• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

TEMİZLİK İMANDANDIR

22 Mayıs 2026, Cuma 11:51
TEMİZLİK İMANDANDIR

Tıp ilminin birinci vazifesi hijyen yani sağlığı korumak olup,

İslamiyet, emir ve yasaklarıyla bunu garanti altına almıştır.

Çünkü Allahü Teala insanlara bedenen ve ruhen faydalı olan şeyleri emretmiş, zararlı olanları ise yasaklamıştır.

Nitekim Rum imparatoru Heraklius’un Peygamber efendimize hediye olarak gönderdiği doktor,

Medine İslam devletinde aylarca kalmış, ancak hiç bir müslüman tedavi için gelmemişti.

Bu durumdan rahatsız olan doktor, Efendimiz aleyhisselamın huzuruna gelir ve

Efendim! Buraya, size hizmet etmeye geldim. Bugüne kadar, bir hasta gelmedi. Boş oturdum, yiyip içip, rahat ettim. Bana ihtiyacınız yoksa gideyim.” diye izin isteyince,

Peygamber efendimiz: “Sen bilirsin. Eğer daha kalırsan, misafire hizmet ve ikram etmek, müslümanların vazifesidir. Gidersen de uğurlar olsun.

Yalnız şunu bil ki, burada senelerce kalsan, sana kimse gelmez.

Çünkü, İslam dini, hasta olmamak yolunu göstermiştir.

Benim eshabım temizliğe çok dikkat eder. Acıkmadıkça bir şey yemez ve sofradan, doymadan kalkar.” buyurdu.

Bu, müslüman hiç hasta olmaz demek değildir.

Fakat sıhhatine ve temizliğe dikkat eden bir müslüman, kolay kolay hasta olmaz.

Zira İslamiyet baştan sona temizlik dinidir. 

Peygamber efendimizin, (Temizlik imandandır.) [Müslim] buyurarak,

temizliği iman ile bağdaştırması bu hakikati çok güzel ifade etmiştir.

Tabiki bu, sadece dış temizlik olmayıp, kalbin temizliğini de ihtiva etmektedir.

Kalbin temizliği ise, farzları yapıp, haramlardan uzak durmak ve kalbi İslam ahlakı ile tezyin etmekle mümkündür.

Peygamber efendimizin hadis-i şeriflerinde:

(Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete ancak temiz olan girer.) [Deylemi],

(Her şeyi iyi temizleyin! Temizlik imana, iman da Cennete götürür.) [Taberani],

(Evinin hayrını isteyen, yemekten önce ve sonra, elini ve ağzını yıkasın!) [İbni Ebi Şeybe],

(Sarmısak yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın, insanın rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.) [Taberani],

(Tırnaklarınızı kesip gömün! Ağzınızdaki yemek kırıntılarını temizleyin ve misvak kullanın! Yanıma, dişleri sarı, ağzı kokar vaziyette gelmeyin!) [Taberani],

(Elbiselerinizi yıkayın, fazla kıllarınızı temizleyin, dişlerinizi misvakla temizleyin, temiz, güzel giyinin! Nezafet sahibi olun!) [İbni Asakir],

(Cuma günü yıkanın, misvak kullanın ve güzel koku sürünün.) [Buhari],

(Temizlik imanın yarısıdır.) [Müslim],

(Namazın anahtarı temizliktir.) [Tirmizi] ve

(Mümin pis olmaz.) [Buhari] buyurması ve

Allahü tealanın da, Kur’an-ı kerimde: 

(.... Allah çok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri sever(Bekara 222) buyurması sebebiyle,

asr-ı saadetten itibaren müslümanlar, bu temizlik emrine titizlikle uymuşlardır.

Nitekim, Eshab-ı kiramdan sonra gelip Tâbiin adını alan müslümanlardan bazıları,

Eshab-ı kiram efendilerimize:

Allahü teala Kur’an-ı kerimde sizi çok sevdiğini bildirip övmektedir. Bunun sebebi nedir?” diye sual ettiklerinde, 

Biz temizliğe çok dikkat ederiz.” diye cevap vermişlerdir.

Müslümanlar, camilere ve evlere ayakkabı ile girmez. Yere serili döşemeler tozsuz ve temiz olur.

Her müslümanın evinde banyo bulunur. Vücutları, elbiseleri, çamaşırları ve yemekleri hep temiz olur.

Temiz olunca da mikrop ve hastalık bulunmaz.

Peygamber efendimiz: “Allah temizdir, temizliği sever; cömerttir, cömertliği sever. Öyle ise avlularınızı ve boş sahalarınızı temiz tutun…(Kütüb-i Site, 10/390) buyurarak,

çevremizi de temiz tutma konusunda bizleri uyarmıştır.

Müslüman, bırakın yere tükürmeyi veya çöp atmayı, bilakis insanlara rahatsızlık veren şeyleri ortadan kaldıran insandır.

Nitekim Peygamber efendimiz: "Rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmak sadakadır.(Buhârî) buyurarak bizleri bu konuda teşvik etmiştir.

Eshabı kiram efendilerimiz gibi ecdadımız da temizliğe çok dikkat etmişler ve bu hakikati Osmanlı topraklarını gezen batılı seyyahlar bile kitaplarında yazmışlardır.

Nitekim bu konuyu İsmail Hami Danişmend (ö.1967),

"Garb Menbalarına göre ESKİ TÜRK SECİYYE ve AHLAKI" isimli eserinde daha detaylı ele almıştır.

Bu eserden bazı misaller verecek olursak;

Fransız seyyah Jean de Thévenot'nun (ö.1667) Relation d'un voyage fait an Levant isimli eserinin 148. Sayfasında:

"Türkler çok yaşarlar ve az hasta olurlar. Bizim memleketlerdeki böbrek hastalıkları ve daha bir sürü tehlikeli hastalıkların hiç birini bilmezler.

Öyle zannediyorum ki, Türklerin bu mükemmel sıhhatlerinin başlıca sebeplerinden biri de sık sık hamama gitmeleri ve yiyip içmedeki itidalleridir.

Çünkü az yemek yerler, Hristiyanlar gibi karma karışık şeyler yemezler, içki âlemleri yapmazlar ve daima idman yaparlar." diyor.

İtalyan seyyah Edmondo De Amicis (ö.1908) de  Constantinople isimli eserinde, 1880’li yıllarda İstanbul’daki Osmanlı tebaasını tarif ederken:

"... Yüzler, eller, ayaklar, tertemiz, yamalı kıyafet pek az ve hele kirlisi hemen hiç yok, bütün ictimai sınıflar arasında umumi ve mütekabil bir hürmet ve riayet manzarası göze çarpıyor." demektedir.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul'a gelen bir Alman rahibi, 1560’da yazdığı bir eserde ise:

(İstanbul'daki temizliğe hayran oldum. Burada herkes ibadete temizlikle başlar. Bütün dükkânlar tertemizdir. Sokaklarda pislik yoktur.

Satıcıların elbiseleri üzerinde ufak bir leke bile bulunmaz.

Ayrıca ismine hamam dedikleri ve içinde sıcak su bulunan binalar vardır ki, buraya gelenler, bütün bedenlerini yıkarlar.

Halbuki bizde insanlar pistir, yıkanmasını bilmezler.) diyerek,

müslümanların çok temiz olduğunu, kendilerinde ise temizlik kültürlerinin olmadığını itiraf etmektedir.

Günümüzde ise, İslam ülkesi denilen yerlerde, iman bilgileri bozulduğu gibi, temizliğe de tam riayet edilmemektedir.

Fakat burada suç, dinimizde değil, dinimizin esasının temizlik olduğunu unutan müslümanlardadır.

Bir insan körse, güneşin bunda suçu ne” sözü meşhurdur.

Her müslüman, dinini iyi öğrenip, ona uygun yaşarsa;

Başka milletler, tıpkı orta çağda olduğu gibi bugün de müslümanların temizliğine ve güzel ahlakına hayran kalırlar.

Unutmayalım ki, bugün, temizlik konusunda batının örnek gösterilme sebebi,

Batılı ülkelerin ecdadımızdan görerek İslamiyet'in temizlik anlayışını benimsemiş olmalarıdır.

Çünkü İslamiyet'in emir ve yasakları, doktorun hastasına yazmış olduğu reçete gibidir.

İnansın veya inanmasın ona uygun yaşayan herkes dünyada rahat eder.

İnanırsa ahirette de sonsuz saadete kavuşur.

Zira batının temizlik anlayışı ecdadımızla tanışmadan önce çok farklıydı.

Nitekim Eau Potable (İçme Suyu) adlı Fransızca eserde:

(Fransızların dünyaya övündükleri Versay sarayında bir hamam yoktur.

Orta çağda, Paris'te oturan bir Fransız, sabahleyin kalktığı zaman, evinde bir tuvalet olmadığı için, oturağa yaptığı pislik ile içme suyu şişesini beraberinde Sen nehrine götürür, önce içmek için su alır, sonra pisliğini nehre dökerdi.) diyor.

Prof. Dr. Erol Duren’in kaleme aldığı,

"Pislikten Progresyona, Avrupa'nın kirli başarısı" başlıklı yazısında ise;

(Orta çağda, Avrupa’daki rahibelerin, yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı.

Kastilya kraliçesi Isabella bile, 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca, sadece iki kez banyo yapmıştı.

1500'lü yıllarda İngiltere'de, insanların çoğu yıllık banyolarını Mayıs ayında yaptıkları için Haziran'da evlenirlerdi.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu.

Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti.

Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanırdı.

Bu esnada su o kadar kirli hâle gelirdi ki içinde bir şeyler kaybetmek mümkündü.

İngilizce'deki “Don't throw the baby out with the bath water” yani “Banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın” deyimi buradan gelmektedir.) diyor.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.