KUDÜS ASLINDA KİMİN
31 Aralık 2025, Çarşamba 00:25
İsrail Başbakanı Netanyahu, yanında Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı ile birlikte Kudüs’te bir açıklama yaptı. Bu açıklamada Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, “Kudüs sizin değildir, Kudüs bizimdir” ifadelerini kullandı. Ardından da bir kitabenin adını gündeme getirdi ve bu kitabeyi yıllardır Türkiye’den istediklerini, ancak kendilerine verilmediğini söyledi. Netanyahu’nun bu çıkışı, Kudüs’ün tarihsel aidiyeti meselesini ve söz konusu kitabenin neden bu kadar önemli görüldüğünü yeniden gündeme taşıdı. Kudüs gerçekte kime aittir, bu kitabe neden ısrarla talep edilmektedir ve tarih bu konuda ne söylemektedir soruları, meselenin merkezinde yer almaktadır.
Söz konusu kitabe, Kudüs’te Silvan bölgesinde bulunan ve yeraltından geçen bir su tüneline aittir. Bu tünel, Asur Kralı Senherib’in Kudüs’ü kuşatma ihtimaline karşı, şehirdeki suyun kesilmesini önlemek amacıyla yapılmıştır. Şehrin dışında bulunan su kaynağının yerin altına alınarak surların içine aktarılması hedeflenmiş, bu amaçla yaklaşık bir kilometre uzunluğunda bir tünel kazılmıştır. Tünel iki ayrı ekip tarafından, biri şehirden diğeri su kaynağından olmak üzere kazılmış, yerin altında birbirlerinin sesini duyarak birleşmişlerdir. Bu olay, tünelin içindeki yekpare kaya üzerine altı satırlık bir yazıyla kaydedilmiştir.
Bu yazı, krallardan ya da kutsal bir iddiadan söz etmemekte, yalnızca tünelin nasıl kazıldığını ve suyun şehre ulaştırıldığını anlatmaktadır. Fenike alfabesinin uzantısı olan eski İbraniceyle yazılmıştır ve milattan önce 700’lü yıllara tarihlenmektedir. Bugün İsrail tarafının Kudüs’te Yahudi varlığına dair sunduğu tek yazılı delil olarak bu kitabe gösterilmektedir. Bu nedenle kitabe, siyasi bir iddianın merkezine yerleştirilmiştir.
Oysa Kudüs’ün tarihine bakıldığında, şehir çok daha eski ve çok katmanlı bir geçmişe sahiptir. Davut ve Süleyman peygamberlerden önce bu topraklarda Hititler, Aramiler ve Yabusiler yaşamıştır. Daha sonra Romalılar hâkim olmuş, milattan sonra 135 yılında Roma İmparatoru Hadrian Yahudileri şehirden tamamen çıkarmış ve Kudüs’te Yahudi yerleşimini yasaklamıştır. Bu yasak, Hz. Ömer’in Kudüs’ü fethettiği 638 yılına kadar sürmüş, bu süre zarfında şehirde tek bir Yahudi yaşamamıştır.
Hazreti Ömer’in fethiyle birlikte Kudüs, İslam medeniyetinin hâkimiyetine girmiş ve asırlar boyunca Müslüman yönetimler tarafından idare edilmiştir. Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Memlükler ve Osmanlılar döneminde şehirde huzur ve istikrar sağlanmıştır. Özellikle Osmanlı döneminde, 401 yıl boyunca Kudüs’te farklı inançlar barış içinde yaşamıştır. Bugün şehirde görülen yüzlerce Osmanlı, Selçuklu ve Memlük kitabesi, bu uzun hâkimiyetin somut belgeleridir.
Buna karşılık Yahudilerin Kudüs’teki hâkimiyet süreleri oldukça sınırlıdır. Davut ve Süleyman döneminden Babil işgaline kadar yaklaşık 586 yıl, Haşmonatlar döneminde kısa bir yerel yönetim ve Barkohba isyanı sırasında üç yıllık bir hâkimiyet söz konusudur. Toplamda bu süreler 600 yılı bile bulmamaktadır. Buna rağmen, 1967’den sonra Doğu Kudüs’te yapılan yoğun kazılarla, şehirde Yahudi varlığına dair delil bulunmaya çalışılmıştır. Ancak bu kazılardan çıkanların büyük bölümü Roma İmparatoru Hadrian dönemine ait kalıntılar olmuştur.
Söz konusu Silvan Kitabesi de bu çabaların merkezine alınmıştır. Kitabe, Osmanlı döneminde 1882 yılında Kudüs’ten İstanbul’a, korunma amacıyla getirilmiştir. Bir Yunan turist tarafından yerinden sökülmeye çalışılırken fark edilmiş, Osmanlı yetkilileri tarafından ele geçirilmiş ve İstanbul’a gönderilmiştir. Sultan II. Abdülhamit döneminde bir süre Yıldız Sarayı’nda sergilenmiş, ardından Osman Hamdi Bey’in yönetimindeki Arkeoloji Müzesi’ne teslim edilmiştir. Bugün hâlâ müze deposunda, en sıkı koruma altında muhafaza edilmektedir.
İsrail’in bu kitabeyi 1998’den itibaren defalarca talep etmesine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri bu talepleri reddetmiştir. Gerekçe açıktır: Kitabe, Doğu Kudüs’te bulunmuş bir eserdir ve Doğu Kudüs uluslararası hukuka göre Filistin toprağıdır. Ayrıca kitabe Osmanlı döneminde meşru yollarla İstanbul’a getirilmiştir ve İsrail’in bu eser üzerinde hiçbir hakkı yoktur.
Netanyahu’nun Kudüs’ün kendilerine ait olduğu iddiasını dayandırdığı bu kitabe, aslında bir su tünelinde çalışan işçilerin bıraktığı altı satırlık bir yazıdan ibarettir. Buna karşılık Kudüs’ün sokakları, meydanları ve özellikle Mescid-i Aksa avlusu, yüzlerce İslamî kitabe ile doludur. Bu kitabeler, yüzyıllar boyunca bu şehre kimlerin hâkim olduğunu açıkça göstermektedir.
Kudüs, tek bir dönemin ya da tek bir topluluğun değil, insanlık tarihinin ortak mirasıdır. Ancak tarihsel gerçekler, bu şehrin en uzun süreli, en istikrarlı ve en adaletli yönetimini Müslümanların sağladığını ortaya koymaktadır. Bugün altı satırlık bir su tüneli kitabesi üzerinden Kudüs’ün aidiyetini tartışmaya açmak, tarih karşısında tutunacak başka bir delilin olmadığını da gözler önüne sermektedir.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.