• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

HOCA TAHSİN VE ALİ SUAVİ ÜZERİNDEN SELEF KAVGASI…

18 Haziran 2026, Perşembe 17:31
HOCA TAHSİN VE ALİ SUAVİ ÜZERİNDEN SELEF KAVGASI…

"Bu mes'elede seleflerim: Şeyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abdüh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin Efendilerle Namık Kemâl Bey ve Sultan Selim'dir."
-Said Nursi-

Said-i Nursi’nin İttihad-ı İslam konusunda ki fikirde benim fikirlerini ve işlerini takip ettiklerim diye bahsettiği bu isimlerin bir kısmı çokça konuşulsa da bazıları hakkında pek bir şey bilinmez.

Bu yazı da kısaca burada isimleri geçen kişiler kim değinmek istiyorum.

Milyonlarca takip edeni olan bir şahsiyetin bilmeden, yanlışlıkla bu insanları İslam davasının birliği için kendine rehber kabul etmesi düşünülemez sanırım.

Cemaleddin Efgani ve Mısır Müftüsü Şeyh Muhammed Abduh konusunda çok yazılıp çizilmiştir.

Efgani tartışmalı bir kişiliktir. Bir ara mason localarına girmiş, talebesi Abduh’un da girmesine vesile olmuş ve masonların Mısır’da meşrulaşmasına sebep olmuşlardır. O günkü mason localarının gayelerinin pek bilinmediği ve bugünkü kadar dinsiz veya siyonizme hizmet eder yapılar olmadığı, daha çok sosyal kulüp havasında oldukları iddia ediliyor olsa da; bir İslam alimi iddiası rolündeki kişilerin böyle yerlere girmesi filan düşünülemez.

Ayrıca; Renan’a yazdığı mektupta ki ifadeleri o günün İslam dünyasını rencide etmiş, isyanlara sebep olmuştur.

İttihad-ı İslam iddiasında olduğu söylenen bu şahsın Batı reformlarından etkilenerek İslam’da reform yanlısı ve birliği bozucu yazıları ve konuşmaları sebebiyle Sultan Abdülhamit Han onu İstanbul’da ikamete mecbur etmiştir. Bu yüzden kendisini çok seven Mehmet Akif Ersoy’da koyu bir Abdülhamit Han düşmanı olmuştur.

Yine kendisiyle beraber hareket eden Muhammed Abduh ondan farklı düşünmemekle birlikte; onlarla beraber hareket eden diğerleri gibi (M.Akif, Reşit Rıza,) mezhepleri kabul etmeyip, selefi düşünceye yakın bazı fikirleri savunmaktadırlar.

Ama Abduh’un en tartışılan fikirlerini 3 madde de toplamak mümkündür:

1-İslamda reform yapılmalı

2-Faize %10 cevaz verilmesi

3-Kuran’ın mahluk oluşu.

Bu maddeleri tek tek incelemeyeceğiz elbette. İmam- Azam’ın reddettiği, İmam Ahmed Bin Hanbel’in zindanlarda yatma pahasına kabul etmedikleri “Halk-ul Kuran” konusu Mutezile’nin ehl-i sünnet dışında kabul edilmesine sebep olmuştur.

Orda ismi geçen bir de Hoca Tahsin var.

Hakkında hiç yazılıp çizilmeyen isimlerden biridir.

1812 yılında Varna’da doğmuş.

Tanzimat sonrası Avrupa’ya eğitim için gençler gönderilmeye başladığında, onların orada kendilerini kaybetmemeleri için Osmanlı Devleti Selim Sabit’le beraber 1857 yılında Paris’e yollamış. Orada bulunduğu süre zarfında; bazı ilmi cemiyetlere girmiş, Paris’in edebiyat ve siyaset tartışılan kahvelerinin en şöhretli şahıslarından olmuştur. Öyle ki; Georges Vissante’nin “Paris Kahveleri “adlı eserinde bile ismi geçecek kadar oralarda düşüp kalkmıştır.

1861 yılında dönmüş olmasına rağmen çok az zaman sonra Sefaret İmamı göreviyle Abdülhak Hamit ve Ağabeyi Nasuhi Bey’le beraber uzun bir yolculuktan sonra Paris’e varırlar.

 Paris’e tahsil için gönderilen Hâmid, hâtıralarında “cenneti ne vakit nerede göreceğiz” yolundaki sualine Hoca Tahsin’in “Paris’e vardığımız zaman orada göreceğiz” cevabını verdiğini belirtir. (Abdülhak Hâmid’in Hatıraları,)

Yine Hoca Tahsin’in bir dönemler Batı hayranlığının şahikası diye örnek gösterilen şu dizeleri meşhurdur:

“Paris’e git hey efendi akl u fikrin vâr ise

Âleme gelmi sayılmazlar gitmiyenler Paris’e”

2.Gidişinde kendi görünüşünü de değiştirir, Osmanlı giysilerini çıkarıp Fransız gibi giyinmeye, sarık yerine fötr takmaya başlar. Bu yüzden kendisine; “Mösyö Tahsin” veya “Gavur Tahsin” dendiğini anlatırlar.

(Abdülhak Hamid’in hatıraları-1994)

1867’de Paris’e gelen Yeni Osmanlılar (Ziya Paşa, Namık Kemâl, Ali Suavi, Menâpirzâde Nuri, Kayazâde Read, Ayetullah Bey), Şair Hoca Hayâlî ve Hindli İskender ile dostluk kurup Paris’te Türk kolonisini teşkil ederler (Kuntay, 1944)

Materyalizme kapıldığını ifade ederler. Fransa dönüşü Darulfünunu Osmani Müdiri sıfatıyla Padişah iradesiyle kurulması planlanan Darulfünun (İstanbul Üniversitesi) başına getirilir.(Yönümüz batıya dönülmüş, Hoca Tahsin’den ala da Batıyı bilen yoktur)

Çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalarda tepki toplar.

Ama en son bardağı taşıran Cemaleddin Efgani’nin “Nübüvvet sanattır” sözleri olur.

Darulfünun kapatılır.

İşte İttihad-ı İslam’da Said-i Nursi’nin selefim dediği bir diğer şahıs da budur.

Namık Kemal’de Paris’te yuvalanıp Osmanlı’yı yıkma planları yapan Jön Türklerin içinde olan biri. Onu ayrı bir başlıkta incelemek gerekir. Bunların içindeki kafası en karışık ve samimi olan o dur.

Gelelim bir diğer İsme; Ali Suavi’ye.

1867’de Osmanlı’nın kaçırdığı sanayi devrimini yakalaması için eğitilsinler diye yokluk içindeyken Paris’e yollayıp orada çeşitli istihbaratların kucağına düşerek Osmanlı aleyhinde çalışan gençlerinden biri de Ali Suavi’dir.

Yazdığı yazılarla sivrilen, döndüğünde kısa bir süre Galatasaray Sultanisi’nde müdür olan, Sultan Abdülhamit aleyhine yazılarına ve sözlerine devam etmesi üzerine görevden alınan ve buna çok içerleyen Ali Suavi; akli melekeleri yerinde olmayan ağabeyi 5.Murad’ı tekrar tahta çıkarmak için etrafına topladığı 300 kişiyle Çırağan Sarayını basar.

Beşiktaş Karakol komutanı olan 7-8 Hasan Paşa’nın sopalarıyla can verir.

Karısı İngiliz Mary o gece bir kısım evrakı imha ederek kayıplara karışır.

İşte İttihad-ı İslam’da benim selefim dediği biride, Sultan Selim’in torunu 2.Abdülhamit’e karşı isyana kalkışan Ali Suavi’dir.

Yani şimdi ki gençler bir cümle içinde aykırı iki fikri savunmaya “Oksimoron” diyorlar. Başlıkta verdiğimiz cümle oksimoron cümleye güzel bir örnek olur ayrıca.

Sultan Abdülhamit Han; Fransız ihtilaliyle esen bağımsızlık rüzgarının çok etnisiteli Osmanlı’yı da etkileyeceğini hatta etkilediğini görerek (Yunan ve Bulgar milliyetçi hareketleri) bunun önüne geçebilecek yegane gücün İttihad-ı İslam olduğunu görmüş ve bunun için çalışmalara bile başlamıştır.

Vehhabilik, neoselefi ya da mezhepsizliğin, deizm ve Mealciliğin o yıllarda da İslam coğrafyasını etkilediğini görmüş, Osmanlı topraklarını bunun dışında tutabilmek için gerekli olan “Ehl-i sünnet” akide bazlı “Hilafet merkezli” çalışmalara hız vermiştir.

Bu amaçla Doğu medreseleri ile ilişkiler sıklaştırılmış, Suriye’den Yemen’e kadar Arap coğrafyasında o günlerde etkili olan Rıfai şeyhi Ebu-l Huda ve Tunus Libya tarafında etkili olan Şazeli Şeyhi Zafir’le irtibata geçilmiş onlarında destekleri sağlanmıştır.

Nur-ul İzah ve Mızraklı İlmihal gibi Ehl-i Sünnet akideyi kısa ve öz anlatan kitaplar İmparatorluğun en sarp yerlerine kadar katır sırtlarında dağıtılmış, bu akımlara karşı halkı korumak istemiştir.

İngilizlerin bilhassa Mısır ve Hindistan gibi Osmanlı’nın çokta etki edemediği Müslüman ülkelerde Efgani ve Seyyit Han gibi kişiler vasıtasıyla bozmaya çalıştıkları İslam Birliğini hilafet sancağı altında temin etmeye çalışmıştır.

Ne hazindir ki; İslam Birliğini tesis için; Hilafet sancağını açmış olan, Anadolu’dan önce sırf bu yüzden Bağdat Ve Hicaz demiryollarını yaptıran Sultan Abdülhamit’i devirmek için mason localarında devşirilen İttihat ve Terakki sergedeleriyle beraber hareket edenlerde İtttihad-ı İslam’dan bahsediyorlar.

Tarih; 9 yılda koskoca İmparatorluğu harabeye çevirenleri gördü. Onlarla beraber hareket eden İttihad-ı İslam tesis edeceğini söyleyenlerin nasıl bir beyinsiz olduğunu da yazdı.

Osmanlı’nın mülkünde 43 tane devlet demeye bin şahit isteyen; Sultan, Emir, Kral denilen Batı’lıların tezgahında yetişmiş palyaçoların sahip olduğu ülkeler peydah oldu.

Yavuz Selim haricinde o seleflerin hiçbiri İttihad-ı İslam derdinde değildi.

Onların hepsi de; Yavuz Sultan Selim’in torunu, son İttihad-ı İslam derdiyle yanan 2.Abdülhamit’in düşmanıydılar zira…

Eğer bugün benim İslam Birliğinde selef kabul edeceğim bir isim olacak olursa bu Efgani, Abduh değil, Abdülhamit Han Olur…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.