• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

SOSYAL MEDYA

17 Mayıs 2026, Pazar 10:34
SOSYAL MEDYA

İlgimizi, dikkatimizi ve dünyadaki en kıymetli sermayemiz olan vaktimizi, bir miktar dopamin için satıyoruz. Sosyal medya kullanırken müşteri biz değiliz. Reklam veren şirketler müşteri. Bizler bu ticarette ürün olmuş oluyoruz.

Bir gönderinizin altındaki beğen tuşu, sizin için dopamin ve serotonin kaynağı iken, şirketler için daha fazla ilgi demek. Sosyal medya sistemi, sizin beğenilme ve ne kadar beğenildiğinizi merak etme arzularınızı, istismar ederek, uygulamayı kullanmaya devam etmeniz üzerine kurulu.

Birkaç dakika içerisinde mutluluk, hüzün, korku, sevinç, merak, stres gibi onca farklı duygu arasında insan geçiş yapabilir mi? Sosyal medya hayatımıza girmeden önce böyle birini duysanız akıl hastanesine yatırırdınız. Ama şimdi telefonunu eline alan herkes beş dakikada duygu durumunda fırtınalar estirebiliyor.

İnternetteki kutu açılış videoları da nefse aynı yerden vuruyor. Yeni bir şeye sahip olduğumuzda dopaminden alacağımız hazzın %33,6’sını ayna nöronlar sayesinde elde ediyoruz. Hem de harcadığı vaktin bir kıymeti olmadığını düşünenler için bedava!

Benim ilk gördüğümde çok şaşırdığım, ancak ayna nöronları öğrenince anlayabildiğim bir fenomen de oyun videosu seyretme. Neredeyse bebeklerin bile maruz kaldığı enteresan bir durum. Dışarı çıkıp salıncakta sallanmak yerine, sallanan çocukların videosunu seyreden çocuklar var. Oyuncakla oynamak yerine, başkalarının oyuncakla oynadığı videoları seyreden çocuklar var. Veya bilgisayar oyununu kendisi oynamak yerine, başka oyuncuları seyredenler. Hepsinde de aynı biyoloji kaideleri nefsi ele geçiriyor. Başkalarını seyrederek aldıkları az bir hazzı gerçekte uğraşarak kazanacaklarına tercih ediyorlar. Bu da çocukları daha konformist olmaya ve emeksiz kazanca erken yaşta yönlendiriyor. Çocukların kendilerini geliştirebilmeleri için faydalı olacak olan oyunlardan mahrum bırakıyor. Azı karar çoğu zarar olan haz nörotransmitterleri, yine başkalarının kazançları için istismar ediliyor.

Ekranların nefsleri zorladığı bir diğer konu ulaşılması güç hayatlara özendirmesi. İnsana sürekli sosyal eşitsizliği hatırlatması. İnternette, şükre sebep olacak bir video varsa, isyana sebep olabilecek on video var. Buna maruz kalan beyin, halinden memnun olmamayı öğreniyor. Bir insanın kendini fakir ve mutsuz hissetmesini sağlamanın en kolay yolu, ona sahip olmadığı şeylerden azıcık tattırmaktır.

Uçaktaki bir yolcunun uçuş esnasında aniden öfkelenmesi için kullanılan bir tabir var: Hava öfkesi. Enteresan bir çalışmada1 ne tür uçuşlarda, hangi sıklıkla hava öfkesi gerçekleştiğini incelemişler. Eğer uçakta birinci sınıf yolcu bölümü varsa hava öfkesinin dört kat fazla olduğunu görmüşler. Bir de uçağa giren herkes, önce bu bölümden geçerek yerine oturursa iki kat daha da artmış. Sosyal eşitsizliği insanların gözüne sokmak, uçağın saatlerce rötar yapmasından bile fazla öfke sebebi olabiliyor. Günümüzde ekranlar bu işi fazlasıyla yapıyor.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki “Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakın; sizden daha iyi olanlara bakmayın. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini küçümsememeniz bakımından daha uygundur.”2

Hakikaten ekranlar bu konuda bize yardımcı olabilirdi. Tabiat belgeselleri, bambaşka hayatlar yaşayan gerçek insanların hikayeleri veya faydalı bilgiler anlatılan her türlü video. Nefsimizi daha mütevazi yapabilecekken pek de istifade edemiyoruz maalesef. Ekranlar, eğitim ve irşat merkezi olabilecekken birer bozgunculuk merkezine dönüşüyor.

Oyunlarda da durum aynı. Normalde faydalı olabilecekken, nefslerimizin zaaflarına kurban gidiyorlar.

1 DeCelles, K. A., & Norton, M. I. (2016). Physical and situational inequ ality on airplanes predicts air rage. Proceedings of the National Academy of Sciences, 113(20), 5588-5591.

2 el-Buhârî, Rikâk, Hadis No. 6490; el-Müslim, Zühd, Hadis No. 2963

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.