YALNIZLIĞIN EN AĞIRI
26 Temmuz 2026, Pazar 11:25
Akşamın sessizliği, odanın duvarlarına ağır ağır çökerken, pencerenin önündeki sandalyesinde oturuyor yaşlı adam. Gün batımının solgun ışığı yüzüne vuruyor; sanki yılların yorgunluğunu daha da belirgin kılıyor. Elleri dizlerinde, bakışları uzaklarda… Ama aslında baktığı yer dışarısı değil; hatıralarının içi.
“Ne çabuk geçti…” diye geçiriyor içinden.
Bir zamanlar bu eller ne çok işe koşmuştu. Küçücük elleri tutmuş, düşmesinler diye sımsıkı kavramıştı. Bir lokmayı bölmüş, çoğaltmıştı. Gece uykusundan sıçrayıp bir ağlamaya koşmuş, sabaha kadar başında beklemişti. Şimdi o eller boş… ve biraz da üşüyor.
Kapıdan gelen her ayak sesiyle başını kaldırıyor. Belki… diye. Belki bugün gelirler. Belki “Baba nasılsın?” diyen bir ses duyulur. Ama sesler geçip gidiyor, kapı açılmıyor. Beklemek de bir alışkanlık olmuş artık; insan en çok alıştıklarına dayanıyor.
“Ben nerede eksik yaptım?” sorusu, kalbinin en sessiz köşesinde yankılanıyor.
Cevabını bilmediği bir soru bu. Belki hiçbir yerde eksik yapmadı. Belki de hayat, bazen en çok sevenleri en yalnız bırakan bir yol. Yine de içinde bir kırgınlıktan çok, tuhaf bir merhamet var. Çünkü anne-baba yüreği, incinse bile sevmekten vazgeçmiyor.
Yatağının başucunda sararmış bir fotoğraf duruyor. Gözleri ışıl ışıl iki çocuk, ortalarında genç bir adam… Gülüyorlar. O fotoğrafa her baktığında, kalbinde hem bir sızı hem de bir sıcaklık beliriyor. “Ne güzel günlerdi…” diyor fısıltıyla. Sanki o günler hâlâ bir yerlerde yaşıyor da, o ulaşamıyor.
Huzurevinin koridorlarında zaman ağır akar. Ama kalbin içindeki zaman, olduğu yerde kalır. Onun için hâlâ çocukları küçük… Hâlâ kapıdan içeri koşarak girip boynuna sarılacaklar gibi. İnsan, en çok sevdiği anları büyütmüyor içinde; hep aynı yaşta saklıyor.
Bazen kendi kendine konuşuyor:
“Belki işleri vardır… Belki yorgundurlar… Belki bir gün…”
Bu “belki”ler, onun en sadık dostu olmuş. Çünkü umut, ne kadar incinse de insanın içinden tamamen çıkmıyor. En sessiz köşede bile bir yer bulup yaşamaya devam ediyor.
Gece çöktüğünde, odasına ince bir yalnızlık doluyor. Ama o, yorganını çekerken yine dua ediyor:
“Allah’ım, onları koru… yollarını açık et…”
Kendisi için değil, yine onlar için
İşte en çok da burada insanın içi yanıyor.
Unutulmuş bir yaşlının kalbinde hâlâ sevgi var.
Hâlâ dua var.
Hâlâ bekleyiş var.
Ve belki de en acısı şu:
Kapıyı çalmayanlar unutmuş olabilir…
Ama o, hâlâ hatırlıyor.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.