• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

MISIR’IN KALBİNDE SAKLI SAHABE KÜLLİYESİ

08 Nisan 2026, Çarşamba 01:03
MISIR’IN KALBİNDE SAKLI SAHABE KÜLLİYESİ

Kahire sokaklarında gezerken Mısır’a geldiğinizde uğranması gereken yerlerden birinden bahsedeceğim. Mısır’a gelip de bu yerden haberdar olmamak mümkündür; çünkü şehirde çok sayıda tarihi mekân vardır ve bazı yerler ancak dikkatli bakıldığında gerçek değerini gösterir. Mısır’a gelen bir kişi ilk nereyi görmeli ya da ilk üç göreceği yer neresi olmalı denildiğinde, burası mutlaka sayılması gereken yerlerden biridir diyebilirim. Peki bu yer neresidir?

Mısır’da birçok sahabenin adı geçer. Buraya geldikleri, burada bulundukları, fethine katıldıkları, Hz. Ömer “radıyallahu anh” döneminde burada vazife yaptıkları, burada öldükleri ve buraya defnedildikleri anlatılır. Fakat iki isim vardır ki özellikle burayla son derece alakalıdır: Amr bin Âs “radıyallahu anh” Hazretleri ile Ukbe bin Âmir “radıyallahu anh”. İşte bahsettiğim yerde ikisinin de kabri bulunmaktadır.

Bu yer Mukaddam Dağı’nın eteklerinde, meşhur Karafe Mezarlığı’nın içerisinde bulunan bir bölgedir. Devasa Karafe Mezarlığı son yüzyılda insanların evleriyle iç içe geçmiş bir hâl almıştır. Sağda solda apartmanlar görülür; fakat nihayetinde burası büyük bir külliyedir ve bu külliyenin içerisinde çok önemli sahabe efendilerimiz vardır. Hatta tabiinden önemli isimler de burada yer almaktadır. Külliyenin dış kapısından girerken Seyyidet Nefise Hazretleri’nin kız kardeşi Seyyide Fatıma’nın kabriyle karşılaşılır. Mısır’da yaşayan tabiinden bir hanım, vefat ederken sahabelerin yanına defnedilmeyi istemiştir.

Şu an gezilen külliyenin Osmanlı dönemine ait olduğu unutulmamalıdır. Ana külliye kapısından geçildiğinde tamamen kesme taşlarla yapılmış bir avluya girilir. Burası dışarıdan bakıldığında mahalle içinde trafiğe kapalı bir çıkmaz sokak gibi algılansa da aslında caminin iç avlusudur. Buradan bakıldığında sanki hâlâ caminin dışında bulunuluyormuş hissi verir.

Minare tamamen Osmanlı mimarisiyle yapılmıştır. Silindirik çokgen gövdesi, mukarnaslı şerefe altlığı ve sivri külahlı yapısıyla tam anlamıyla Osmanlı minaresidir. Arkadaki kubbe ise Ukbe bin Âmir Hazretleri’nin türbesine aittir ve tam bir Memlük üslubuyla yapılmıştır. Soğan kubbe formunda, ince uzun yapılıdır; üzerinde nervürler ve yivler vardır. Altta geniş bir kasnak, kasnağın üzerinde ise iç aydınlatmayı sağlayan pencereler yer alır. Üç parça çini dikkat çeker. Memlük mimarisinde çini pek görülmez; hele kubbe kasnağında bulunması alışılmış değildir. Buradaki çiniler Osmanlı mimarisinin ve süsleme sanatının yansımalarıdır.

Burası aynı zamanda bir medrese avlusudur. Asırlar boyunca burada öğrenci yetiştirilmiştir. Sahabe kabirlerinin çevresine yalnızca mezarlık yapılmamış, eğitim kurumları kurulmuştur. Eyüp Sultan nasıl sadece bir mezarlık değilse, burası da öyledir. Sahabelerin gölgesinde talebe yetiştirilmiştir. Öğrenciler sabah kalktığında sahabeyi görür, akşam yatarken yine onun kabrine bakar ve hayatının hedeflerini buna göre belirlerdi.

Medresenin avlusunda yer alan sebil-küttap bunun en önemli delillerindendir. Sebil kısmında ücretsiz su ve içecek dağıtılır, üst kısmında ise çocuklara eğitim verilirdi. Kahire’de bunun çok sayıda örneği vardır. İnsanların hem ruhları hem mideleri beraber doyurulurdu. Kuşların su içmesi için yapılmış nişler bile düşünülmüştür.

İçeri girildiğinde Hz. Ömer’in “radıyallahu anh” Mısır fethinde vazife alan ordu komutanı sahabelerin bulunduğu görülür. Amr bin Âs “radıyallahu anh” ile Ukbe bin Âmir “radıyallahu anh” Mısır’ın fethine katılmış, ardından valilik yapmış iki isimdir. Bulundukları külliye Osmanlı döneminde yenilenmiş, fakat kapı ve arka kubbe Memlük döneminden kalmıştır.

Amr bin Âs “radıyallahu anh” Hazretleri İslam tarihinde en çok konuşulan sahabelerden biridir. Kendi ifadesiyle hayatı üç dönemden oluşur. Birinci dönem, Mekke’de müşrikler arasında yaşadığı dönemdir. Çok güçlü bir siyasi zekâya sahiptir. Daha çocukluğundan itibaren kıvrak zekâsı ve atılganlığıyla dikkat çekmiştir.

Gençliğinde Şam’a geldiği sırada hızla gelen bir at arabasının altında kalacak bir çocuğu kurtardığı anlatılır. Çocuk bir papazın oğludur. Papaz ona minnettar kalır ve İskenderiye’ye davet eder. Orada ona büyük ikramlarda bulunur. Bu ziyaret, yıllar sonra Hz. Ömer’in “radıyallahu anh” emriyle Mısır fatihi olmasında etkili olacaktır; çünkü bölgeyi önceden tanımıştır.

Mekke döneminde Halid bin Velid “radıyallahu anh” askeri deha, Amr bin Âs “radıyallahu anh” ise siyasi deha olarak müşriklerin safında yer alıyordu. Bedir ve Uhud savaşlarında Müslümanlara ciddi zorluk yaşatmışlardır. Ancak Hudeybiye sonrasında müşriklerle Müslümanlar arasındaki mesafe kapanınca birçok kişi İslam’a yöneldi.

Bir gün Amr bin Âs “radıyallahu anh” ile Halid bin Velid “radıyallahu anh” Medine yolunda karşılaştılar. İkisi de birbirine nereye gittiğini söylemeden yol aldı; sonunda aynı maksatla, Hz. Muhammed’i “sallallahu aleyhi ve sellem” görmek için Medine’ye gittiklerini anladılar. Huzur-u saadete vardıklarında ikisi de Müslüman oldu. Kaynaklar, Mekke müşrikleri için en büyük kaybın bu iki dehanın İslam’a girişi olduğunu söyler.

Peygamber Efendimiz “sallallahu aleyhi ve sellem” dönemindeki bütün gazalara katıldı. Hz. Ebubekir “radıyallahu anh” döneminde yalancı peygamberlere karşı gönderilen ordularda komutanlık yaptı. Hz. Ömer “radıyallahu anh” döneminde ise Mısır’ın fethine gönderildi. Mısır fethedildiğinde Kahire henüz yoktu; İskenderiye ve Heliopolis vardı. Fetih sonrası Hz. Ömer’in “radıyallahu anh” emriyle yeni bir şehir kuruldu: Fustat. Büyük çadır anlamına gelen bu şehir, merkezinde cami bulunan yeni bir İslam şehriydi.

Fetih sırasında Nil Nehri ile ilgili batıl bir âdet vardı. Her yıl Nil taşsın diye bir kız çocuğu kurban edilirdi. Amr bin Âs “radıyallahu anh” buna engel oldu. Hz. Ömer’e “radıyallahu anh” mektup yazdı. Hz. Ömer de “radıyallahu anh” Nil’e atılması için bir mektup gönderdi. Mektup Nil’e atıldıktan sonra nehrin taşması anlatılır ve bu batıl uygulama tamamen bırakılır.

Hz. Osman “radıyallahu anh” döneminde valilikten alındı. Hz. Ali “radıyallahu anh” döneminde yaşanan iç karışıklıklarda hakem olayında yer aldı. Hz. Ali’nin “radıyallahu anh” hakemi Ebu Musa el-Eşari “radıyallahu anh”, Hz. Muaviye’nin hakemi ise Amr bin Âs “radıyallahu anh” idi. Bu olay İslam tarihinde büyük tartışmalara yol açtı. Kendisi de hayatının sonuna kadar bu dönemden dolayı büyük ızdırap çekti.

Kabri bugün caminin girişindedir. Kesin yeri yüzde yüz bilinmese de genel kanaat buranın Amr bin Âs “radıyallahu anh” Hazretleri’nin kabri olduğu yönündedir. Özellikle Mısır halkı bunu net şekilde kabul eder. Giriş kapısının hemen yanında yer alması dikkat çekicidir. Nice insanın ayakkabısını çıkarıp geçtiği yerde bulunması, onun tevazusuyla ilişkilendirilir.

Uzun yıllar Mısır valiliği yaptıktan sonra kendisini tamamen eğitime verdi. İnsanları sahabe şuuruyla yetiştirmeye vakfetti. Vefatına yakın, arkasından ağlanmamasını istedi. Kendini ağlanacak biri olarak görmeyecek kadar mütevazıydı. Buna rağmen İslam tarihinde yeri doldurulamayacak büyük bir isim olarak kaldı.

Ukbe bin Âmir “radıyallahu anh” Hazretleri de burada valilik yapmış, hadis ilmiyle öne çıkmış ve bu bölgede mescit ile mektep ortamı oluşturmuştur. Böylece burası yalnızca iki sahabenin kabri değil, aynı zamanda ilmin ve terbiyenin yaşadığı bir merkez olmuştur.

Bugün burada bulunan her taş, her avlu, her kapı İslam tarihinin büyük bir devrini hatırlatır. Sahabelerin gölgesinde şekillenen bu mekân, yalnızca geçmişin değil, aynı zamanda ilmin, terbiyenin ve hatıranın da yaşadığı bir yerdir. Ruhları için el-Fatiha.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.