KUTSALLARA SAYGI, TOPLUMUN HUZURUNA SAYGIDIR
19 Temmuz 2026, Pazar 11:48
Bir toplumun en hassas yeri neresidir diye sorulsa, cevabı ne ekonomidir ne siyaset… Bir milletin en hassas noktası, inandığı değerlerdir. Çünkü insan, malını kaybettiğinde yeniden kazanabilir; makamını kaybettiğinde yeniden yükselebilir. Fakat gönlünde taşıdığı mukaddesatına uzanan bir hakaret, yıllar geçse de unutulmaz.
Bugün "mizah", "özgürlük", "sanat" veya "eleştiri" adı altında dinimize, Kur'ân-ı Kerîm'e ve Peygamber Efendimiz'e “sallallahu aleyhi ve sellem” yapılan hakaretlerin, basit bir espri olarak görülmesi mümkün değildir. Mizah, insanları güldürmek içindir; milyonlarca insanın en kutsal değerlerini aşağılamak için değil.
Gerçek mizah; zekâ ister, incelik ister, nezaket ister. İnancı hedef alan, insanları öfkelendirmeyi amaçlayan bir üslup ise mizah değil, provokasyondur.
İnsan düşüncesini eleştirebilir, fikrini söyleyebilir. Fakat başkasının kutsalını aşağılamak, ifade özgürlüğü değil; birlikte yaşama hukukuna zarar veren bir davranıştır. Çünkü özgürlük, başkasının onurunu ve inancını çiğneme hakkı vermez.
Dikkat çekici olan başka bir husus da şudur: Dünyanın birçok yerinde insanlar kendi kutsallarına, kimliklerine veya değerlerine yönelik en küçük bir saygısızlıkta güçlü tepki gösterirken, söz konusu İslâm ve Müslümanlar olduğunda aynı hassasiyet her zaman gösterilmemektedir. Oysa adalet, herkes için aynı ölçünün uygulanmasını gerektirir. Saygı ya herkes içindir ya da hiçbir anlam taşımaz.
İslâm'ın öğrettiği edep ise bunun tam tersidir. Kur'ân-ı Kerîm, Müslümanlara başkalarının kutsallarına hakaret etmeyi yasaklar. Çünkü böyle bir davranışın karşılıklı düşmanlığı körükleyeceğini bildirir. Müslüman, kendi inancını korurken başkasının mukaddesatına da saygılı olmayı öğrenir.
Tarih boyunca dinler, milletler ve medeniyetler ancak karşılıklı hürmet sayesinde bir arada yaşayabilmiştir. Kutsalların alay konusu hâline getirildiği toplumlarda ise güven zedelenir, öfke büyür ve insanlar birbirinden uzaklaşır. Bunun bedelini de sadece inananlar değil, bütün toplum öder.
Bu nedenle dinî değerlere yönelik sistemli gibi görünen veya sürekli tekrar eden provokatif çıkışların masumiyetle değerlendirilmesi her zaman kolay değildir. Bu tür eylemler, kim tarafından yapılırsa yapılsın, toplumdaki fay hatlarını harekete geçirme, insanları birbirine düşürme ve kutuplaşmayı artırma riski taşır. Böylesi girişimlerin arkasındaki niyet ne olursa olsun, sonuçları toplumsal huzuru zedeleyebilir. Bu yüzden sağduyu sahibi herkesin bu tür provokasyonlara karşı dikkatli olması gerekir.
Müslümanlar, Sevgili Peygamber Efendimiz'e “sallallahu aleyhi ve sellem” yapılan duydukları sevgiyi canlarından üstün görürler. Bu sevgi, asırlardır gönülleri bir arada tutan en büyük bağlardan biridir. Dolayısıyla bu sevginin hedef alınması, yalnızca bireysel bir incinme değil, milyonlarca insanın ortak vicdanına dokunan bir yaradır.
Fakat Müslümana yakışan tavır da öfkenin esiri olmak değildir. İnancını vakar içinde savunmak, hukukun içinde kalmak, ilimle konuşmak ve ahlâkla örnek olmaktır. Çünkü Peygamberimiz bize bunu öğretti.
Toplumun huzuru, birbirimizin kutsallarına gösterdiğimiz saygıyla korunur. İnançlarla alay etmek medeniyet değildir; medeniyet, farklı inançların bir arada yaşayabileceği bir iklim kurabilmektir.
Unutulmamalıdır ki, kutsallara uzanan her saygısızlık sadece bir dine değil; aynı zamanda toplumsal barışa da zarar verir. Huzurun yolu ise hakaretten değil, saygıdan; düşmanlıktan değil, adaletten; öfkeden değil, edepten geçer.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.