TARAFTARLIK
31 Mayıs 2026, Pazar 01:05
Oyun oynamak, bir hedefe ulaşmak demek olduğundan anlaşılabilir bir dopamin kaynağıdır. Peki ya başkalarının oynadığı oyunları seyretmek nasıl bir haz kaynağı? Taraftarlığın nefse hoş gelen kısmı neresi? Şu ana kadar gördüğümüz biyoloji bu meseleyi çözmek için yeterli. Maçı seyretmek, ayna nöronlarla; taraftarlık, oksitosinle; maç esnasındaki heyecan, dopaminle ve kazanan tarafta olmanın keyfi de serotoninle alakalı görünüyor.
Taraftarlığın kurduğu bağlara siz de şahit olmuşsunuzdur. Aynı takımı tutan iki kişi birbirine kuvvetli bağlarla bağlanırken, rakip takımın sempatizanına bakışları delicidir. Sıkı bir taraftar, sokakta kendi takımının formasını giyen birini görse hemen kanı ısınır. Tanımadığı bu yabancıya karşı, tarifi mümkün olmayan bir güven hasıl olur. İşte bu güvenin kaynağı oksitosindir. İnsanların, lüzumlu cemiyetler halinde, bir arada güven içinde yaşamalarını temin etmek için beynimizde salgılanan oksitosin, burada nefsânî bir role bürünür. Sırf kendi tuttuğu takımın taraftarı olduğu için bir yabancıya güvenmeye sebep olur. Bu yine masum sayılır da rakip takımın düşmanca görülmesi problem sebebidir.
“Ben falanca takımın taraftarı olduğum için oyunculardan biri eğer topu üç direk arasından geçirirse, bu benim için de başarıdır.” şeklindeki bir düşünceyle bedava dopamine kavuşulur. Hem de nefs, dışarı çık, koş, terle, sahaya para öde, giyin, soyun vs. bir sürü sıkıntıdan(!) arınmış bir şekilde hazza kavuşmak varken niye uğraşmak istesin ki. Oturduğu yerden hazzını alır keyifle yatar. Bir de takımı maçı kazanırsa diğer takımdan ve taraftarlarından daha üstün olduğu hissi serotonin de salgılatır. Artık değmeyin keyfine. Nefs kabarır da kabarır.
Bir de kaybeden takım var elbette. Eğer kaybeden takımdakilerin beyinleri, mahrum kaldıkları dopamin ve serotonin yetmezmiş gibi bir de karşı takımın tahrik edici hareketleri yüzünden kortizol de salgılatırsa, o zaman sıkıntı büyük. Kavga çıkartmaktan sandalye fırlatmaya kadar her türlü stres tepkisini görmek mümkündür. İnsanların çoğunun kendi şehirlerinin değil de daha çok kazanma ihtimali olan büyük şehirlerin takımlarının fanatiği olmasına şaşırmamak lazım. Bedava haz kimyasalları salgılatmak için mensup olunan bir cemiyet, sürekli kortizol kaynağı olursa sıkıntı olur tabi.
Bir maç seyredildiğinde de ayna nöronlar devreye girer. Oradaki oyunculardan en az biri ile mümkünse bütün takımla kurulan empati onların attığı gole sevinmeyi, kaçırdığı gole de üzülmeyi gerektirir. Hatta fanatik birinde bu empati o kadar çok olur ki takım oyuncusu gole yaklaşırken o da ayağa kalkar. Çünkü seyredenin de ayağına kan pompalanmıştır. Ne de olsa gol atmak için ayaklarda enerjiye ihtiyaç vardır. Sadece seyrettiği için üçte bir oranında aktif olan nöronlar bile onu ayağa kaldırmaya yetmiştir. Golü atarsa dopaminin verdiği hazla hoplayıp zıplayacak olan taraftarımız, gol kaçarsa da kortizolün verdiği sıkıntıyla bir yerleri tekmelemek isteyecektir. Kan ve enerji ayağa gelmiş ve beyni kortizol bulutu sarmışken başka ne yapılabilir ki. Hatta bu iş o kadar çığırından çıkıyor ki fanatiklerin tuttuğu takımın kazanması gerekirken kaybederse aile içi şiddet %10 artıyor. Hele bir de ev sahibi takım kaybettiyse %20 artıyor.1 Yani eğer kazanan takımdaysanız spor, dostluk, barış, kardeşlik sloganı atılıyor. Kaybeden takımın taraftarları pek de böyle düşünmüyor.
İnsanlar, başarmaya, takdir edilmeye ve güven duymaya muhtaç olarak yaratıldığından, İslamiyet’in emrettiği şekillerde salgılatılamayan dopamin, serotonin ve oksitosin için modern dünyamız taraftarlığı keşfetmiştir. Kendini bir topluluğun parçası olarak görmek isteyen insan oğlu eğer Müslümanlarla bu bağı kuramadıysa nefsi, bu eksikliği başka şekillerde doldurmanın yollarını bulacaktır. Gerçek hayatta başarıya ulaşmakta zorlananlar, başarılı insanlarla aynı takımdaymış hissiyle dopamine kavuşacaktır. Her türlü taraftarlık ve fanatizmde de durum aynıdır. Allahü Teâlâ insanı, kendisini arayıp bulacak, bu esnada da işe yarar bir insan olarak ve diğer Müslümanlarla güven içinde yaşayacak şekilde yaratmıştır. Bu yaratılışa uygun hareket edilmediği zaman insanın nefsi gece rahat uyumanın başka yollarını bulacaktır. Bu rahatlığı da günümüz sistemi, bazı insanlara taraftarlık üzerinden sağlamaya çalışıyor. Hem de kendine düşkün bunca insandan büyük paralar kazanarak.
Dünya veya ahiret hayatına faydalı olmayan bütün işlere “Malayani” denilir. Biyolojik olarak malayani, “Dünya veya ahirete yaramayan işlerden haz kimyasalları salgılatmaktır.” diyebiliriz. Nefsi, lüzumsuz işlerle tatmin etmeye çalışmak anlamına gelen malayani için Hadis-i Şerif’te buyuruldu ki: “Malayaniyi terk etmek, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.”2 Evet, telefonda oyun oynamak dinimizce yasaklanmamıştır. Bir takım tutmak da doğrudan kötülenmemiştir. Televizyonda bir film seyretmeye, muhtevasını bilmeden haram demek mümkün değildir. Lakin dünya ve ahiret mutluluğu için çalışabilelim diye içimize yerleştirilmiş olan keyif verici kimyasalları malayani işlerden temin edersek, Müslümanlığımızın güzelliği nerede kalır. Bir düşünmek lazım…
1 Card, D., & Dahl, G. B. (2011). Family violence and football: The effect of unexpected emotional cues on violent behavior. The quarterly journal of economics, 126(1), 103-143.
2 Tirmizî, Zühd, Hadis No. 2317; İbn Mâce, Fiten, Hadis No. 3976
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.