HİLFÜ’L-FUDÛL’DAN OMBUDSMANLIĞA
30 Aralık 2025, Salı 00:25
İçtimaî hayatın her merhalesinde geçmişin başarılı olmuş modelleri konusunda elinde derin ve zengin bir hazine bulduran Müslüman Türk milleti son yüzyılda maalesef çareyi hep başka yerlerde aramaya devam etmiştir. Şu an dünyanın kullandığı toplam kalite yönetiminden ombudsmanlığa kadar her anlayışın aslında bu toprakların kadim medeniyetinin izlerini taşıdığı, ana kaynağın öz kültürümüz olduğu hakikatini geç de olsa idrak ettik ama bunları hayata geçirme konusunda hala yerimizde saymaya devam ediyoruz. Üstelik bu konularda da kafamız çok karışık... Mesela bugün kamu denetçiliği kurumu gibi resmi bir kurumumuz var ve halk ile devlet kurumları arasındaki uyuşmazlığı çözmek üzere büyük gayretler göstermektedirler. Ama bunu ombudsmanlık olarak tanıyıp dışarıdan ithal etmeye kalkışmamız da aslında zenginliğin üzerinde oturup fakirlik çeken sefillerin haline benziyor.
Temel vizyonu, “tavsiye kararları ve uzlaştırıcı yönüyle bireylerin adalete hızlı erişimini sağlayan, önleyici ve eğitici rolüyle uyuşmazlıkların doğmasının engellenmesine katkıda bulunan, iyi bilinen, tercih edilen, daha etkin bir hak arama kurumu olmak" olarak tanımlanmış olan Kamu denetçiliği kurumu bugünün dünyasında ülkemizde önemli işlere imza atmaya devam etmektedir.
Bu konuda atılmış adımların ise çok geriye gitmediği söylenebilir. Yakın zamanda anayasal bir kurum olarak ortaya çıkan kamu denetçiliğinin ilham kaynağı ise Osmanlıdır. Fakat İslam tarihinin temel uygulamalarından olan Hilfü’l-Fudûl Cemiyeti de zamanının haksızlıklarına karşı kurulmuş bir kurum olarak durmaktadır. Resulullah efendimizin 20’li yaşlarda katıldığı cemiyetin aldığı kararlara göre; “"Allah'a andolsun ki Mekke şehrinde birine zulüm ve haksızlık yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi, ister kötü, ister bizden, ister yabancı olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz; deniz süngeri ıslattığı ve Hira ile Sebîr dağları yerlerinde kaldığı sürece bu yemine aykırı davranmayacağız ve birbirimize malî yardımda bulunacağız." kararı alınmıştır. İslamiyet’in Hicaz bölgesindeki hızlı yayılma safhasında da Müslümanlar her daim haksızlık karşısında tek ses olmaya devam etmişlerdir. Osmanlı döneminde de toplumun huzuru için her türlü tedbirin alındığı özellikle yabancı seyyahlar tarafından da yazılmıştır. Hatta İsveç Kralı bile Rus tacizinden Osmanlıya sığındığı dönemde yapılan çalışmaları hayranlıkla ülkesinde uygulamıştır. Buna göre; Osmanlı yönetim sisteminin de önemli bir role sahip olduğu çeşitli otoriteler tarafından kabul edildiğinden ombudsmanlık kurumu, Türk kamu yönetim sistemine yabancı bir kurum değildir. Şöyle ki: İsveç Kralı XII. Charles’ın (Demirbaş Şarl) ordusu 1709 yılında Poltava Meydan Savaşı’nda Ruslarla yapılan savaşta yenilgiye uğramış, Demirbaş Şarl Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Beş yıl boyunca Osmanlı topraklarında misafir kalan Demirbaş Şarl, Osmanlı kurumlarını tanıma fırsatı bulmuştur.
Tabi aile efradıyla kalabalık bir sayıyı misafir etmek öyle pek de kolay değildir. Kraldır adam neticede… Günlük, aylık ve yıllık olmak üzere masraflar kalem kalem hesaplanır ve mutlaka bir “gider” göstermek gerekir. Çünkü hazineden çıkan her kuruş hesaba tabidir ve “örtülü ödenek” gibi garip kavramlara rastlanmaz Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye gibi bir bünyede… Her şey sarih ve hesap verilebilirdir. Her kuruş garip, gurâba ve yetimin hakkıdır. Bu konuda hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmaz. Hesabı verilemeyen harcamalar, zamanında çok başların gitmesine sebep olmuştur çünkü… Yapılan görüşmeler neticesinde, masraflarını “gider” olarak göstermek adına demirbaş şeklinde irad edilmesine karar verilir ve artık kralın bir de lakabı vardır; “Demirbaş Şarl”. Çünkü kral artık devletin demirbaş listesinde yer alır ve ona göre muamele görür. Masraflar mı? O da artık hesap verilir bir ölçüye dahil edilmiştir. İsveç Kralı’nın Osmanlı günlerinin kısa hikayesi bu şekildedir.
İsveç Kralı XII. Charles, etkisinde kaldığı Osmanlı yönetim sisteminin etkisiyle ülkesinden gelen rüşvet, adam kayırma, vergi toplamada adaletsizlik ve yolsuzluk gibi haberler karşısında, hem halkın yöneticiler yüzünden çektiği sıkıntıları azaltmak hem de kendisinin yokluğundan faydalanan yöneticilerin haksız davranışlarına bir son vermek ve ülkesinde kötü yönetim uygulamalarına çözüm bulmak maksadıyla 1713 yılında bir kişiyi Högste Ombudsmannen (En Üst Murakıp) olarak tayin etmiştir.
1970’li yıllarda bu mekanizmanın ülke olarak keşfi de adı kadar tuhaflıklar ihtiva ediyor. Türkiye’den bir grup ombudsmanlık kurumunun özelliklerini öğrenip Türkiye’de de uygulamak üzere İsveç’e gider. İsveçlilere böyle bir mekanizma buldukları için övgüler yağdıran bizimkiler, hiç beklemedikleri bir tavırla karşılaşırlar. Zira böyle bir mekanizmanın bizde olması halinde ne gibi güzel işler başarılabileceği, mahkemelerin iş yükünü hafifleteceği için çok tesirli bir mekanizma olacağı, bunu bulan ve hayata geçiren İsveçli yetkililerin büyük adamlar oldukları gibi klasik kalıp sözler terennüm edilmeye başlanmıştır. Durum karşısında İsveçli yetkililer şaşkındır ve bizim Türk yetkililere ibretle bakarak ağızlarından şu sözler dökülüverir; “ama bu mekanizmayı biz sizden yani Osmanlılardan öğrendik”. Kısa bir şaşkınlık yaşayan bizim heyet birbirlerinin yüzüne bakarlar acı acı… “Nasıl yani? Bu konuda ciddi misiniz?”. İsveçli yetkililer cevap verir; “evet, gayet ciddiyiz? Ombudsmanlık mekanizması fikir olarak Osmanlı’dan alınmıştır”. Bizimkiler şaşkın ve dehşete düşmüş halde soğuk soğuk terlerler, yüzleri kızarıp başları öne düşmüş vaziyette mahcup bir delikanlı gibi suspus bakakalırlar. İsveçli yetkililer anlatmaya devam ettikçe bizimkiler iyice sessizliğe bürünürler… Ecdadının başarısının altında yatan sırrı başkalarına kaptırmış olmanın ezikliğini ve mahcubiyetini yaşarlarken bir yandan da neler yapacaklarını düşünerek ülkeye dönerler.
Peki mevzunun aslı nedir?
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Ruslara esir düşmemek için Osmanlıya sığınan İsveç Kralı XII. Charles, çok iyi bir tahlilcidir. Osmanlıda kaldığı günlerde bir yandan da cihan devleti olmanın altında yatan eşsiz sırrı çözmeye çalışır ve mevzunun kilitlendiği yeri bulur; Adalet… Müslüman olsun gayrimüslim olsun bütün halkın devlete bağlılığının altında yatan sırrı öğrenen Şarl da kendi hesabını yapar; “Osmanlıdaki adalet mekanizmasını ve adalet anlayışını mutlaka memleketimde de tatbik etmeliyim! Öyle ki vatandaşın adalet duygusuna olan inancının en önemli unsurlarından biri de zamanında tahakkuk ediyor olmasıdır. Zira geciken adalet, adalet değildir.” Şarl’ın tespitleri doğrudur. Çünkü halk ile devlet arasında meydana gelen uyuşmazlıklar anında çözülür, herkes zamanında aldığı adalet karşısında boynunu büker ve hiç kimse haksızlık karşısında kendi adaletini sağlama sevdasında düşmez.
Bugün dünyada farklı uygulama mecrası bulan ombudsmanlık da farklı isimlerle telaffuz edilmektedir. Vatandaşların idare ile yaşadığı problemlerin yargı organlarına gerek kalmadan etkili ve hızlı bir şekilde çözülmesi, iyi yönetişim ilkelerine uygun bir şekilde daha şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı bir idari anlayışın yaygınlaşması amacıyla ombudsman mekanizması dünya genelinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Türkiye’de de 1970’lerden itibaren bir ombudsman mekanizması kurulması tartışılsa da bazı başarısız girişimlerin ardından 2012’de Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) kurulmuştur. Kurum 2013’te faaliyete geçmesinin ardından vatandaşlar tarafından yapılan yaklaşık 170 bin başvuruyu çözüme kavuşturmuştur.
Bakanlar Kurulundaki tüm üyelerin imzasıyla Meclis Başkanlığına 05.01.2011 tarihinde gönderilen Kamu Denetçiliği Kurumu Kanun Tasarısı, Anayasa Komisyonu tarafından kabul edilmiştir. Ardından, 15.06.2012 tarihinde Meclisten geçerek Cumhurbaşkanına sunulan Kamu Denetçiliği Kanun Tasarısı, 29.06.2012 tarihinde Cumhurbaşkanlığınca onaylanarak Resmî Gazete ’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Peki vatandaş bu uygulamadan nasıl istifade eder?
İşin kritik noktası burasıdır. Öncelikle ombudsmanlık, devlet kurumları ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıkları çözüme kavuşturur. Hakem heyeti ile karıştırılmamalıdır. Çünkü hakem heyeti, özel teşebbüsler ile vatandaş arasındaki problemlere de hakemlik yapar. Ombudsmanlık ise resmi bir kurum olan Kamu Denetçiliği Kurumu vasıtasıyla sadece devlet kurumları ile vatandaş arasındaki problemleri çözmek için faaliyet gösterir. Mesela, bir belediye evinizin önüne çukur açmıştır ama belediyeye yaptığınız müracaatlara rağmen çukur kapatılmamakta, tehlike arz etmeye devam etmektedir. Belediyeye yazılmış dilekçeye verilen cevapla Kamu Denetçiliği Kurumu’na “e-devlet” üzerinden müracaat edilebilmekte ve artık problemlerle KDK uğraşmaktadır. Yani yargı ve diğer yollara gitmeden problemin çözülmesi için yetkili devlet kurumu nezdinde faaliyetler yürütülmektedir. Burada hassas nokta, ilgili devlet kurumu ile çözüme yönelik adımların kapanmış olması yani öncesinde resmî bir müracaatın yapılması ve beklenen neticenin gerçekleşmemesidir. Bu sayede zamanında gerçekleşen çözümler sebebiyle, hem insanlar daha mutlu ve huzurlu hem de devletin mahkeme mekanizması noktasındaki iş yükü hafifleyebilmektedir.
Kaynaklar
- (TBMM, 2012. “Kanun Bilgileri”, http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/kanunlar_ sd.durumu? kanun_no=6328. (12.12.2012)).
- Küçüközyiğit, H.Galip (2006). “Ombudsmanlık Kurumu - Hukuksal ve Siyasal bir İnceleme “Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt 2, No: 5, s. 90-111.
- SETA (Siyaset, Ekonomi Ve Toplum Araştırmaları Vakfı) (2021). Türkiye’de İdari Denetim ve Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık) Hazal Duran, Sayı. 344
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Senem
04-01-2026 21:16Geçmişteki değerlerimizi ve kimliğimizi kaybetmeden günümüz şartlarında pratik bir çözüm bulunması kesinlikle çok yararlı oldu.