• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

OYUN

24 Mayıs 2026, Pazar 11:36
OYUN

Çocuklar için bazı oyunlar faydalıyken, büyükler için çoğu oyun gereksizdir. Oyun oynamanın hangi durumda neye faydalı olduğunu ve ne zaman lüzumsuz olduğunu anlamak için beyinde gerçekleşen iki olayı anlamamız lazım. Biri tekrarın gücü diğeri de başarmanın hazzıdır.

Daha önce beyin hücrelerimizde mesajların elektrikle iletildiğinden bahsetmiştik. Bu elektrik, prizlerdeki gibi sağa sola sıçramaya meyillidir. Mesajın etkisi, elektriğin şiddetine göre olduğundan, etrafına yalıtım yapılmış hücreler daha iyi çalışır. Mesajlarımızın kayıpsız yerine ulaşabilmesi için sinir hücrelerinin dışını kaplamak, ideal bir çözümdür. Beyindeki bu kaplamaya “Miyelin Kılıf” diyoruz.

Bir nöronu miyelinle kaplamak için yapmamız gereken tek şey, onu kullanmaktır. Evet, sadece kullanmak. Bir nöronun içinden ne kadar çok elektrik geçerse o kadar çok miyelinle kaplanır. Bu da onu daha yalıtımlı ve kayıpsız bir nörona çevirir. Miyelin, hayatımız boyunca tekrar ederek, bir şeyleri nasıl daha iyi yapabildiğimizin veya hatırlayabildiğimizin biyolojik izahını verir. Bir hücreden ne kadar çok elektrik geçirirsek o hücreyi o kadar verimli hale getiririz. Bu sebeple sürekli tekrar ettiğimiz bilgileri unutmayız.

Fakat miyelin kılıf ömürlük değildir. Tekrar kullanılmazsa nöronu yavaş yavaş terk eder. İçinden elektrik geçmeyen nöronların etrafındaki kılıf incelmeye başlar. Eğer üzerinden, miyelin hiç kalmayacak kadar zaman geçtiyse, beyin o bilgiye yeni bir bilgiymiş gibi muamele eder. “Aslında ismi dilimin ucunda ama çıkartamadım.” dediğimizde kastettiğimiz de budur. Bir zamanlar bağlantı kurulmuş lakin tekrar edilmediği için miyelinsiz kalmış bir nöronun, sönük elektriğidir dilimizin ucundaki.

Bir bilgiyi kalıcı yapmanın en garanti yolu onun sönmesine izin vermeyecek kadar çok kullanmaktır. İşte bebeklikten itibaren oyunlar burada çok işe yarar. Bebekler aynı şeyi defalarca kez yaparlar. Dünyaya yeni gelmiş ve insan olmayı öğrenmeye çalışan çocuklar, beyinlerini ve bedenlerini, sürekli tekrar yaparak geleceğe hazırlarlar.

Hiçbir çocuk, “Şu hareketi defalarca yapayım da beyin hücrelerim gelişsin” diyerek oyun oynamaz. Oyundan aldığı zevk için oynar.1 Bu zevk de dopamin ve serotoninden gelir. Çocuklar oyun oynarken hem bir hareketi defalarca kez tekrar ederek nöronlarını miyelinle kaplar hem de dopamin sayesinde eğlenerek öğrenirler. Bu sebeple çocukların zihin ve beden gelişimine fayda sağlayacak oyunlar lüzumludur. Hem öğretici hem de keyiflidir.

Halk arasında yanlış bilinenin aksine oyun oynamanın zıttı ders çalışmak değildir. Ders çalışmak ve oyun oynamak benzer beyin bölgeleri ile alakalıdır. Bir duygu beyindeki bir bölgeyi, başka bir duygu ise hemen yakınındaki başka bir bölgeyi aktif ediyorsa bu duygular birbirine zıt demek yanlış olur. Esas zıtlık bir durumda beynin çalışması diğerinde ise çalışmamasıdır. Bu sebeple aşkın zıttı nefret değil, kayıtsızlıktır. Aynı şekilde oyunun zıttı çalışmak değil, depresyon dur. Özellikle çocuklar için oyun ve ders çalışmak beynin benzer bölgelerini aktif eder ve bu bölgelerin ışığının sönmesi çocuğu depresyona götürür. Çocuklar mutlaka oyun oynamalı ama oynadıkları her oyunun alttan alta kişiliklerini de oluşturduğunu unutmamalıdır.

Asıl problem yine yetişkinlikte başlar. Arzu ettiğimiz şeylere sahip olduğumuzda salgılanan dopamine ulaşmak için insanoğlu, tarih boyunca çok farklı metotlar geliştirmiş. Bunlardan birisi de büyükler için oyunlar. Çok da lüzumlu olmayan hedefler belirleyip ardından buna ulaşınca da seviniyoruz. Üç direğin arasından bir topu geçirdiğimizde “gol” diyerek seviniyoruz. Bir çemberin içerisinden top geçirebildiğimizde “basket” diyerek seviniyoruz. Bu oyunların yine bazı faydaları var. Hiç olmazsa gerçek hayatta hareket etmemizi sağlıyor.

Sanal alem ve kâğıt oyunları çok daha trajik. Doğru zamanda doğru tuşa basmaktan ibaret olan sanal oyunları, içine çok çeşitli hedefler koyarak bir haz kaynağına çevirebilmişiz. Gerçekte olmayan yerleri fethettiğimizde sevinebiliyoruz. Düşmanı sanalda alt etmenin hazzını yaşayabiliyoruz. Daha da enteresanı, ekrandaki sanal oyuncumuzun oradaki kale resminin içinden aslında orada olmayan topu geçirme görüntüsüne gol diyerek sevinebiliyoruz. Birkaç kartı arzu ettiğimiz bir sıraya göre dizebildiğimizde de keyiflenebiliyoruz. İnsan, kendine istediği gibi bir hedef koyup, bu yolda dopamin salgılatabiliyor. Bunun sonu yok sanırım.

Çocukların gelişimi için çok önemli olan oyunlar, büyükler için ise istismar edilmiş birer haz kaynağıdır. Tekrar tekrar aynı hareketleri yapmak yetişkinler için de az da olsa miyelin kaynağı. Profesyonel sporcular bu sebeple sürekli antrenman yaparlar. Geri kalanlarımız için ise oyunlar sadece birer dopamin kaynağından ibaret. Hem de ne kadar çok oynarsak o kadar bağımlılık yapan bir dopamin kaynağı.2

Bu durumda şöyle bir genelleme yapabiliriz. Eğer çocuklar oynadıkları oyunlarla bedenlerini, zihinlerini veya sosyal becerilerini geliştiriyorsa, bu oyunlar faydalı. Bırakın hem keyif alsınlar hem de yaşamayı öğrensinler. Yetişkinler için ise oyunlar daha çok nefsânî. İnsanı pek fazla geliştiren tarafı yok.

Elbette faydalı oyunlar da var ve eminim ki sen sadece zihnini ve bedenini geliştirecek böyle oyunları oynuyorsundur. Ancak etrafındaki bazı insanların ellerinden telefonu düşürmediğini görebilirsin. Burada esas anlatmak istediğim kısım, bu oyuncular farkında olmasa bile aslında istedikleri şey, oyun oynamak değil. Oyundaki başarıları sayesinde dopamin, oyunda verilen yıldızlar ve rütbeler gibi takdirler kazanarak serotonin, online oyun ise başka insanlarla bağ kurarak oksitosin salgılatmak istiyorlar. Bu insanların acilen gerçek hayat başarılarına, takdirlerine ve bağlarına ihtiyaçları var.

Gençlere kızıp daha fazla kortizol salgılatırsanız haz kaynaklarına daha fazla yönelmelerine sebep olursunuz. Bir genci oyundan kurtarmanın yolu, gerçek hayatta mutluluk hormonları salgılamasını sağlamaktır. Bir şeyler başarmasına izin vermektir. Takdir edilesi işler yaptırmak ve gerçek insanlarla bağ kurmasını sağlamaktır. Gerçek hayatın tadını alan kişi sanal alemden kendiliğinden vazgeçecektir.

Hayatın kendisinden alınamayan her türlü zevk için sanal dünyada alternatifler mevcuttur. Haberiniz olsun!

 

1 Trezza, V., Baarendse, P. J., & Vanderschuren, L. J. (2010). The pleasures of play: pharmacological insights into social reward mechanisms. Trends in pharmacological sciences, 31(10), 463-469.

2 Walia, B., Kim, J., Ijere, I., & Sanders, S. (2022). Video game addictive symptom level, use intensity, and hedonic experience: cross-sectional questi onnaire study. JMIR Serious Games, 10(2), e33661.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.