• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

ABİMİZ -2

21 Şubat 2026, Cumartesi 01:54
ABİMİZ -2

Onu anlatmaya çalışmak kekemelik, kelimelerin teklemesidir, demiştim.

Sanki bir çeşit radyo dalgaları ile bizlerle, hatta bizlerle bile değil “içimizle” irtibatı vardı. 

 

———

 

Önceleri hep uzak durmuştum Enver abiden. Çünkü herkes onun önüne çıkmaya çalışırken ben bundan hoşlanmazdım. 

Herkes onun adı, fotoğrafı ve anlattıkları etrafında toplanıyordu. Anlamaya çalışıyordum acaba kendi mi böyle istiyordu yoksa insanlar mı onun gözüne girmeye çalışıyordu.

“Bunca işi arasında ayağına dolaşmayayım” der ve bazılarını da bu işi iyice abarttıkları için yadırgardım.

Bir de onu görünce eli ayağına karışanlar, hatta adını bile sorsa söyleyemeyenler vardı. 

Bunları da saçma bulurdum.

❤️❤️❤️

İlk nerde nasıl karşılaştık hatırlamıyorum. 

Ama bir sene sonra müdürümüz değişti, çoğumuzun da görev değişiklikleri oldu. O günlerde ben de ayrılmaya karar verdim. Cağaloğlundan bir tanıdığım;

“Benim ofise gel, kendine çalış, çok daha fazla kazanırsın” diyordu.

Beni işe alan eski müdürüme gittim, durumu söyledim. 

“Böyle çekip gitmek olmaz! Mutlaka Enver abiye gidip, izin alacaksın” dedi. 

Şaşırdım ve hiç hoşuma gitmedi bu iş, çünkü kaybolup gitmekti niyetim. 

 “Peki nasıl olacak?” dedim.

“Odasının girişinde filan abi var, ona git ve Enver abi ile görüşmek istediğini söyle” dedi.

İş çıkışı saatinde dediğini yaptım. O abi beni oturttu ve müsait vakit gelince içeri soktu. 

“Efendim, Çocuk Dergisi’nden Muammer Erkul sizinle görüşmek istiyor.”

“Gel bakalım, otur dedi. 

Kim bilir ne çok işleri vardı, akşam olmuştu, hava kararmıştı, ne lüzumu vardı da beni buraya yollamışlardı, ne hakkım vardı onu meşgul etmeye.

Galiba çay da getirdiler ve sehpada da galiba yiyecek bir şeyler vardı.

“Söyle bakalım ne istiyorsun?” dedi, ilgili bir sesle.

“Ayrılmak istiyorum efendim” dedim. 

İlk defa o zaman “efendim” dedim. Galiba ilk defa bu kadar yakındık. Kollarını masasının üzerine koyup sebebini sordu.

“Piyasada serbest çalışırsam daha fazla kazanacağıma inanıyorum” dedim.

“Seni rahatsız eden bir şeyler mi var, arkadaşlarından mı şikayetçisin?“ dedi. 

“Hayır efendim” dedim.

“Müdüründen şikayetçi misin?” dedi… Aslında şikayetlerim vardı elbette ama ayrılmak istememin sebebi onlar değildi.

“Hayır efendim” dedim. Sonra dikkatle bakarak, hiç beklemediğim ve inanamayacağım bir şey sordu;

“Benden şikayetçi misin?..” 

Çok şaşırdım ve galiba “yok efendim estağfirullah” gibi bir şey dedim ama şuna daha çok şaşırmıştım ki; bunu “samimi” olarak sormuştu!..

Yirmi üç yirmi dört yaşlarında bekar bir çocuktum ben ve kimsenin olmadığı bir odada, dergimiz ve gazetemizin sahibi, gözlerime bakarak kendinden şikayetim olup olmadığını soruyordu!.. Sonunda;

“Peki, daha çok kazanmak için gidebilirsin. Müslüman zengin olmalı. Ama şunu unutma” dedi ve ilave etti:

“Bu kapı, sana her zaman açık. Ne zaman istersen gelebilirsin…”

Elini uzattı, musafaha ettik. İki kat aşağı inip sokağa çıktım. Artık serbesttim.

Fakat Enver abinin o son cümlesi, nereye gitsem ne yapsam, yıllarca benle beraber gezdi, hep kulağımın dibinde durdu.

❤️❤️❤️

Bir sene kadar dışarıda çeşitli işler yaptım. Bu arada Türkiye Çocuk dergisine de çizimler yapıyordum. Hatta ilk Çekirge Çetin tiplemesini de o zamanlar çizmeye başlamıştım, kapağın içinde basılıyordu.

O dönemde gazetenin ortasında çıkan Bizim Sahife de, Türkiye Çocuk dergisi de Nuruosmaniye caddesine açılan bir sokağın köşe binasında bulunan Anadolu Ajansı’nın son katında hazırlanıyordu.

.

Hani yıllar evvel “burada ben bile çizebilirim” dediğim Bizim Sahife biraz daha hareketlendirilmek istenmiş, başına Olcay Yazıcı’yı vermişler, o da beni çağırdı. Her gün hazırlanan bu iki özel sayfaya ben de resimler çiziyor ve sayfaların pikajını yapıyordum. Yani tam sayfa boyundaki milimetrik kartonların üzerine; basılacak bütün yazı, resim, çizgi ve başlıkları birebir ölçüde yapıştırıp “aynen” boyutta filminin çekimine hazır hale getiriyordum.

Hiç para pul filan konuşmamıştık, iki üç hafta geçti. Bir gün Olcay abi dedi ki;

“İdareye git, maaşını konuş!”

Ben şaşırdım gene, çünkü işe başladığımı bilmiyordum.  Bir miktar ödeme yaparlar da işimi görürüm, diye düşünüyordum.

Aslında bulunduğum yerde yaptığım işler yeterli değildi, üstelik nişanlanmıştım. Hatta o günlerde Gözcübaba’da bir ev bulmuştum. Peşinat, depozit filan üç yüz bin liraya yakın da paraya ihtiyacım vardı.

Gene Enver abinin kapısına gittim, gene akşamdı. 

“Ne kadar istersin?” dedi bana.

“Yakında evleniyorum, ev tuttum, ancak şu kadar yeter” dedim.

“Biz maaş olarak şu kadar veriyoruz” dedi. Ben gene “yetmeyeceğini” söyledim. O akşam odada Kenan Akın da vardı. Pazarlık yapıyorum diye bir yandan gözlerini açıp şaşırmış gibi yapıyor diğer yandan da dudağını büküp başıyla beni onaylıyordu!..

Sonra Enver abi dedi ki;

“Sana şu kadar maaş… Ayrıca dergiye çizgi roman yaparsın… Gazeteye de Çekirge Çetin çizersin…”

Çok ince bir taktik: Bana başkalarına verdiğinden fazla maaş vermemişti ama elime geçecek para da böylece bir iken iki buçuk olmuştu.

Çok sevindim gerçekten, içim ferahladı. 

“Var mı başka bir şey?” dedi coşkulu bir sesle. 

Benim aklıma o an ihtiyaçlarım geldi ama acaba daha işe başlarken para istesem ne olurdu? Ben öyle durdum, o ise birden kapının dışındaki abiye seslendi ve dedi ki;

“Muhasebeye söyle, şuna üçyüz bin lira versinler de, gitsin!..”

Enver abi gülüyordu şimdi ve benim içimde de pembe mavi kuşlar uçuşuyordu.

Yok artık, yok artık!.. 

Ve ben defalarca, defalarca şahit olmuştum Enver abimizin benim, daha doğrusu bizlerin böyle kalbimi/kalplerimizi görüp çare bulmalarına.

.

Dergiden ayrıldığım günün bir benzeri şekilde gene işe başlamıştım.

Ve kısa zaman sonra da Bizim Sayfa Türkiye Çocuk’a bağlandı ve ben de gene ayrıldığım dergi kadrosuna geçmiş oldum.

❤️❤️❤️

Ne kadar zaman sonra hatırlamıyorum ama bir gün çocuk dergisi ekibi olarak idareye davet edildik. 

Gazetenin, Çatalçeşme sokak 17 numaralı idare binasındaki bilinen odasına doluştuk. Burası kapıdan girince iki yana genişleyen, karşı tarafı komple pencere, sağ duvarda Enver abinin büyük masası, sol duvarda kocaman, yumuşak, kahverengi deriden bir üçlü koltuk ve çok sayıda sandalyeler olan, iki küçük oda hacminde bir küçük salondu.

Birkaç yabancı misafir de var Enver abinin masası önünde oturan. Bunlar en geç iki ayda bir Anadolu’dan mal almaya İstanbul’a gelen ama gelmişken mutlaka Enver abiyi görmeyi kendilerinde hak bilen, göremezlerse sanki hakları çalınmış gibi davranan çok da samimi olan esnaf kesiminden okuyuculardandı. 

Bir gazete okuyucusu gazetenin patronunu böyle sevecek ve üzerinde neredeyse hak iddia edecek! Böyle bir sahiplenme dünyanın neresinde görülmüş?

Biz sandalyelere köşe bucağa sıkışırken işte o adamlar patronun masası önündeki sehpanın yanında duran sandalyelerde, sanki aslî makamlarından bakar gibi tebessüm ederek bizi süzülüyorlardı.

Ve; “siz her gün buradasınız, biz ise ancak ayda bir gelebiliyoruz, onun için önceliğimiz var”, diye düşünüyorlardı.

Halbuki bizler öyle bir tempoda çalışıyorduk ki, böyle toplu buluşmalara ancak yılda bir -o da belki- dahil olabiliyorduk.

❤️❤️❤️

Sandalyelerdekiler ve ayakta kalanlarla oda tıka basa doluydu. Ben tam karşı duvardaki üçlü koltuğa sıkışan beş altı kişiden biriydim. Birimiz ileri birimiz geri şeklinde sığmıştık bu kanepeye ki ben gömülmüş halde, kıpırdayamıyordum!

Enver abi bir Gelincik sigarası çıkardı. Beyaz kutuyu açıp yabancı misafirlerine ikram etti, kendi de bir tane yaktı. Tiryaki değildi ama ara sıra bu ince filtresiz Gelincik’ten tüttürürdü. O sıra;

“Sadık” diye seslendi. Cama sırtı dönük çökmüş olan Sadık Söztutan “buyurun efendim” diye fırladı. Enver abi;

“Bak bunu getirmişler, aç ve sağdan başlayıp dağıt” dedi. Sadık abi yaldızlı çikolatalarla dolu kutuyu aldı, Enver abinin sağından yani cam tarafından itibaren herkese ikram etmeye başladı. 

O sıralar yeni evliydim. 

Sadık abi beş altı kişi oturduğumuz kanepeye yaklaştıkça “acaba bir tane daha kapsam da Enver abinin bu tatlı ikramını hanıma da götürsem mi” diye aklıma gelmeye başladı. O sırada Sadık abi bize doğru eğilmiş kutuyu bana tutmuştu. Tam o anda, sağ kolunun dirseği arasındaki küçük boşluktan; ta karşı duvarın önündeki masasında oturan Enver abi ile göz göze geldik ve şöyle bağırdı:

“Al al, bir tane de Çetin’e götür!..”

Sobelenmiş gibi irkilirken çocuk gibi sevinmiş ama hemen iki tane almıştım. 

Sırrımızı kimse anlamamıştı ama kırk yıldır anlatırım ki;

Enver abi sanki bir bardağın içine bakar gibi, bize bakarken içimizi görür ve yolumuzu açardı. 

Başka kim hissederdi benim o arzumu, kimin umurunda olurdu sıradan bir çalışanın hanımına götürmek istediği çikolata?

Sadık Söztutan’ın hep tekrarladığı şu sözüne aşığım, der ki her zaman;

“Sadece Enver abiyi tanımış olmak bile bu dünyaya gelmeme değdi.”

Çekirge Çetin’in bir günkü hikayesine de o çikolatayı konu edinmiştim.

❤️❤️❤️

İki üç sene sonra olmalı.

Dergi büyümüş ekip kalabalık, haftada kırk sekiz sayfa dergi çıkıyor, ilave kitaplar hazırlanıyor, fuarlar, gösteriler filan… Ama biz, eski kadronun sıkıntıları var. Bunalım içindeyim, kimseye anlatamadığım dertlerim var. Şikayete gitmek bana göre değil, hiç yapmadığım şeyi şimdi yapacak değilim ama sanki içime kapandım, diyorum ki;

“İdari binadaki küçük mescide gideyim hiç çıkmayayım, nasılsa Enver abi bir gün gelir ve senin derdin ne diye bana sorar!”

Günlerce her bunaldığımda bunu hayal ettim ama kimseye de bir şey söylemedim ve zaten söylenecek şey değildi ki!..

İşte o günlerden birinin ikindi vakti olmalı.

Sekiz on masa ve iki montaj masası olan büyük salonda çalışmaktaydık. 

O yıllarda derginin foto muhabirliğini yapan Niyazi Hancı deli gibi koşarak gelmiş, nefes nefese içeri daldı ve “Enver abi geliyor” diyerek diğer bölümlere koştu. Nasıl görmüş nasıl koşmuş belli değil. Herkes masaları toplamaya küllükleri boşaltmaya içeriyi havalandırmaya çalışıyor, ben sadece küllüğü boşalttım, ayağa kalktım ve beş dakika geçmeden yanında biri ile geldi Enver abi. Kapının girişinde benim masam vardı, solumdaki masada Hanefi Söztutan, onun yanında ve karşıda başka arkadaşlar.

Hiç durmadan bir rüzgar edişi gibi sırayla hepimizle musafaha yaparak çıktı. Bizim kapıdan başlayan uzun bir koridor var. Solda ve sağda bazı kapılar; çay ocağı, lavabo, minicik mescit, Bizim Sayfa yazarlarının çalıştığı odalar, tam karşıda ise müdür odası… 

Oraya girip kapıyı kapattılar.

Bizler belki yirmi kişi, iki sıra halinde koridorun iki yanına dizilmiş olarak on beş dakika kadar bekledik; Mehmet Ali Demirbaş, Osman Ünlü, Mehmet Oruç, Abdüllatif Uyan, Sadık ve Hanefi Söztutan, Sıtkı Kazancı, Ünal Bolat, Niyazi Hancı, çaycı, getir götür yapan çocuklar ve şu an hatırlayamadıklarım…

Herkes şaşkındı, hiç kimse böyle bir habersiz geliş beklemiyordu ve daha önce bunu yaşayan da olmamıştı.

❤️❤️❤️

Sonunda kapı açıldı.

Koridordaki herkesle musafaha yaparak bana kadar geldi Enver abi, makas alır gibi yapıp yanağımı okşadı, solumda duran Hanefi’nin “ağabeyim” şiirlerine vurgu yaparak takıldı ve gelen ekiple birlikte gittiler.

Herkes sevinçli, şaşkın, meraklı haldeydi. Koridordaki topluluk dağılmaya başlarken, Hanefi’ye;

“Benim için geldi” diye fısıldadım.

O da bana bakarak;

“Olur mu asıl benim için geldi” dedi. Sonra birkaç cümle daha konuştuk.

Fakat sonradan öğrendik ki; Enver abiler bir top mermisi gibi odaya dalıp kapıyı kapatır kapatmaz ilk cümle olarak;

“Dergide neler oluyor?” Diye sormuş ve birçok şeyin açıklamasını istemiş.

Bu nasıl olabilirdi?

Sanki bir çeşit radyo dalgaları ile bizlerle, hatta bizlerle bile değil “içimizle” irtibatı vardı. Çünkü konsantre haldeyken düşündüklerimi değil bir başkasına, kendime bile söylememiş, hiç dillendirmemiştim. Ama Enver abi derdimi dert edinip gelmiş ve gönlümün pasını almıştı.

Ayrıca, Hanefi veya eski ekipten hiçbirinin, değil şikayete gitmek bunu aklından bile geçirmediğinden de emindim.

❤️❤️❤️

Bir ilginç durum ise şu: 

Her şeyi unutuyoruz ama hiçbirimiz, Enver abi ile yaşadığımız hatıraları hiç unutmuyoruz…

Ve ne zaman anlatsak sanki onları yaşadığımız günün akşamı imiş gibi, benzeri bir haz alıyoruz.

Anlatmak da dinlemek de ne güzel şey onu.

Rabbim rahmet eylesin.

.

Sıkıldık demezseniz biraz daha anlatırım ben bu hatıraları.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Ahmet Suiçmez
    05-03-2026 15:31

    Bir taraftan Enver abiyle bizzat tanışma imkanım olmadığına üzülsem de, onu sevenlerinin kaleminden öğrendiğim, sevenleriyle yolum kesiştiği için şükürler ediyorum. birini tanımak için sebeplere ihtiyaç olmadığı gerçeğini tam manasıyla hissetmek bile ne büyük bir kazanç. Devamını bekleriz Muammer abicim.

  • yorum avatar
    Mehmet Sadık
    02-03-2026 00:19

    Muammer abi. Teşekkürler

  • yorum avatar
    Resul
    22-02-2026 12:23

    Çok teşekkür ederiz gerçekten Enver abimizi çok güzel anlatıyorsunuz yaşanmış olaylar çerçevesinde dinleyince daha da etkili ve güzel oluyor Cenabı hak bu güzel beraberliği devamını ahirette nasip etsin inşallah

  • yorum avatar
    Sadık Söztutan
    22-02-2026 11:17

    Gözlerimde titreyen yaşlar yüzünden zor seçebildim kelimeleri… Yıllar hiçbir şeyi azaltmıyor. Yazmaya da doyulmuyor okumaya da… Çok nasipliyiz, onları dünya gözüyle gördük. Çok nasipsizim, onların istediği hayatı yaşayamadım. . Cenab-ı hak ahirette onlarla haşretsin hepimizi. . Eline, gönlüne sağlık abiciğim. Burnumu çeke çeke dua ediyorum.

  • yorum avatar
    Hanefi Söztutan
    22-02-2026 06:58

    Ne tatlı günlerdi, ne tatlı hatıralardı. Enver abi gidince hepimiz yetim evlat gibi boynu bükük kalakaldık. Cenabı Hak şefaatlerine kavuştursun, ahirette de beraber eylesin. Çok teşekkür ediyorum o günleri tekrar yaşattığın için.

  • yorum avatar
    Necla Atila
    21-02-2026 23:59

    Kıymetli hocam, Enver Ören (Rahmetullahi aleyh) gönül gözüyle sevmiş ve sevilmiş. Sevdiklerine güzel huylarını nakış gibi işlemiş. Sizlerde insanlığa özellikle gençlere değer veriyor gönül gözüyle söylemiyorsunuz. Geçen Torunum Rabia size gönlünden geçenleri yazmak isterken siz ondan önce onu cevaplandirdiniz.9 yaşındaki çocuk hayret ederken ben Enver abinin ahlakıyla ahlaklananlar gönül gözüyle konuşur elbette diye gülümsedim. Biz Enver ağabeyi tanıma şerefine eristik onu çok sevdik dolayısıyla onu sevenlerine sevdik. Hergun onunla ilgili hatıralarını yazsanız aynı hazla bir solukta okuruz. Bizde sevgiyi onun vesilesiyle sizlerin kaleminizden öğrendik. Enver abimizi samimi olarak sevip anlatanlardan çok şeyler öğrendik. Rabbım sevgili Enver abimizin derecelerini Âli eylesin bizlere sefaatlerini ihsan eylesin. Sizlere de hayırlı sağlıklı güzel ömürler ihsan eylesin ki Enver abimizle olan güzel hatıralarınızı her daim bizde okumak dinlemek nasip olsun insallah

  • yorum avatar
    Cihan Demirel
    21-02-2026 22:22

    Gönül diliyle yazılmış çok güzel bir yazı, devamını bekleriz.

  • yorum avatar
    Muammer
    21-02-2026 18:40

    Gideceğimiz yerde buluşursak ve bana sorarlarsa, “Sizi anlatmaya çalıştığım yazının altına yorum yazma cesareti olanların ilki idi Habibe” diyeceğim inşallah.

  • yorum avatar
    Habibe
    21-02-2026 11:39

    Sanki bir çiçek bahçesinde gezindik yazıyı okurken, bitmesin derken sonu geldi.Devami gelirse çok harika olur.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.