• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

UNUTULAN KASİDE TOPKAPI SARAYI'NIN DEPOLARINDA ÇIKTI

14 Ocak 2026, Çarşamba 01:18
UNUTULAN KASİDE TOPKAPI SARAYI'NIN DEPOLARINDA ÇIKTI

Kaside-i Münferice denildiğinde, sokakta rastgele sorulacak yüzlerce insandan çok azının bu isme aşina olduğu görülür. Belki kandil gecelerinde, özel günlerde ya da cuma günleri bu metni okuyanlar vardır; fakat genel olarak Kaside-i Münferice, toplumun büyük bir kısmı tarafından bilinmeyen bir metindir. Oysa bu kaside, yüzyıllar boyunca bir şiirden öte, bir dua gibi okunmuş, sıkıntı anlarında insanların sığındığı bir metin olmuştur. Kaside-i Münferice Arapça yazılmış bir kasidedir. Ancak onu sıradan bir şiirden ayıran en önemli özellik, mısralarının ana kaynağını Kur’an’dan almasıdır. Bu sebeple yüzyıllar boyunca dinî bir metin gibi kabul edilmiş ve dua niyetiyle okunmuştur.

İslam geleneğinde bazı şiirler, içerikleri ve derinlikleri sebebiyle dua yerine geçmiştir. Mevlid-i Şerif bunun en bilinen örneklerinden biridir. Süleyman Çelebi’nin Peygamber Efendimiz’in doğumunu anlattığı bu eser, özel günlerde okunmuş, hayırlara vesile kabul edilmiştir. Çünkü bazı metinler, sıradan insanların yaptığı dualardan farklı olarak, çok daha derin, çok daha kuşatıcı cümlelerle kaleme alınmıştır. Bu yüzden peygamber duaları, büyük âlimlerin ve salih insanların duaları nesiller boyunca okunmuş, korunmuş ve aktarılmıştır. Kaside-i Münferice de bu geleneğin önemli örneklerinden biridir.

Kaside-i Münferice’nin müellifi, lakabıyla tanınan büyük bir âlim ve şair olan İbnü’n-Nahvî’dir. Asıl adıyla değil, Arap dili ve grameri alanındaki derin bilgisi sebebiyle “Nahiv ilminin âlimi” anlamına gelen bu lakapla anılmıştır. İbnü’n-Nahvî, Malazgirt Zaferi’nden yaklaşık elli yıl sonra, 1119 yılında vefat etmiş, Büyük Selçuklular döneminde yaşamış önemli bir ilim ve irfan insanıdır. Aynı zamanda İmam Gazâlî Hazretleri’nin çağdaşıdır ve onun İhya-u Ulumiddin adlı eserini sürekli okumuş, talebelerine okutmuştur. Hayatı boyunca verdiği derslerden hiçbir ücret almamış, İhya-u Ulumiddin’i defalarca okuyarak ezberlemiştir.

İmam Gazâlî, İbnü’n-Nahvî’yi yakından tanımış, onu sevmiş ve insanlara tavsiye etmiştir. Hatta bazı kaynaklarda, ilim ve irfan bakımından İmam Gazâlî ile aynı seviyede anıldığı ifade edilmiştir. İbnü’n-Nahvî’nin birçok şiiri ve kasidesi bulunmakla birlikte, Kaside-i Münferice asırları aşarak sonraki yüzyıllara ulaşan en meşhur eseridir. Bu kaside, pek çok dua kitabına girmiş, âlimler tarafından özellikle sıkıntı zamanlarında okunması tavsiye edilmiştir.

Kaside-i Münferice’nin yazılışına dair anlatılan hadise, bu metnin neden bu kadar değerli görüldüğünü de ortaya koymaktadır. Tunuslu olan İbnü’n-Nahvî, bir gün eşkıyalar tarafından soyulmuş, bütün malı gasp edilmiştir. Bu olay karşısında büyük bir üzüntü ve çaresizlik yaşamış, Allah’a yönelerek uzun uzun dua etmiştir. İşte bu yakarışın sonucunda Kaside-i Münferice’yi kaleme almıştır. Rivayete göre, kaside yazılıp yayıldıktan sonra, malını gasp eden kişi rüyasında korkutucu bir uyarı almış, ertesi gün gasp ettiği her şeyi sahibine iade etmiştir. Bu olaydan sonra kaside, dua gibi okunmaya başlanmış ve ünü hızla yayılmıştır.

Kaside-i Münferice’nin içeriği, sıkıntı yaşayan insanların bu sıkıntılardan kurtuluşunu anlatmaktadır. Zaten ismi de bu anlamı taşımaktadır: ferahlık, genişlik ve kurtuluş. Kur’an ayetlerinden beslenen bu metin, sonraki âlimler tarafından büyük bir muhabbetle karşılanmış, “sıkıntı anında okuyan felaha erer” denilerek tavsiye edilmiştir. Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevî Hazretleri ve Esad Erbilî Hazretleri gibi büyük mutasavvıflar, bu kasidenin faziletinden bahsetmiş, kendileri de okumuş ve talebelerine okutmuşlardır.

Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevî Hazretleri’nin Mecmuatü’l-Ahzâb adlı meşhur dua kitabında Kaside-i Münferice yer almakta ve özellikle sabah namazlarından sonra okunması tavsiye edilmektedir. Esad Erbilî Hazretleri de bu kasideyi çok kıymetli ve faziletli bulmuş, okunmasını özellikle vurgulamıştır. Her iki zat da bu metni sıradan bir şiir olarak değil, kabul görmüş bir dua olarak değerlendirmiştir.

Osmanlı döneminde de Kaside-i Münferice’ye büyük bir değer verilmiştir. Topkapı Sarayı’nda bulunan ve yıllarca depolarda saklı kalan çini levhalar, bu kasidenin mısralarını baştan sona ihtiva etmektedir. Bu çiniler, Osmanlı’nın son döneminin önemli sanatkârlarından Hafız Mehmet Emin Efendi tarafından hazırlanmıştır. Hem hattat hem de çini ustası olan bu sanatçı, Kütahya’da yetişmiş, Topkapı Sarayı’ndaki pek çok çiniyi imal etmiş ve onarmıştır. Eyüp Sultan’da Sultan Mehmet Reşad’ın türbesindeki çiniler de onun eseridir.

1914 yılında hazırlanan bu çini levhalar, hangi mekânda kullanılacağı bilinmeden saray depolarına kaldırılmış ve yaklaşık bir asır boyunca gözlerden uzak kalmıştır. Yapılan araştırmalara göre, bu eserlerin Sultan II. Abdülhamid döneminde sipariş edilmiş olabileceği düşünülmektedir. Ancak Yıldız Sarayı’nda mı, Şale Köşkü’nde mi yoksa başka bir mekânda mı kullanılacağı kesin olarak bilinmemektedir. Bildiğimiz tek şey, bu kıymetli eserlerin yıllarca depolarda saklı kaldığı ve ancak yakın dönemde sergilenerek gün yüzüne çıkarıldığıdır.

Hafız Mehmet Emin Efendi’nin hayatı ise bu sanat eserlerine ayrı bir anlam kazandırmaktadır. Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan işgali sırasında direnişe katılmış, bu nedenle esir edilmiş ve işkence altında şehit edilmiştir. Böylece Kaside-i Münferice’nin çinilere dökülmüş mısraları, bir şehit sanatçının emeğiyle günümüze ulaşmıştır.

Kaside-i Münferice, yalnızca Arapça yazılmış bir kaside değil; asırlar boyunca okunmuş, benimsenmiş ve dua niyetiyle dilde ve gönülde yer etmiş bir metindir. İbnü’n-Nahvî’nin yaşadığı sıkıntıdan doğan bu kaside, sonraki yüzyıllarda âlimlerin, mutasavvıfların ve sanatkârların ilgisiyle korunmuş ve aktarılmıştır. Ahmet Gümüşhanevî Hazretleri ve Esad Erbilî Hazretleri gibi büyük isimlerin tavsiyeleri, bu metnin dinî hayattaki yerini daha da güçlendirmiştir.

Topkapı Sarayı’ndaki çini levhalar ise Kaside-i Münferice’nin Osmanlı kültür ve sanatındaki karşılığını gözler önüne sermektedir. Bu levhalar, hem İbnü’n-Nahvî’nin ilim ve duasını hem de Hafız Mehmet Emin Efendi’nin sanatını ve şehadetini temsil etmektedir. Bugün bu eserleri görmek, yalnızca bir sanat tecrübesi değil; aynı zamanda bir dua geleneğiyle, bir ilim mirasıyla ve bir tarih bilinciyle buluşmaktır.

Üç ayların, kandil gecelerinin ve Ramazan ayının yaklaştığı bu mübarek zaman dilimlerinde Kaside-i Münferice’yi okumak, geçmişten gelen bu güçlü mirası yeniden hatırlamak anlamına gelmektedir. Çünkü bu kaside, yüzyıllardır sıkıntı anlarında okunan, ferahlık ve umut telkin eden bir dua olarak yaşamaya devam etmektedir.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Nuran
    14-01-2026 12:45

    Teşekkürler.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.