• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

TARTIŞMALARIN ODAĞINDAKİ YER DİYARBAKIR ULUCAMİ

04 Mart 2026, Çarşamba 00:58
TARTIŞMALARIN ODAĞINDAKİ YER DİYARBAKIR ULUCAMİ

Bir süredir Diyarbakır Ulu Cami sosyal medyada tartışılıyor. Art niyetli ve ırkçı birtakım insanlar bu camiyi kilise olarak göstermeye çalışıyor. Selçuklu adının bu eserle birlikte anılmasından rahatsız olanlar, Sultan Melikşah’ın isminin yanına özellikle farklı kimlikler ekleyerek onun Türk kimliğini gölgelemeye gayret ediyor. Oysa tarihî eserler ideolojik yaklaşımlarla değil, ilmî ve akademik verilerle değerlendirilir.

Bu tartışmalar, aslında meselenin ilmi bir zeminde açıklanmasını gerekli kılmıştır. Çünkü bu yapı hakkında kimi zaman sinagog, kimi zaman kilise iddiaları ortaya atıldı. Ancak ilmî duruş, belge ve kitabeler üzerinden konuşmayı gerektirir. Bu bağlamda Diyarbakır Ulu Cami’nin tarihî kimliği açık ve nettir.

İşin özüne bakıldığında, bu mekânın tarih boyunca tek Allah inancına sahip insanların ibadethanesi olduğu ifade ediliyor. Rivayetlere göre Hz. Yunus, Ninova’dan ayrıldıktan sonra Filistin’in Halhul bölgesine gelmiş, ardından Diyarbakır’a geçmiş ve burada vefat etmiştir. Diyarbakır Ulu Cami’nin bulunduğu yerde ilk mescidi Hz. Yunus’un yaptığı rivayet edilir. Bu nedenle buraya gelenler, aynı zamanda Hz. Yunus’un mabedinin bulunduğu mekâna gelmiş oluyor.

Daha sonraki süreçte Aziz Thomas’ın bu bölgede tevhid inancını anlattığı ve burada ibadet ettiği belirtilir. Süryani kaynaklarında buranın Aziz Toma kilisesi olarak anıldığı ifade edilir. Ancak havarilerin bugünkü anlamda kilise inşa etmedikleri, tevhid inancı çerçevesinde ibadet mekânları oluşturdukları vurgulanır. Sultan Melikşah 1090 yılında Diyarbakır’a geldiğinde burada Aziz Thomas’a ait yalnızca kalıntılar bulunmaktaydı. Mevcut yapı ise bütünüyle Büyük Selçuklular tarafından inşa edilmiştir.

Camide beş kitabe bulunmaktadır. En erken tarihli olanı 1091 yılına aittir ve Sultan Melikşah’ın inşa kitabesidir. Eğer burada kilise yapısı olsaydı buna dair bir kitabe ya da mimari kalıntı bulunması gerekirdi. Ancak apsis, çan kulesi veya kiliseye özgü başka bir unsur mevcut değildir.

Ana kapı özgün bir Büyük Selçuklu eseridir. Kapı üzerindeki hayvan mücadele sahneleri, Orta Asya Türk sanat geleneğinin devamıdır. Bizon, öküz ya da manda üzerine atlayan leopar figürü Selçuklu mitolojik sembolizminde yer alır. Aynı sembolün Roma döneminde de görülmesi, sanat tarihindeki kültürel sürekliliğin göstergesidir.

Kur’an-ı Kerim yazılarında kullanılan çiçekli Kufi hat, Selçuklu sanatının en güzel örneklerindendir. Bu yazı türü, Kur’an’ın erken dönem yazı geleneğinin estetik bir zirvesidir.

Cami planı kıbleye doğru enine genişleyen bir formdadır. Bu plan tipi, erken dönem İslam camilerinin karakteristik özelliğidir. Şam’daki Emeviye Camii ile benzerlik göstermesi tesadüf değildir. Bu plan şeması Hz. Peygamber dönemindeki Kuba Mescidi’nden itibaren uygulanmıştır.

Erken İslam camilerinin kıbleye doğru enine genişlemesinin iki sebebi olduğu belirtilir: Peygamber’e yakın namaz kılma arzusu ve ön safta bulunmanın sevabı. Bu anlayış, İslam coğrafyasının farklı şehirlerinde inşa edilen camilerde devam etmiştir. Konya Alaaddin Camii, Mardin Ulu Camii, Siirt, Bitlis, Kızıltepe ve Silvan Ulu camileri bu plan tipinin örnekleridir. Osmanlı döneminde dahi Edirne Üç Şerefeli Camii bu geleneğin son temsilcilerindendir.

Sultan Melikşah camiyi inşa ederken Roma dönemine ait yapı malzemelerini kullanmıştır. Sütun başlıkları ve tiyatro sahne cephesi bu kapsamda değerlendirilir. Roma tiyatrosunun sahne arkası cephesinin camide kullanıldığı ifade edilir. Ancak heykelsiz sütun ve alınlıklar tercih edilmiş, üzerine Kur’an ayetleri işlenerek yapı İslamî kimliğe kazandırılmıştır. Bu durum, dönemin estetik anlayışını ve mimari sentezini gösterir.

Diyarbakır Ulu Cami yalnızca bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda bir eğitim merkezidir. Mesudiye ve Zinciriye medreseleri cami kompleksinin önemli parçalarıdır. Artuklu hükümdarı Sökmen tarafından yaptırılan medrese, bir üniversite işlevi görmüştür. Öğrenciler kışlık ve yazlık dershanelerde eğitim almış, farklı branşlarda dersler verilmiştir.

Medresede mihrap yanında bulunan denge sütunları dikkat çekicidir. Deprem sonrası sütunların döndürülmesiyle yapının taşıyıcı sisteminin sağlamlığı kontrol edilmiştir. Bu uygulama, dönemin mühendislik bilgisi ve mimari bilincini ortaya koyar.

Yapı tarih boyunca çeşitli dönemlerde tamir görmüştür. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan döneminde onarımlar yapılmış, Osmanlı padişahı IV. Mehmet zamanında da restorasyon gerçekleştirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde kadınlar mescidi eklenmiştir. Sultan Abdülhamid ise minareyi yenilemiş ve namazgâh yaptırmıştır. Böylece yapı, bir inşa ve dört büyük tamir kitabesiyle günümüze ulaşmıştır.

Cami avlusundaki güneş saati, Artuklu sarayında görev yapan İsmail El-Cezeri tarafından yapılmıştır. El-Cezeri robotik sistemler geliştirmiş, su ve mekanik düzeneklerle çalışan makineler tasarlamıştır. Abdest alma, şerbet dağıtma ve müzik çalma robotları üretmiştir. Motor piston sistemlerinin öncüsü sayılabilecek mekanizmalar geliştirmiştir. Bu çalışmalar, Orta Çağ’da İslam dünyasının bilimsel aydınlığını gösterir.

Diyarbakır Ulu Cami, rivayetlerden kitabelere, mimari planından sanatına kadar açık bir tarihî kimliğe sahiptir. Yapı, Büyük Selçuklu eseri olarak inşa edilmiş; Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerinde korunarak yaşatılmıştır. Enine genişleyen planı erken İslam mimarisinin bir devamıdır. Roma kalıntılarının kullanımı ise mimari sentezin göstergesidir.

Irkçı yaklaşımlar ve ideolojik iddialar yerine kitabelere, mimari unsurlara ve tarihî belgelere bakmak gerekir. Bu eser, yalnızca bir cami değil; ilim, sanat ve medeniyet birikiminin somut bir temsilidir. Irk değil, ilim konuşmalıdır. Çünkü mezarda ırk sorulmayacak, yapılan amel ve ortaya konan eser konuşacaktır.

Yorumlar

  • yorum avatar
    Meva
    04-03-2026 22:13

    Talha Hocam öyle güzel konuyu ele almışsınız ki Allahü teâla çalışmalarınıza kuvvet versin, Diyarbakır Ulu Camii'yi birkaç sene evvel ziyaret etmek namaz kılmak nasib olmuştu orda inanılmaz bir huşu duymuştuk. Tarihini öğrenmek de çok güzel oldu. Bize de kiliseden çevrilmiş demişlerdi yerel rehberler. Bundan sonra bir yeri gezmeden doğru kaynaklardan teyit etmek şart olduğunu gördük.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.