Zulmün azgınlaştırdığı yeryüzünde - DÜNYA, OSMANLI’NIN MERHAMETİNİ ÖZLÜYOR
10 Mart 2026, Salı 11:36
Bir devir düşünün, yüzyıllarca dünya yönetiminin zirvesinden sizi indirecek bir kuvvet çıkamamış… En durağan zamanınızda bile bileğinizi bükecek bir güç yok… “Hasta adam” damgası vurmuşlar, “yıkılmaya yüz tutmuş artık” demişler ama yine de karşınızda sizi devirecek bir kuvvet yok…
Savaşla ve kavga ile sizi deviremeyenler içeriden vurarak devirmeye çalışmışlar ama yine de sırtınızı yere getirememişler.
Devletinizi emanet ettiğiniz kumaşı bozuk zihniyet, gözünü karartarak ağababalarından aldığı emirlerle her yolu deneyerek önce koca sultanı tahtından etmişler sonra da vatan topraklarını zalimlerin kucağına teslim ederek içinden çıktığı asil milleti, zulmün ve esaretin kucağına atmaktan imtina etmemişler. Koskoca bir devletin son zamanlarına damgasını vuran olayların kısa özeti bu şekilde… Sadece bu kadar mı? Tabi ki hayır! Ama hepsini anlatmaya ne köşemiz yeter ne de kelimeler… Meşhur o sözü tekrar hatırlayalım; “hain içerideyse kapı kilit tutmaz”.
Bu toprakların kahramanları hiçbir zaman bitmez. En tükenmiş olduğu zannedilen zamanda bile küllerinden yeniden doğarak, kendine kefen biçenleri o kefene sokmayı bilir. İşte cennetmekân Sultan Abdülhamid han da bu toprakların kahramanlarından biri olarak düşmanın korkulu rüyası olmuş, aziz Osmanlı’ya mezar kazanları o mezara koymayı da bilmiştir.
Savaş ve mücadelelerle yorulan insanlarımızı mümkün mertebe savaştan uzak tutmaya çalışan cennetmekân Sultan Abdülhamid han, büyük bir dönüşümü başlatmıştır. Bunun için de sanayiden teknolojiye, sanattan sağlığa, ekonomiden eğitime kadar çok büyük atılım hamleleri başlatmış ilmin ve irfanın bu topraklarda her gönüle yerleşmesi için canı pahasına da olsa geceli gündüzlü bir mücadelenin içine girmiştir.
Zeki, çalışkan, fedakâr, çilekeş ve bu toprağın mayasıyla yoğrulmuş temiz ve pak insanlarımızın evlatlarını ilmi konularda zirvelere ulaştırmak için her şey seferber edilmiş, kabiliyetli olanlar, Batı ülkelerine eğitim maksatlı olarak gönderilmişlerdir. Bu gençler yaban ellerde, vatanları için canla başla mücadele etmişler, en mükemmel şekilde yetişerek vatanlarına hizmet edebilmek için her fedakârlığa göğüs germişlerdir. Tabi Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, bu aslanların her donanıma sahip olarak yetişebilmeleri için hiçbir şeyden tasarruf etmeden her türlü imkânı onların ayaklarına sermiştir.
Devletine hizmet etme kararlılığına sahip bu temiz ve vatansever gençler yanında farklı istikametlere yönelip, gönderiliş maksadının dışına çıkarak ihanet boyutuna varan işbirliklerin baş mimarı olanlarda yok değildir.
Sultan Abdülhamid han döneminde; Osmanlı tarihinin en büyük eğitim seferberliği başlatılmıştır. Devlet sanki yeniden doğmuş, her yer zamanın teknolojik imkânlarıyla donatılarak muazzam bir gücün timsali haline gelen muhteşem bir devlet profili çizilmeye başlanmıştı. Artık insanların başaracaklarına yönelik tarihten gelen o özgüveni tekrar yerine gelmeye başlamış, her yerde devletin o eski heybetli günleri terennüm edilir olmuştu.
Tabi birilerinin gözlerine ise uyku girmemekte… Acaba dünyayı titreten ve tarihe şan veren o ihtişamlı Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye geri mi geliyordu? Birilerine göre, bunun hayali bile imkânsız ve tahammül edilir gibi değil, böyle bir şeyin gerçekleşmesi bir felakat! Biran önce bu hayale son vermek lazım… Bu uğurda feda edilmesi gereken ne varsa feda etmekten de çekinilmemeli… Para ise para, makam ise makam, şöhret ise şöhret… Ama bu hayal, mutlaka bitmeli ve bir daha filizlenmemek üzere toprağa gömülerek ortadan kaldırılmalı… Bu uğurda verilmesi gerekiyorsa can bile verilmeliydi…
İşte karanlık dehlizlerde konuşulanların hülasası ise bunlardı. Batılılar, 20. yüzyıla bu korkularla girdiler. Öyle ki bu karanlık kafalara göre, dünya bir Osmanlıyı tekrar kaldıramazdı… Osmanlı demek zulmün sonu, ferahlığın başlangıcı ve mazlumların sığınağı demekti… Osmanlı, dünyayı sömürenlerin kurdukları düzenlerin sonu, zenginlik ve refahını zulüm/ölüm/esaret üzerine inşa edenlerin kâbusu demekti… İşte böyle bir konjonktürde yeniden doğan bir aşkın tarifiydi Osmanlı…
Endonezya’dan Filipinler’e, Cezayir’den Yemene, Japonya’dan Amerika’da yaşayan Kızılderililere, Kafkasya’dan Afrika’ya kadar her insana Hak Teâla’nın kulları gözüyle bakarak şefkat ve merhametle yetişen eşsiz medeniyetin adıdır Osmanlı…
Herkes altına, gümüşe ve elmasa giderken, “gönlüne dokunmadığım bir kişi bile kalmasın!” diyerek onların gönlüne at süren merhametin adıdır Osmanlı…
Kurtla kuzunun birlikte yayıldığı, herkesin can ve mal güvenliğinin teminatı olan, Batılı bir seyyahın da dediği gibi “bir kadın tek başına topraklarının en doğusundan en batısına tek başına bile gitse saçının teline bile zarar gelmezdi” denilen ahlakın ve edebin merkezidir Osmanlı…
Başka dinden, kültürden ve gelenekten de olsa hiç kimsenin canına, namusuna ve malına dokunulmayan vakarın namzedidir Osmanlı…
Ya dünya?
Geçmişte olduğu gibi bugün de değişen bir şey yok!
Bugünün yerleşik düzenini kuranlar, şuan olduğu gibi geçmişte de hep zulmün ve acının safında yer almayı hep meziyet bilmiştir.
Geçmişte onların dünyasında mazlumların toprakları parsel parsel paylaşılıp yeraltı/yerüstü kaynakları sömürülürken mazlumlara ise hep acılarına katlanmak kalmıştır. Yani bugün, istediği devletin topraklarına girip istediği yöneticiyi yatağından alan hırsız düzenlerin fikrî arka planının ilk doğduğu toprakladır Avrupa…
Ama Osmanlının bıraktığı fikrî mirasın bütün dünyaya yayılmasına bundan sonra hiç kimse mani olamayacaktır. Adaletin ve merhametin ayak sesleri derinden gelmektedir. Bunu yaşayan herkes görecek inşallah… Ülkemiz sayesinde Osmanlı’nın merhametini, şefkatini ve adaletini bütün dünya tadacak. Ama bunu yaparken de celal yönüyle değil dünyaya hâkim olmasına vesile olan cemal yönüyle yapacak. Eğer gayrimüslimlere ilk önce celal yönüyle yaklaşsaydı o muazzam sınırlara belki de hiç ulaşamayacak, 400 çadırlık bir obadan öteye gidemeyecekti. Bugün dünya yine Osmanlının bize bıraktığı güzelliklere hasret… Geleceği dünyası ise Osmanlı’nın mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile inşa edilecektir. Zira 21. yüzyıl “Türkiye Yüzyılı” olacak ve bütün dünya bir araya gelse buna mani olamayacaktır. İnşallah bunu da yaşayanlar görecektir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Köçer aksu
13-03-2026 15:49Allahu Teala siz değerli hocalarımızı çoluk çocuğumuzun başından eksik etmesin
Fazıl
11-03-2026 01:57İşin ilginç tarafı belkide dünyada Osmanlıyı eleştiren tek insan topluluğu cumhuriyeti kurtuluşundan sonra Türk ve Müslüman kimliğine bürünen o zamanki sayıları 1 milyon civarı olan Rum, yahudi ve Ermeni soyundan gelenler haricinde kimsenin olmamasıdır.
Uğur Tavuz
10-03-2026 13:39Hocam kaleminize sağlık Osmanlı‘yla günümüz Türkiye’nin günümüz şartları içerisinde çok güzel ifade etmişsiniz inşallah sizin de dediğiniz gibi Osmanlı ruhu yeniden inşa edilecek ve mazlum minnetler huzura erecektir
Ali Kara
10-03-2026 12:21Mustafa hocam çok teşekkür ederim gönlünüze sağlık kaleminize kuvvet dilerim.Osmanlının büyüklüğünü çok güzel ifade buyurdunuz