SALİHLERLE ALLAHÜ TEALAYA TEVESSÜL ETMEK
12 Haziran 2026, Cuma 11:10
Allahü teala Mâide Suresi 35. Ayet-i kerimede:
"Ey iman edenler! Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz." buyuruyor.
Ehl-i sünnet alimleri, bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken;
Allahü tealaya yaklaşmak için aranacak vesilenin, ibadetler, dualar ve salih kullar olduğunu haber vermektedir.
Bu vesilelerin en önemlisi de başta Peygamber efendimiz olmak üzere Allahü tealanın sevgisini kazanmış salih kullardır.
Nitekim Buhârî ve Müslim’de geçen hadîs-i şerîfde Peygamber efendimiz:
“Allahü tealanın öyle kulları vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü teala, o şeyi yaratır. Onları yalancı çıkarmaz.” buyuruyor.
Bunun içindir ki Peygamber efendimiz ve evliya zatlarla, Allahü tealaya tevessül etmek, yani bunların hürmeti için, dilekte bulunmak caizdir.
Müslümanlar, Peygamberlerin ve Evliyanın Allahü tealanın sevdiği, dualarını kabul eylediği kulları olduğuna inanır.
Onların da kendileri gibi Allahın aciz kulları olduklarına, tapınmaya ve yalvarmaya hakları olmadığına inanır.
Abdülaziz Dehlevî hazretleri (ö.1824) Fatiha suresini tefsir ederken:
“Birinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun Allahü tealanın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse haramdır.
Eğer yalnız Allahü tealaya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü tealanın her şeyi sebeple yarattığı, o kulun da bir sebep olduğu düşünülürse caiz olur.
Peygamberler ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemişlerdir. Böyle düşünerek birinden yardım istemek, Allahü tealadan istemek olur.” (Tahkik-ul-hakkıl-mübin) buyuruyor.
Abdülhakîm Siyalkütî hazretleri de (ö.1657) Zad-ül-lebib isimli eserinde:
(Dua eden, Allahü tealadan istiyor, duasının kabul olması için, O’nun sevdiği bir kulunu vasıta yapıyor.
“Ya Rabbi! Kendisine bol ihsanda bulunduğun bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver.” diyor.
Yahut Allahü tealanın çok sevdiğine inandığı bir kuluna seslenerek,
“Ey Allah’ın Velisi, bana şefaat et! Benim için dua et! Allahü tealanın dileğimi ihsan etmesi için vasıta ol!” diyor.
Dileği veren ve kendisinden istenilen, yalnız Allahü tealadır. Veli yalnız vesiledir, sebeptir.) buyuruyor.
Allahü teala Araf Suresi 194. Ayet-i kerimede:
“Allah'tan başka her kime dua ederseniz, onlar da sizin gibi kuldur. Kimseye yardım edecek güçleri yoktur.” buyurarak,
kâfirlerin putlara tapınmalarının şirk olduğunu bildirmektedir.
Bu ayeti delil gösterip, Allahü tealanın sevgili kullarını vesile etmeyi putlara benzetmek doğru bir istidlal değildir.
Zira müslüman, salihleri yaratıcı bilmeyip, esas yardım edenin Allahü teala olduğunu bilir.
Sevgili bir kul da olsa, putlardan ister gibi direk ondan yardım istemek şirk olur.
Bu nedenle, salihleri vesile ederken, mesela “Ya Abdülkadir Geylani hazretleri, bana şunu ver.” demek yerine,
“Ya Rabbi! Abdülkadir Geylani hazretlerinin hürmeti için bana şunu ver.” demelidir.
Diri zata yardım etme kuvvetini veren Allahü teala, ölüye de vermektedir.
Diriden veya ölüden yardım istemenin farkı olmaz, çünkü ruh ölmez.
Ölmüş olan Hızır aleyhisselamın ruhunun insanlara yardım etmesi de böyledir.
Kâfirlerin bile ruhları ölmez, onların işittiği Buhari’deki hadisi şerifte bildirilmektedir.
Mübarek bir zatın kabrine gidince bir Fatiha üç İhlas okuyup o zatın ruhuna hediye edilir ve sonra da
“Ya Rabbi, sevdiklerinin ve bu kabirde yatan mübarek zatın hürmetine duamı, isteklerimi kabul eyle, şu sıkıntımı, şu ihtiyacımı gider.” diye dua edilirse, Allahü teala o zatı haberdar eder ve o da istek sahibine dua eder ve o zatın duasının hürmetine Cenab-ı Hak o kulunun dileğini yaratır.
Çünkü bu büyük zatlar, Allahü tealanın sevgili kullarıdır. Allahü teala onların hatırını kırmaz.
Nitekim İmam-ı Rabbani (ö.1624) hazretleri Mektubat kitabının 3.cilt 93. Mektubunda:
Peygamber efendimizin, Bedir Savaşı öncesinde;
Muhacirlerin fakirleri (Suffe ehli) ile tevessül edip, onların hürmetine Allahü tealadan fetih ve yardım talep ettiğini haber vermektedir.
İbni Hacer-i Mekki hazretleri de Cevher-ül-munzam kitabında:
“Peygamber efendimiz ile her zaman tevessül etmek çok iyidir. Yaratılmadan önce ve yaratıldıktan sonra, dünyada da, ahirette de, O’nunla tevessül olunur.
Yaratılmadan önce O’nunla tevessül olunacağını gösteren vesikalardan biri, Peygamberlerin ve ümmetlerindeki Veliler’in O’nunla tevessül etmiş olduklarıdır.” buyuruyor.
Nitekim Eshab-ı kiramdan Osman bin Huneyf hazretlerinin rivayet ettiği, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Ahmed bin Hanbel ve Taberânî gibi muteber hadis kaynaklarında yer alan, gözleri görmeyen âmâ bir sahabi ile ilgili meşhur tevessül hadisinde şöyle anlatılır:
Bir âmâ, Rasûlullah Efendimize gelerek:
“Yâ Rasûlallah! Allah’a dua edin de gözümdeki hastalığı gidersin! Gözümün kör olması bana çok zor geliyor!” dedi.
Efendimiz:
“Dilersen sabret, zira bu senin için daha hayırlıdır.” buyurdular.
Âmâ ise:
“Yâ Rasûlallah! Beni elimden tutup götürecek kimsem yok. Bu hâl bana çok meşakkat veriyor. Lütfen gözlerimin açılması için dua ediniz!” dedi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
“Su kabını getir ve abdest al! Sonra iki rek’at namaz kıl! Ardından:
“Allâh’ım! Rahmet peygamberi olan Nebîn Muhammed’le (O’nun hürmetine) Sen’in zâtından diliyor ve Sana yöneliyorum.
Yâ Muhammed! İhtiyâcımın verilmesi için seninle Rabbime yöneliyorum!.
Allâh’ım! O’nu bana, şefaatçi kıl!.” diye dua et!" buyurdular.
Bu hadis-i şerifi rivayet eden Osman bin Huneyf hazretlerinin, o âmânın bu duadan sonra şifaya kavuştuğunu haber vermesi de,
Peygamber efendimizle tevessül etmenin ve gıyâbında ona seslenmenin dinen caiz ve çok faydalı olduğuna en güzel delildir.
Yusuf Nebhânî (ö.1932) hazretleri de Şevâhidü’l-hak fi’l-istigâse bi seyyidi’l-halk kitabında buyuruyor ki:
Halife Hz. Ömer zamanında kıtlık oldu.
Eshab-ı kiramdan biri, Rasûlullahın kabrine gelip,
“Yâ Rasûlallah! Ümmetine yağmur yağması için dua eyle! Ümmetin helâk olmak üzeredir,” dedi.
Resulullah buna rüyada görünüp yağmur yağacağını haber verdi. Öyle de oldu.
Rüyada ayrıca, “Ömer’e selam söyle! Yağmur yağacağını müjdele. Yumuşak hareket etmesini de söyle!” buyurdu.
Hazret-i Ömer efendimiz, dinin emirlerini yerine getirmekte şiddet gösterirdi. Bu kimse, Halife’ye olanı anlattı. Halife de dinledi ve ağladı.
Burada, Eshab-ı kiramın da, Peygamber efendimizin kabrine gelerek tevessül etmiş olduğu bildirilmektedir.
Yine Şevâhid-ül-hak kitabında Şehâbeddin Remlî (ö.1550) hazretleri:
“Enbiya ölünce mucizeleri, evliya ölünce de kerametleri kesilmez. Peygamberlerin mezarlarında diri oldukları, namaz kıldıkları, haccettikleri, hadis-i şeriflerde açıkça bildirildi.
Şehitlerin de diri oldukları, kâfirlerle savaşırken, yardım ettikleri bildirildi.” buyuruyor.
İmam-ı Gazali (ö.1111) hazretleri de Mişkâtü’l-envâr kitabında:
“Diriyken tevessül olunan, feyz alınan zata, öldükten sonra da tevessül edilerek feyz alınır.” buyurmakta,
Huccet-ül-İslam kitabında da, İmamı Şâfi (ö.820) hazretlerinin;
“İmam-ı a’zam Ebu Hanife ile teberrük ediyorum. Zor bir durumda kalınca, kabrine gidip iki rekât namaz kılarak Allahü tealaya yalvarıyor ve dileğime kavuşuyorum.” dediğini haber vermektedir.
Teberrük, bir şeyi bereket veya saadet vesilesi saymak, ilâhî bir hayra kavuşmak anlamına gelir.
Eshab-ı kiram efendilerimizin de;
Peygamber efendimize ait eşyalarla, abdestte kullandığı sularla ve mübarek terleriyle bereketlendiğine dair birçok rivayetler vardır.
Nitekim Buhari’de, Eshab-ı kiramdan Osman bin Abdullah hazretlerinin;
“Ehlim beni Resulullah’ın ailesi Ümmü Seleme’ye bir gümüş bardak içindeki su sebebiyle yolladı.
O bardak içinde Resulullah’ın saçları vardı.
İnsanlardan birine nazar veya herhangi bir hastalık isabet ettiği zaman, teberrük için Ümmü Seleme validemize kabını gönderirdi...” dediği haber verilmekte,
Taberani’de ise, Eshab-ı kiramdan Halid bin Velid hazretlerinin, teberrük için sarığında Peygamber efendimizin mübarek saçından bir miktar taşıdığı rivayet edilmektedir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.