DÜNDEN…
16 Mayıs 2026, Cumartesi 11:16
Sizi bilmiyorum, ama ben Osmanlı hakkında hiç de iyi şeyler öğrenerek başlamadım okula…
Henüz ilkokulun birinci ve ikinci yıllarında pestilimiz çıkana kadar güzel yazı defterlerimize Osmanlı Tarihi kaydettirilmişti.
Ama ne Osmanlı!..
Cahil, gerici, ilim düşmanı, zalim, korkak, hain… Daha akla gelebilen ne kadar olumsuzluk varsa o zamanın çocukları olan bizlerin saf mermer plakalara benzeyen zihinlerimize kazınmıştı adeta!
Kütüphanesi var mıydı bilmiyorum, ama iki sene kaldığımız o yerde, büyük abilerden birinin zilini elinde sallayarak çaldığı bir ilkokuldu okuduğumuz.
Birçok arkadaşımız (ve belki aynı dönemin çocuğu) o zaman defterlerimize itinayla yazdığımız “bilgi”lerin gerçek olduğuna inanmaktadır hâlâ!
Yazık.
❤️❤️❤️
İyi ki “Bu kadar da olmaz” demek gelebilmiş aklıma, henüz öğretenlerin bacağı kadarken boyum…
İyi ki içimde bir isyancık filizlenmiş fıtratıma aykırı olarak.
İyi ki küçücük bir soru işareti koyabilmeyi becermişim, öğrendiklerimin sonuna…
İyi ki.
❤️❤️❤️
Bir zamanlar Sabancı’nın “Altın Harfler” sergileri açılmıştı “ABD’nin beyni” denilen Boston’da.
Bu şehir, birçok üniversiteye ev sahipliği yaptığı için ülkenin bürokrat, diplomat ve hukukçu ihtiyacı buradan sağlanıyormuş.
İşte burada, içlerinde öğretim üyeleri, diplomat ve iş adamlarının bulunduğu kalbur üstü bine yakın ABD’li, Sakıp Sabancı’yı ayakta alkışlamış, Harward Üniversitesi de ayrıca şükran plaketi takdim etmişti.
❤️❤️❤️
Bu “şölen”in sebebi sanayi yahut herhangi bir iş kolundaki başarılar değildi.
Bu şölen; iş adamımızın “Altın Harfler” yani Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu’nun ABD’yi üçüncü defa fethedişinin onuruna tertiplenmişti. Boston’daki Harward Üniversitesi Sanat Müzesi’nde, içinde 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan döneme ait Osmanlı eserlerinin sergilenmeye başlandığı gün, Sabancı;
“Ben, fakir bir aileden gelen bir kişiyim. Rahmetli annem ve babam şimdi burada olsalardı da bu manzarayı görselerdi. Amerikalı dostlarımızın; Welcom the Boston (Boston’a Hoşgeldin) dediklerini görselerdi…” demişti.
❤️❤️❤️
Bunca yıl sonra bu konuyu tekrar hatırlamamın sebebi; iş adamlarımızın kazancı, başarıları, tanınmaları falan filan değil… Çok daha mühim bir sebebi vardı benim için.
Bize sistemli şekilde ve ders olarak “yok kabul ettirilen” bir dönemimizdeki eserlerimizin; ülkenin beyni olan Boston şehrindeki kalburüstü ABD’lilerce ayakta alkışlanmasıydı.
Size bugün de (bazılarınca hâlâ) “olmayan” kabul edilen bir zaman diliminden rakamlar vermek istiyorum. Osmanlı’nın dört-beş yüz yıl vatan tuttuğu topraklardan rakamlar. Varın bugün ile karşılaştırmalarını siz kendiniz yapın.
❤️❤️❤️
1600’lü yılların ikinci yarısı…
Belgrad.
Nüfus: 150.000.
Cami ve mescid sayısı: 222.
Mektep (Türk İlkokulu) sayısı: 270.
Medrese (Orta dereceli okul) sayısı: 17.
Ayrıca 17 tekke, 160 saray ve konak, 26 çeşme, 600 umumi sokak musluğu var…
❤️❤️❤️
Bosnasaray.
Nüfus: 170.000.
Cami ve mescid sayısı: 170.
Mektep sayısı: 180.
Medrese (biri üniversite dereceli) sayısı: 18.
Ayrıca 47 tekke, 100 kadar çeşme, 300 kadar sebil, 23 ticaret hanı, 3 kervansaray, 8 yolcu hanı, 5 çarşı, bir bedesten yani mücevher çarşısı, hamamlı 670 konak, 7 köprü…
…..
Bu muntazam rakamlar diğer şehirlerde de mevcut…
Cami veya okul sayısına bakıp, şehrin nüfusunu tahmin etmek mümkün. Veya nüfusu öğrenip, şehrin mekteplerini tahmin etmek zor değil…
Kıyaslıyor musunuz?
❤️❤️❤️
Değerli ve merhum tarihçimiz Yılmaz Öztuna’nın “Rumeli’ni Kaybımız” isimli kitabından aldığım Edirne ile ilgili bilgileri de verip sizi vicdanınızla baş başa bırakacağım:
“Ancak Türklüğün Balkanlar’daki göstergesi Edirne’dir. Büyük Edirne, Balkanlar’daki Türk hakimiyeti’nin mükemmelliğini, küçülmüş Edirne ise en dar sınırlara itilmişliği sembolleştirir. 1669 yılında Edirne’de 160 mahalle, 300 kadar cami ve mescit, bazıları yüksek tahsil veren 24 medrese, 220 mektep, 6.000 dükkan, 28 kütüphane, 32 umumi hamam, 53 kervansaray, 53 ticaret hanı, 8 kagir ve 5 ahşap köprü bulunuyordu.
Edirne’deki padişah sarayı, Topkapı Sarayı’ndan büyüktü. 1700’de Edirne 350.000 nüfusuyla Avrupa’nın İstanbul, Paris ve Londra’dan sonra 4. şehri idi…
Edirne’nin tarihi boyunca düştüğü minimum nüfus, 1945 sayımında görülen 29.000’dir.”
❤️❤️❤️
Eskiden duyardım; “eskiden olanları öğrenmek ne fayda sağlar ki, önemli olan şimdidir” denirdi…
Kısmen doğru… Ama dün bizler bunları biliyor olsaydık, “elimizde bir kıyas olacağından” bugünü belki biraz daha farklı noktaya getirebilirdik.
Aşılacak ölçülerimiz olurdu önümüzde.
Karanlık ve hatta olmayan geçmişin köksüz fidanları olarak görmezdik kendimizi ve dünkü devlet ve devletçiklerin şehirlerine ve insanlarına imrenip durmazdık!
Ve hatta dünya insanlarına kâfi gelen parıltılı mazimizin ışığı “bize bile” yeterdi!
Öyle değil mi?
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.