MÜZİK
28 Haziran 2026, Pazar 11:49
Müzik deyince belki sizin de aklınıza “Ruhun gıdası!” diyen sloganlar gelebilir, ama işin aslı çok farklı. Ruh, bildiğimiz üç boyutlu madde âleminin çok ötesinde, hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz latif bir varlıktır ve onu besleyecek şeyler İslamiyet’in bildirdiği kaynaklardır. Müzik ise beynin kimyasıyla alakalı, tamamen dünyevî bir olgudur. Bilimsel deneyler, müzik dinlerken beynimizin dopamin merkezlerinin aktive olduğunu ortaya koyuyor1. Yani, müziği duyduğumuzda, beynimiz “haz kimyasalı” salıyor. Bu sebeple önce bu hatayı düzeltelim ve sloganın doğrusunu yazalım. “Müzik nefsin gıdasıdır.”
Çalışma mekanizması ise çok enteresandır. Müzik, birtakım duygu ve düşünceleri, belli kurallar çerçevesinde, uyumlu seslerle anlatma sanatıdır. Müzikten alınan zevk, işte buradaki uyum ve ritimdedir. Kulağımızdan giren ses beynimizde bir sonraki nota için bir beklenti hasıl eder. Ardından tahmin ettiğimiz ses gelince de dopamin salgılanır.2 Çünkü olmasını arzu ettiğimiz herhangi bir şey gerçekleştiğinde beyinde dopamin salgılanır. Bu da beyinde bir hoşluk hasıl eder.
Peki beyin bir sonraki notayı nasıl tahmin eder? Müzik zevki dediğimiz şey nasıl meydana gelir? Çok basit bir şekil de: Tekrarla. Aynı veya benzer müzikleri dinleyerek, hafıza da oluşan repertuar sayesinde.
Evet, aslında senin zevk aldığın melodinin iyi veya kötü olmakla pek bir alakası yok. Daha çok tanıdık olmak veya olmamakla alakası var. Burada nefsine haz veren durum, tanıdık bir ses aramak ve bulmaktır. Bu sayede müzik, kısa zaman içerisinde az ama sürekli bir dopamin kaynağı olur.
İlk defa dinlenen bir kişinin sesi, müzik türü veya aleti, yabancılanır. Beynimiz de yabancı şeylere temkinli yaklaşır. Bu da alınacak keyfi minimumda tutar. Ama aynı sese daha fazla maruz kaldıkça tanıma devresi olur. Ve tanıma aşaması boyunca bir sonraki ritmi tahmin etmek ve bilmek çok keyifli olur. Psikolojide buna “aşinalık etkisi” denilir. Bir süre sonra tekrar sayısı arttıkça tahmin etmek kolaylaşır. Çok kolay şekilde tahmin edilen ritmin de ödülü azalmaya başlar. Bir yerden sonra tahmin etmek çok daha kolaylaşır ve bıkma devresi başlar. Müzikten alınan keyif bu kadar basit bir kandırmacanın ürünüdür. Müzik zevki dediğimiz şey alışkın olduğunuz ve gelmesini tahmin ettiğimiz bir sesin duyulması sonucu yaşanan hazdır. Ruhla bir alakası yoktur yani.

Eğer dinlenilen şarkıyla duygusal bağlantılar kurulduysa nefsi başka noktalardan da yakalar. Bu durum müzik dinlemenin sebebini ve sonucunu değiştirmez. Müzik, beynin oturduğu yerden haz kimyasalları salgılaması için insanların keşfettiği enteresan bir faaliyetten ibarettir.
Arabesk müzik nefse haz vermiyor, hüzün veriyor gibi görünebilir. Ama aslında arabesk dinlemekte de hatta daha ileri gidip kendine fiziksel zarar vermekte de nefsin payı vardır. İnsan aşırı hüzünlendiğinde veya acı çektiğinde, devreye giren psikolojik sistemler var. Arabeskten çok keyif alan veya kendini jiletleyen kişiler, bu önleyici sistemlerin salgıladığı endorfin gibi kimyasallara kavuşmak için böyle davranıyor olabilirler. Özellikle ileri derecede kendine zarar verme gibi davranışlar, çok daha derin psikolojik problemlerle alakalı olabilir. Ama böyle işler nefsin istediği mutluluk hormonlarına ulaşmak için insanın kendi zararına bile olsa bir şeyler talep etmekten çekinmemesi ile başlar.
Önceleri müzik, senede birkaç kez düğün, özel merasim gibi fırsatlarla karşımıza çıkan bir sanattı. Şimdilerde her an kulağımızda. Walkman’lerden MP3 çalarlara, oradan akıllı telefonlara kadar uzanan süreçte, müzik 7/24 yanımızda. Özellikle gençler için bu kadar kesintisiz müzik akışı, her an dopamin dozunu yükselten bir sisteme dönüşmüş durumda. Hatta bu durum öyle bir beklenti oluşturuyor ki içinde müzik olmayan videolar bile “Sıkıcı yahu!” denerek kenara itiliyor.
Hâlbuki Allahü Teâlâ bize “güzel ses ve ritimden haz alma kabiliyeti”ni nimet olarak vermiştir. Çalgı aletlerinin aşırı ve her an kullanımı ise, esasında Kur’an-ı Kerim dinleyip keyif almamıza engel olacak derecede bir işgal hâlidir. Eskiden düğünden düğüne icra edilen müzik şimdi her an kulağımızda gezinirken, Kur’an-ı Kerim ne yazık ki çoğu kişinin hayatında ancak ölümden ölüme hatırlanan bir “ses” olup kalmıştır. Bu da modern dünyanın sinsice sunduğu, “masum görünen” ama nefsimizi kabartan hilelerin en bariz örneklerinden biridir.
Buraya kadar belki “E canım, yemek, şeker, kola, müzik... O kadarı da olsun artık!” diye düşünmüş olabilirsin. Ama işin içinde nefsin o sinsi arzuları, dopamin oyunları ve modern dünyanın algı ustalığı var. Bundan sonraki yazılarda, dengeyi iyice altüst eden, çok daha tehlikeli hilelerle yüzleşeceğiz. Orada anlayacaksın ki bu masum gibi duran unsurlar, aslında büyük fırtınaların habercisi.
1 Salimpoor, V. N., Benovoy, M., Larcher, K., Dagher, A., & Zatorre, R. J. (2011). Anatomically distinct dopamine release during anticipation and ex perience of peak emotion to music. Nature neuroscience, 14(2), 257-262.
2 Salimpoor, V. N., Zald, D. H., Zatorre, R. J., Dagher, A., & McIntosh, A. R. (2015). Predictions and the brain: How musical sounds become rewarding. Trends in cognitive sciences, 19(2), 86-91.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.