MEN SENİN KURBANINAM
10 Şubat 2026, Salı 02:15
Yılda bir kurban keserler halkı alem ıyd için
Dem be dem saat be saat men senin kurbanınam”
Kurban, Allahu tealaya yaklaşmak demektir. Bu şeref de herkese nasip olmaz, ancak koç yiğitlerin karı olsa gerektir. Zira sevgiliye yaklaşmanın bedeli ağırdır. Her kişinin değil, er kişinin karıdır.
Allahü teala İbrahim aleyhisselama adağını hatırlatarak oğlu İsmail’i kurban etmesini vahyetmişti. Her şeyini Allah için feda eden İbrahim Halilullah, tereddüt bile etmeden vazifeye koyuldu. Şeytan ne kadar vesvese verdiyse ne İbrahim aleyhisselamı ne Hacer annemizi ne de kurbanlık İsmail’i yolundan döndürebilmişti. Hatta minik İsmail, bıçak boynunda iken; baba, oğul feda eylemek senden, can feda eylemek benden, diyerek babasını cesaretlendiriyordu. Benzer bir hadise de peygamber efendimizin mübarek babaları Abdullah için yaşanmıştı. Bunun için Sevgililer sevgilisi: “Ben, iki kurbanlığın oğluyum.” buyurmuşlardır.
Ben iki kurbanlığın oğluyum diyen peygamberin ümmeti, bin dört yüz yıldan beri gönüllü olarak O'nun yolunda kurban olmak için can atmaktadır. Bunun tek nedeni, akılları baştan alan Allah ve Resulüne duyulan sınırsız aşktı. Annem babam, canım sana feda olsun diye başlayan ilan-ı aşk, Havz-ı Kevser’e kadar soluksuz bir şekilde devam edecek.
Şanlı Bedir’le başladı büyük destanlar serisi. En önde güzeller güzeli, nebiler nebisi. Ardından gazalar serisi. Ve vuslat muştusu. Yaşatmak, can vermek ve ölümsüzlük şerbetinden bir yudum içmek için asırlarca süren kutlu bir mücadele. Ötelerden gelen davetin peşinde deli taylar gibi koşturma. Kıldan ince köprüleri uçarak geçme neşesi. Şahadet şerbeti ve yârin aguşunda uyanma iştiyakı. İşte at, işte meydan. Nerede şahı merdan?
Yunus bir düşle yandı. Asırlarca yana yana yürüdü, yüreği kana boyandı. Mecnun Leyla’nın saçına takılı kaldı. Mecnun benim feryadımı duysaydı eğer, kendi derdini unutur bana ağlardı. Mecnun’un ayağını kanatan dikenler, benim çöle dönen gönlümün dikenleriydi. Gözü kapalı düştüğü sahranın, gönlümün ateşten kavrulan çölü olduğunu Mecnun nerden bilecekti. Geceyi aydınlatan ışığın yürek yangınım olduğunu Leyla kimden öğrenecekti. Beni ağlatan ne ölüm ne de cehennem korkusu oldu. Gözlerimdeki çağlayanın sebebi sensin ey yar. Senin ayrılığındır. Narı hicranını gören münkir o anda imana gelir. Lakin o göz nerede, bu ateş nerede. Bilirim yollarımı kesen canavar, içimdeki heyuladır. Bana ne olduysa, kendimden özümden oldu.
Er meydanını terk etmedik ey yar! Büyük bir cezir yaşıyoruz, ama dönüşümüz muhteşem olacak. Biz bu meydana senin yoluna kurban olmak için girdik, ahdimiz var ey sevgililer sevgilisi! On dört asırdır zalimlerin kabusu olan büyük davan için girdik. Biz Halil İbrahim milletindeniz, senin kardeşleriniz ey güzeller güzeli. Bezm-i Elest’ten beri senin aşkınla çarpar sinelerimiz.
Biz senin yolunda can ve dil endişesini çoktan unuttuk ey nebiler nebisi! Kelle koltukta meydana çıktık. Bir güzel canan için, fedayı can etmeye geldik. Üzerimize yağmur gibi ateş yağdırsalar da çağın Nemrutlarının ateşinde gülistan olmaya geldik. Gönüller yakan gül-i handan için geldik. Cayır cayır yanarken bütün bir insanlık, minik ağzında su taşıyan karıncan olmaya geldik.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Hamza
10-02-2026 19:04İdris hocam güzel, etkileyici ve akıcı bir yazı olmuş. Ağzınıza sağlık.