YILDIZ SARAYI SUİKASTI - “Sultan II. Abdülhamid Han’ın Hayatını ve Osmanlı Tarihini Değiştiren Gün”
21 Temmuz 2026, Salı 10:21
Tarih boyunca devletlerin gidişatını değiştiren olaylar yalnızca büyük savaşlardan, antlaşmalardan veya taht değişikliklerinden ibaret değildir. Bazen birkaç dakikalık bir gecikme, bir hükümdarın hayatını kurtarır ve bir devletin siyasi geleceğini etkileyebilecek büyük bir kırılmayı önler.
21 Temmuz 1905 tarihinde Sultan II. Abdülhamid Han’a yönelik gerçekleştirilen Yıldız Sarayı Suikastı, tarihin bu tür dönüm noktalarından biridir. Bu hadise, yalnızca Osmanlı padişahına yönelik başarısız bir suikast girişimi değil aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşanan siyasi mücadelelerin, uluslararası rekabetlerin, bölücü hareketlerin ve modern terör yöntemlerinin bir yansımasıdır.
Sultan II. Abdülhamid Han, Osmanlı Devleti’nin en çalkantılı dönemlerinden birinde tahta çıkmıştı. 1876 yılında başlayan saltanatı boyunca imparatorluk bir taraftan Avrupa devletlerinin baskılarıyla diğer taraftan içeride yükselen siyasi ve etnik hareketlerle mücadele etmek zorunda kaldı. 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Berlin Antlaşması, Balkan meseleleri ve büyük devletlerin Osmanlı toprakları üzerindeki hesapları, Abdülhamid döneminin temel meseleleri arasında yer aldı.
Tarihçi François Georgeon, Sultan II. Abdülhamid dönemini değerlendirirken, bu dönemin Osmanlı Devleti’nin hem dış baskılarla hem de içerideki hain terör hareketleriyle karşı karşıya kaldığı bir süreç olduğunu belirtmektedir. Ona göre Abdülhamid Han, bir taraftan devleti güçlendirmeye çalışırken diğer taraftan modern devlet kurumlarını geliştirmeye yönelik adımlar atmıştır (François Georgeon, Abdülhamid II: Le Sultan Calife, Paris, 2003, s. 15-20).
Abdülhamid Han’ın yönetim anlayışının en belirgin özelliklerinden biri, güvenlik ve istihbarata verdiği önemdi. Padişah, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu şartlarda bilgiye sahip olmanın devlet yönetimi açısından büyük ehemmiyet taşıdığına inanıyordu. Bu sebeple Yıldız merkezli güçlü bir istihbarat ağı oluşturmuştu. Ancak bu durum, kökü de bedeni de dışarıda olan hain çevreler tarafından sert şekilde tenkid edilmiş ve “istibdat” kavramı üzerinden değerlendirilmiştir. Tabi bu çevrelerin derdi, zayıf ve güçsüz bir devlet yönetimi ile emir aldıkları ve beslendikleri Batılı büyük güçlere her şeyi teslim etmekti.
Bununla birlikte dönemin şartları göz önüne alındığında, Osmanlı Devleti’nin yalnızca hain işbirlikçilerin muhalefetiyle değil doğrudan şiddet eylemleriyle de karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Yıldız Suikastı, işte böyle bir ortamda meydana gelmiştir.
Osmanlı saray geleneğinde cuma selamlığı, padişahın halkla ve devlet erkanıyla görüştüğü önemli bir merasimdi. Bu törenler, hükümdarın toplum önündeki görünürlüğünü sağlayan sembolik anlamı yüksek uygulamalardı. Her dertlerinin artık çözüme kavuştuğunu gören ve padişahını çok seven halk, Cuma selamlığı sayesinde içtimai manada da büyük bir motivasyon içine girerek devletlerine olan sadakatleri de tazeleniyor, güven duyguları zirvelere çıkıyordu. Sultan II. Abdülhamid han zamanında devlet hem yeniden zirvelere oynamaya başlamış hem de halkın güven duygusu yeniden oluşmuştu. Her şey yolunda giderken tabi bundan olağanüstü derece rahatsız olanlar da vardı. Çünkü yarasa karanlığı sever ve beslendiği zaman dilimi de karanlık zamanlardır.
21 Temmuz 1905 günü İstanbul’da sıradan görünen bir cuma günüydü. Sultan Abdülhamid Han, geleneksel cuma selamlığı için Yıldız Hamidiye Camii’ne gitmişti. Ancak o gün, padişahın güzergahında ölümcül bir plan hazırlanmıştı. Suikastçılar, Sultan’ın camiden çıktıktan sonra bineceği arabaya ulaşacağı noktaya saat ayarlı büyük bir bomba yerleştirmişlerdi. Plan son derece teferruatlıydı. Amaç, patlamayı tam olarak padişahın arabasına bindiği anda gerçekleştirmekti.
Suikastın arkasında Ermeni Taşnaksutyun terör mensuplarının bulunduğu kesinleşmişti. Bu terörist örgüt, Osmanlı Devleti’nin doğu vilayetleri başta olmak üzere çeşitli bölgelerinde siyasi faaliyetler yürütmekteydi. Dönemin Osmanlı yönetimiyle çatışan örgütlerden biri olan Taşnaklar, silahlı mücadele yöntemlerini de kullanmışlardı. Yıldız Suikastı da bu yöntemlerin en dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Ama daha sonra yapılan tahkikatlarda işin arkasında İngiltere ve Yahudiler ile diğer Avrupa devletleri olduğu anlaşılmıştır.
Stanford J. Shaw ve Ezel Kural Shaw, Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki siyasi hareketleri değerlendirirken, 19. yüzyılın sonlarında imparatorluk içerisinde Batı destekli çeşitli terör örgütlerinin ortaya çıktığını ve bunların zaman zaman şiddet yöntemlerine başvurduğunu ifade etmektedirler (Stanford J. Shaw & Ezel Kural Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Vol. II, Cambridge University Press, 1977, s. 220-225).
Sultan Abdülhamid Han’ın cuma selamlığından çıkışı sırasında beklenen an geldi. Ancak tarihin akışı, suikastçıların hesapladığı gibi gerçekleşmedi. Sultan Abdülhamid Han, camiden çıktıktan sonra kısa bir süre bekledi. Kaynaklarda bu gecikmenin şeyhülislam ile yaptığı kısa sohbetten kaynaklandığı belirtilmektedir.
İşte bu birkaç dakikalık gecikme, Osmanlı tarihinin seyrini değiştirdi. Bomba, Sultan’ın arabasına ulaşmasından hemen önce büyük bir gürültüyle patladı. Patlamanın etkisi son derece büyüktü. Çevrede bulunan insanlar hayatını kaybetti, birçok kişi yaralandı. Arabalar parçalandı, çevrede büyük bir panik meydana geldi. Ancak hedeflenen kişi, yani Sultan II. Abdülhamid Han, hayattaydı.
Prof. Dr. Yılmaz Öztuna, bu olayı değerlendirirken Abdülhamid Han’ın suikasttan kurtuluşunu dönemin önemli hadiselerinden biri olarak ele alır ve bu olayın Osmanlı siyasi hayatında büyük yankı uyandırdığını belirtir (Yılmaz Öztuna, Osmanlı Tarihi, cilt XII, İstanbul, 1998, s. 185-187).
Hatta Şair Tevfik Fikret, Sultan II. Abdülhamid'e düzenlenen bombalı suikast girişiminin başarısız olması üzerine suikastçıyı "şanlı avcı" olarak nitelendirmiş ve "Bir Anlık Gecikme" olarak çevrilen "Bir Lâhza-i Teahhür" adlı şiirini yazmıştır. Şiirin en çok bilinen ve suikastçıya hitap eden kısmı şu şekildedir;
Ey şanlı avcı, dâmını beyhude kurmadın!
Attın, Fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!
(Günümüz Türkçesiyle: Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın! Attın ama yazık ki, yazıklar ki vuramadın!)
Bunun gibi tarihine ve kimliğine düşman şahsiyetlerin eserlerinin, günümüz okullarında, nesillerin zihinlerine zerk edilmesini de esefle karşılıyoruz.
Patlamanın ardından Sultan Abdülhamid Han’ın gösterdiği tavır da dönemin kaynaklarında dikkat çekilen hususlardan biridir. Büyük bir saldırının hedefi olmasına rağmen soğukkanlılığını koruduğu ve devlet görevlilerine gerekli talimatları verdiği aktarılmaktadır.
Bu tavır, onun karakterindeki kontrollü ve temkinli yönü göstermektedir. Abdülhamid Han, uzun saltanatı boyunca birçok kriz yaşamış ancak bu krizlerde genellikle diplomasi, sabır ve zaman kazanma yöntemlerini tercih etmiştir.
Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya göre II. Abdülhamid dönemi, Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde merkezi otoriteyi ayakta tutma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemdir. Abdülhamid, modern eğitim kurumları, ulaşım ağları, haberleşme sistemleri ve idari reformlarla devleti güçlendirmeye çalışmıştır (İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Son Nefes, İstanbul, 2014, s. 100-110).
Yıldız Suikastı sonrasında saray güvenliği yeniden düzenlendi. Padişahın korunmasına yönelik tedbirler artırıldı. Devlet başkanının güvenliği konusunda yeni uygulamalar geliştirildi. Aslında bu olay, modern manada lider güvenliği ve istihbarat çalışmalarının önemini gösteren tarihi örneklerden biri olarak kabul edilebilir.
Ancak Yıldız Suikastı’nı yalnızca bir güvenlik olayı olarak değerlendirmek eksik olur. Bu olay, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu uluslararası ortamın da bir sonucuydu. 20. yüzyılın başlarında Avrupa devletleri Osmanlı toprakları üzerinde yoğun bir rekabet içerisindeydi. Balkanlar’da milliyetçi hareketler güçleniyor, büyük devletler Osmanlı’nın zayıflamasından kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmaya çalışıyordu.
Tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat, Osmanlı modernleşmesini incelerken, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı toplumunun büyük bir dönüşüm yaşadığını; yeni siyasi fikirlerin, basının, eğitim kurumlarının ve örgütlü hareketlerin devlet hayatında etkili olmaya başladığını belirtmektedir (Kemal Karpat, Osmanlı Modernleşmesi, İstanbul, 2002, s. 45-60). Padişah, devlete zarar vermeyen her türlü farklı fikri dinler hatta bazılarını sarayda misafir ederek onlardan istifade ederdi. Yani “istibdat” denilerek dezenformasyon maksatlı kötüleme üzerine yazılmış yazıların çoğunun Batılılar tarafından satın alınmış müellifleri, hakikati gizleme hastalığına tutulmuş günümüz haşhaşi kafasının geçmişteki uzantılarıdır ki çoğunlukla ayık gezmedikleri için ciddiye alınacak tarafları yoktur.
Yıldız Suikastı’nın ardından tarihçilerin üzerinde durduğu önemli sorulardan biri şudur; Eğer Sultan Abdülhamid Han o gün hayatını kaybetseydi Osmanlı tarihi nasıl şekillenirdi?
Bu sorunun cevabı kesin ve nettir… 1905 yılının sömürgeci şartları düşünüldüğünde böyle bir olayın Osmanlı yönetiminde ciddi bir belirsizlik meydana getireceği hatta yıkımı öne çekeceği açıktır. Çünkü Balkan meseleleri devam ediyor, Avrupa devletlerinin baskısı artıyor ve Osmanlı Devleti oldukça hassas bir denge üzerinde bulunuyordu.
Yıldız Suikastı ise bu uzun ve karmaşık siyasi sürecin önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihte yerini aldı.
Sultan Abdülhamid Han’ın 1909 yılında tahttan indirilmesine kadar geçen süreçte Osmanlı Devleti önemli gelişmeler yaşadı. 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi, ardından 31 Mart Vakası meydana geldi ve 1909’da Abdülhamid Han tahttan indirildi. Sultan II. Abdülhamid Han’ın “Devleti 10 yıl yönetsinler 100 yıl yönetmiş sayılacaklardır” dediği ve koskoca devleti 9 yılda paramparça eden işbirlikçi İttihatçılar ve onların (bugün din adamı, milli kahraman ve vatan sevdalısı denilen) gafil uzantıları koca sultanın bıraktığı ve ilmek ilmek dokuduğu bütün sistemi çok kısa sürede yerle yeksan ederek bu topraklardan kaçmışlar ve milleti düşman çizmesine teslim etmişlerdir.
Ancak tarihi hakikat şudur ki, II. Abdülhamid Han, Osmanlı Devleti’nin en zor dönemlerinden birinde hükümdarlık yapmış, büyük devletlerin baskıları altında karar almak zorunda kalmış ve saltanatı boyunca sürekli siyasi mücadelelerle karşı karşıya kalmıştır.
Yıldız Suikastı, bize tarihin önemli bir hakikatini öğretmektedir; devletlerin ve milletlerin geleceği bazen büyük olaylarla değil küçük ayrıntılarla değişebilir. Birkaç dakikalık gecikme, bir hükümdarın hayatını kurtarmış ve Osmanlı tarihinin farklı bir yöne ilerlemesini sağlamıştır.
Bugün Yıldız Hamidiye Camii’nin avlusunda yaşananları hatırlamak, sadece geçmişte kalmış bir suikastı anlamak değildir. Aynı zamanda siyasi şiddetin toplumlara verdiği zararları, devletlerin güvenlik ihtiyacını ve tarihin hassas yapısını anlamaktır.
Yıldız Suikastı, Osmanlı tarihinin hafızasında yalnızca patlayan bir bombanın değil sabrın, metanetin, dik duruşun, devlet aklının ve tarihin görünmeyen yönlerinin sembolü olarak hatırlanacaktır.
Bazı toplumlar geçmişte yaşadıkları ile hafızalara kazınır ama bizim millet son asırda yaşadıkları ile hain ve zalimlerin dönem değiştirse de zihniyette aynı kaldığını yaşayarak müşahede etmiş bir millettir. Ama bu millette Sultan II. Abdülhamid hanlar bitmez. Bir ölür bin çoğalırız.
Vatan hainleri de her zaman hak ettiği cevabı bu milletten alacaktır. Bunu en son 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi’nde gördük. Bütün dünya da gördü. “Bir milletin sabrı nasıl sınanmaz” ona da yaşayarak şahit oldular. Bu vesileyle 15 Temmuz’da şehit olan bütün kahramanlarımıza Allahü tealadan rahmet diliyor, gazilerimize de hayırlı uzun ömürler niyaz ediyoruz.
Kaynakça
- François Georgeon, Abdülhamid II: Le Sultan Calife (1876-1909), Paris, 2003.
- Kemal H. Karpat, Osmanlı Modernleşmesi, İstanbul, 2002.
- İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Son Nefes, İstanbul, 2014.
- Stanford J. Shaw & Ezel Kural Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Volume II, Cambridge University Press, 1977.
- Yılmaz Öztuna, Osmanlı Tarihi, Cilt XII, İstanbul, 1998.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.