarık sabıka dosyasını incelemeye devam ediyoruz. Tarih boyunca her zulmün ve katliamın altından çıkan Batılıların kabarık sabıka dosyaları; hakikatte tarih boyunca şuuraltında sakladıkları şiddet ve kötülüğün, vicdanlarına yerleşmiş olumsuz duyguların dışavurumu olarak görülebilir. Zira dünyanın her yerinde yaşanan acı ve göz yaşlarının arkasında, kendilerini, bugünün dünyasının hakiki koruyucuları (!) olarak tasvir eden ülkeler olduğunu görmekteyiz. Bugünkü zenginlik ve refahlarını mazlum toplulukların topraklarına çökerek elde ettikleri hiç değişmeyen bir hakikattir. Bu konuda birçok misal verilebilir.  

İngilizlerin 80 yılda Avustralya’da öldürdükleri Aborjin sayısı 1 milyona yakındır mesela…

İtalyanların Libya’da 1900’lü yılların başlarında öldürdüğü Afrikalı sayısı yarım milyonu bulmaktadır.

Namibya’da 3 yılda Almanların katlettiği insan sayısı ise 120 bin civarı…

Fransızlar, 300 yıl boyunca Afrika’da 2 milyon insanı katlettiler. Sadece 1945 yılında öldürdükleri Cezayirli sayısı 45 binden fazla…

Hollanda’nın 3-4 yılda Endonezya’da öldürdükleri insan sayısı ise en az 150 bin…

ABD’nin 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye attıkları atom bombası neticesinde 250 bine yakın insan ölmüştür. Ayrıca Irak işgalinde ise resmi rakamlara göre 3 milyona yakın insan hayatını kaybetmiş, gayri resmi olarak ölenlerin sayısı ise hiçbir zaman tam manasıyla bilinememiştir.

Son yüzyılın en büyük soykırım ustası bebek katili İsrail’in öldürdüğü çocuk, kadın, yaşlı ve masum insanların sayısı ise milyonları bulmuş vaziyette… Ve insanlığa kendini adadığını iddia eden insan merkezli (!) uluslararası kurumlar ise bu durumu aylarca sadece izlemekle yetinmiştir.

Tarih boyunca nerede zenginlik ve refah varsa oraya çökmeyi alışkanlık haline getiren insan sevgisiyle dolu (!) çağdaş ve demokratik (!) Batılıların bugün niyetlerini ve kirli tarihlerini örtmek için insan hakları kılıfında kurumlar ihdas etmiş olmaları da tam bir tilkiliktir. Geçmişi karanlık, niyetleri bozuk, adalet anlayışları yok olmuş kara vicdanlı anlayışlar bugün hala doymak bilmeyen anlayışlarıyla dünyaya ve mazlumlara zulmetmeye devam etmektedirler. Adına masum ifadelerle “Coğrafi Keşifler” dedikleri zulüm ve ölüm yolculuklarında aslında neler yaşandığını maalesef yerli ve yabancı tarih kitaplarında layıkıyla göremiyoruz. İşin daha da tuhaf olanı sergiledikleri soygun ve soykırım düzenlerini, kendi nesillerine hatta bütün dünyaya “insanlığın faydasına keşfedilen yerler ve zenginler” gibi kulağa hoş gelen ifadelerle servis ederek herkesi aldatmayı başarmış olmalarıdır.

Geçmişin karanlık izlerini silemeyen Batılıların her yerde uyguladıkları düzenlerden Avustralya kıtası da nasibini almıştır. Bu defa zulmün hedefindekiler ise Aborjinlerdir.

Hollandalı kaşifler tarafından keşfedilip kan içici İngilizler tarafından üzerine çökülen, zenginlikleri ve yer altı varlıkları ile gözleri kamaştıran Avustralya Kıtasına hâkim olmak için yapılanlar ise tüyler ürpertici…

İngiliz tarihinin en kanlı sömürge hikayelerinden biri de bu kıtada yaşanmıştır. Hiçbir tarih kitabının bugün yazmaya cesaret edemediği, güneş batmayan memleket olarak lanse edilen zalim İngiliz İmparatorluğu ise bugün zenginlik ve gücünü bu coğrafyanın mazlumlarını katlederek ve soykırımlar uygulayarak kazanmıştır. Bu defa zulüm hikayelerinin baş rolünde bulunan kan emicilerden birinin adı ise James Cook’tur. 18. yüzyılda İngiliz Kraliyet Donanması'nda görev yapan ünlü bir kâşif ve haritacı olan tarihin en acımazsız zalimlerinden biridir kendisi… Avustralya Kıtası, Pasifik Okyanusu ve Yeni Zelanda'nın keşfiyle tanınan ayrıca Hawaii Adaları'nı ziyaret eden ilk Avrupalı olarak bilinen şahıstır. İngiltere’de bugün insafa gelip de yaptığı zulümleri kaleme alan yazarların bile kanlarını donduran hikayelerin baş mimarlarından biridir. 

İngiliz kaynakları nesillerini ikna edebilmek için kan emicisine sahip çıkmak maksadıyla onu tarif ederken şu yumuşak ifadeleri kullanır; “James Cook, 3 büyük keşif seferi sırasında Yeni Zelanda'nın çevresini dolaşmış, Avustralya'nın doğu kıyılarını haritalayarak Antarktika'ya kadar uzanan bölgelerde bilimsel gözlemler yapmıştır. 1779'da Hawaii'de yerel halkla yaşanan çatışmada hayatını kaybetmiştir”. (Bizde geçmişin ders kitaplarında; padişahları, tarihimizin muhterem şahsiyetlerini ve atalarımızı delilsiz/mesnetsiz ve insafsızca itibar suikastına uğratanların, bu duruştan alacağı çok dersler var sanırım!) 

Katliamları sonucu neredeyse bitme noktasına gelen adanın sahiplerinin adını bile yine İngilizlerin koyduğunu görüyoruz; AborjinlerAborjinler; Avustralya, Tazmanya ve çevre adalarda yaşayan yerli halktır. Göçebe bir hayat sürerek genellikle avcılık ve toplayıcılıkla hayatlarını sürdürmeyi tercih etmişlerdir. Yazılı dilleri olmamasına rağmen sözlü kültür ögeleri ile kültürlerini bugünlere kadar aktarabilmişlerdir.  

Avrupa’dan taşıdıkları hastalıklar ile Aborjinleri kontrolleri altına alarak onları köleleştiren İngilizler, isyan edenleri toplu katliamdan geçirmişlerdir. Amerikalıların Kızılderililere yaptıkları gibi, dışarıdan getirilen çiçek hastalığı gibi suni hastalıklara bağışıklık geliştiremedikleri için çırpına çırpına ölen Aborjinlerden emre itaatsizlik yapanlar ise sorgusuz sualsiz kurşuna dizilmiştir. Ateşli silahlara karşı nasıl savaşılacağını bilmeden, bumerang, mızrak ve sopalarla karşı koymaya çalışan yerlileri ateş açarak katleden İngilizler, 1928 yılına kadar bu katliamlarına en sert şekilde devam etmişlerdir.

Tarihleri boyunca kendi aralarında bile şiddetli savaş yapmamış olan bir topluluğa “zulüm” kavramını öğreten İngilizlerin, dünyanın farklı yerlerinde yaptıkları da bunlardan farksızdır. Son birkaç asırdır, bütün siyasetini İslam düşmanlığı üzerine inşa eden zalim İngiliz İmparatorluğu’nun Hindistan’daki Müslümanlara yaptıkları ise kesinlikle Aborjinlere yaptıklarının gerisinde değildir. Hatta Müslümanlara yapılan zulümler yanında Aborjinlere yapılanlar çok hafif kalır. Bunu da başka yazımızda teferruatlı biçimde ele alacağız inşallah…

Tarım ve maden sahalarının ele geçirilmesi için 1788-1928 tarihleri arasında Aborjinlere yapılanlar maalesef tüyler ürperticidir. Viktorya döneminin meşhur İngiliz romancısı olan Anthony Trollope’nin kaleminden durumu özetleyelim. Anthony Trollope, İngiliz devletinin asker ve komutanlarının Avustralya Aborjinlerine yaptıklarını şöyle ifade eder;

Biz Aborjinlerin (yerlilerin) sahip oldukları topraklarını ellerinden zorla aldık. Yiyeceklerini tahrip ederek kendilerine ters olan İngiliz yasalarını onların gelenek ve göreneklerini yok ederek uygulamaya koyduk. Onları, nefret ettikleri İngiliz zevklerine alıştırdık ve kendilerini zevklerimize uydurduk. Canlarını ve mallarını kendi bildikleri şekilde korumak istediklerinde ise onları hiç acımadan katlettik… Silah zoruyla ve şiddet uygulayarak İngilizlerin, onların efendileri olduğunu öğrettik.''

Çok yorum yapamadan insan odaklı siyasetleriyle dünyaya adalet, hoşgörü ve insan hakkı savunucusu rolü oynayan sahtekârların bozuk sicillerini siz değerli okuyucularımızın vicdanına havale ediyoruz.  

Bugün hayatımızın her sahasında bunların kurduğu düzenlerin izleri var… Nesillerimizi kurşuna dizmiyorlar belki ama ellerine verdikleri elektronik materyallerle ruhlarını ve zihinlerini işgal etmeye devam ediyorlar… Herkes birilerini uyararak uyandırmak mecburiyetinde… Ne demiş Malcolm X; “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter”. Uyanmak istemeyenlere ise iyi uykular…

Yorumlar

  • yorum avatar
    Senem
    17-02-2026 21:31

    İnsan hakları ve sömürgecilik meselesini vicdani bir perspektifle ele almanız okuyucuyu sorgulamaya sevk ediyor. Bu yazının, tarihle yüzleşme ve bilinçlenme adına önemli bir katkı sunduğunu düşünüyorum.

  • yorum avatar
    Nafiz BUĞDAYLI
    17-02-2026 11:13

    Allahü teala razı, yar ve yardımcınız olsun Mustafa bey kardeşim.. Yüreğinize, ellerinize, kaleminize sağlık EFENDİM. Bizdeki Batı UŞAKLARI nın uyanmalarına vesile olmasını dilerim. Tek bir şey söyleyeceğim... TÜRK - İSLAM ALEMİNİN EN BÜYÜK DÜŞMANIN İNGİLİZLERDİR. ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM, ATEŞİNİZ BOL BOL OLSUN.

  • yorum avatar
    Tahir
    17-02-2026 10:20

    Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte, medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler ve onların yerine geçecekler. Öte yandan insansı maymunlar da… kuşkusuz elimine edilecekler. Böylece insan ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk daha da genişleyecek. Bu sayede ortada şu anki Avrupalı ırklardan bile daha medeni olan ırklar ve şu anki zencilerden, Avustralya yerlilerinden ve gorillerden bile daha geride olan babun türü maymunlar kalacaktır... (Charles Darwin, The Descent of Man, 2. baskı, New York, A L. Burt Co., 1874, s. 178)

  • yorum avatar
    Burak Gönültaş
    17-02-2026 09:52

    yazınızdaki tespitlerinizi ve özellikle son paragrafı tüm gençlerimize okutmalı, bilinçli gençlik için çok faydalı bir yazı olmuş, hocamıza teşekkür ederiz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.