• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

İSTANBUL HANIMEFENDİSİ?...

23 Mayıs 2026, Cumartesi 10:13
İSTANBUL HANIMEFENDİSİ?...

Bulutlar, İstanbul’un “yedi diş”inden tarıyor saçlarını.
Bu “ağarmış” bulutlardan süzülüyor yorgun damlalar.

❤️❤️❤️

Ve İstanbul hanımefendileri…
Titreyen ellerinde yedi dişi kalmış fildişi taraklar. Bu fildişi tarakların, kalan son yedi dişinde saçlarının gümüş telleri!
İstanbul; tükendi tükenecek. Fildişi tarağın dişleri gibi… gümüş rengi saçlar gibi…
İstanbul; tükendi-tükenecek… İstanbul hanımefendileri gibi!

❤️❤️❤️

Onlar gözyaşıydı sanki;
Uluorta çıkmazlardı meydana. Biraz mahcup, biraz ürkek ve bir dokunuşta yitiverecek kadar hassas.
Onlar su gibiydiler.
Her sokak başında hazır bekleyen çeşmelerden akanlar gibi berrak.
Toplum hayatının “hayat kaynağı”ydılar.
İstanbul hanımefendileri tükendi tükenecek… İstanbul’un suları gibi!

❤️❤️❤️

Şimdi size ilginç bir laf söyleyeyim; İstanbul’da musluklardan akan sular bir zaman içiliyordu!…
Kolera salgınını hatırlar pek çok insan. O salgın sırasında sokak başlarında bulunan çeşmelerin üzerine yazılar yazmışlardı: “İçilmez”, “Kaynatılmadan kullanılmaz” diye.
Ne kadar tuhaf geliyordu bana. Düne kadar içilen sular birdenbire “içilmez” oluvermişti işte.
Peki biz bu suları içmezsek nasıl top oynayabilirdik akşama kadar köşkün bahçesinde?… O bahçe ki, belimize kadar otları fışkırırdı erik ağaçlarının altında…
İstanbul’un suları tükendi-tükenecek, erik ağaçları gibi.

❤️❤️❤️

Yüz metre yukarda, sokağın karşı tarafındaydı geniş bahçesi. Kocaman ve sık ağaçlardan çoğu gözükmüyordu köşkün. Ama tepede çatı katı… Kiremitlerin kenarında da çinko kaplamalar vardı. Alt sokağa dükkan açan bir eski demirci, eski evlerin bütün çinkolarını toplattı mahallenin çocuklarına.
Çocuklar… Yüzü tozlu çocuklar beş-on kuruş uğruna, mahallede “tarih” olan ne varsa çatır-çutur söküp yığdılar yüzü kirli adamın dükkânına!…
Beyefendi çoktan ölmüş. Fayton yolu bir daha kullanılmamış. Hanımefendi de hastaydı. Sadece ihtiyar kedisi çıkardı bazen dışarıya.
Bir gün “öldü” dediler. Tabutunun üzerindeki el işi örtü ne kadar güzeldi. Ta, sokağın sonuna kadar gittim peşinden. O, bir başka rengi… Zenginliği… Direnen son burcuydu sanki mahallemizin.
Üçüncü gün mermer basamaklarda kedisini bulduk. Ölmüştü.
Sonra bütün ağaçlar, elinde baltalarla dimdik duran terli adamların ayakları dibine yattı. Erik ağaçlarının beyaz çiçekleri bize bakıp titrediler son defa.
Ardından köşk yıkıldı ve yerine kooperatif evleri yapıldı. Fabrika işçilerinin evleri. Memleketin her yanından gelmiş, hepsinin huyu, suyu, şivesi farklı bir yığın insan oraya yerleşti. Seksen baca birden tütmeye başladı kesilen ağaçların yerinde.
Ve… Herkes unuttu köşkü. İhtiyar kediyle sahibini. Can çekişen erik çiçeğini. Ben unutamadım.
Bunlar mı?
Bunlar daha “dün” oldu!..

Yorumlar

  • yorum avatar
    Deniz
    03-06-2026 14:01

    Yaşanmışlıklar unutulmuyor.. Çok güzel bir yazı yüreğinize sağlık anılarımız hep bir yerlerde bizi bekliyor.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.