• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

HER ÇAĞIN BİR FATİH’İ VARDIR

26 Mayıs 2026, Salı 11:11
HER ÇAĞIN BİR FATİH’İ VARDIR

Yağmur, İstanbul’un üstüne ağır ağır inerken küçük odanın camında ince damlalar birikiyordu. Sokaktan arabalar geçiyor, telefonlardan bildirim sesleri yükseliyor, insanlar aceleyle bir yerlere yetişiyordu. Ama o odada zaman durmuş gibiydi.

Mehmet Süleyman, masasının üstündeki tarih kitabına eğilmişti.

Sayfanın ortasında genç bir hükümdarın resmi vardı: Fatih Sultan Mehmet Han…

Henüz yirmi bir yaşında…

Ama bir çağı kapatıp yeni bir çağ açmıştı.

Mehmet Süleyman, uzun süre o resme baktı. Sonra kendi ellerine… İnce, küçük, sıradan çocuk ellerine…

İçinden sessizce şöyle dedi:

“Bir insan gerçekten isterse dünyayı değiştirebilir mi?”

O gece elektrikler kısa süreliğine kesildi. Oda karanlığa gömüldü. Dışarıda gök gürlüyordu. Mehmet Süleyman, yatağına uzandı ama zihni susmuyordu.

Bir süre sonra gözleri ağırlaştı ve hayal başladı.

 

Mehmet Süleyman, kendisini yüksek surların önünde buldu. Gökyüzü kızıl bir şafakla aydınlanıyordu. Uzakta binlerce asker bekliyordu. Dev toplar hazırlanmıştı. Rüzgâr sancakları dalgalandırıyordu.

Bir komutan yanına gelip eğildi:

“Padişahım… Emirlerinizi bekliyoruz.”

Mehmet Süleyman, şaşırdı.

Kendi sesini tanıyamadı.

“Ben… Padişah mıyım?”

Komutan başını kaldırdı.

“Siz Fatih’siniz hükümdarım.”

O anda Mehmet Süleyman’ın kalbi güçlü şekilde çarpmaya başladı. Ama en garibi şuydu:

Korkmuyordu.

Çünkü ilk defa kendisini büyük hissediyordu.

Atına bindi. Şehrin surlarına baktı fakat birden surların taşları değişmeye başladı.

Taşların üstünde kelimeler yazıyordu:

“Cehalet…”

“Ümitsizlik…”

“Tembellik…”

“Merhametsizlik…”

“Kopyacılık…”

“Eğitimsizlik…”

“Ahlaksızlık…”

“Saygısızlık…”

Mehmet Süleyman, şaşkınlıkla geri çekildi. Bu artık eski bir şehir değildi. Bu, bugünün dünyasıydı.

Bir vezir yanına geldi:

“Padişahım, bu surlar top ile yıkılmaz.”

“Peki, nasıl yıkılır?”

“İlimle…”

Mehmet Süleyman, gözlerini kapadı. Bir anda topların yerini kütüphaneler aldı. Askerlerin ellerinde kitaplar vardı. Surların önünde gençler duruyordu. Kimisi mühendis olmak istiyor, kimisi doktor, kimisi öğretmen… Ama bazılarının gözlerinde ışık yoktu.

Bir çocuk öne çıktı.

“Bize sadece sınav öğretiyorlar” dedi.

Bir diğeri konuştu: “Hayal kurmayı unuttuk.”

Sonra başka biri: “Herkes yarışıyor ama kimse insan olmayı öğretmiyor…”

Bu sözler Mehmet Süleyman’ın içine işledi.

Atından indi. Büyük surların önüne yürüdü. Elini taşlara koydu ve yüksek sesle konuşmaya başladı:

“Bir milleti güçlü yapan yalnızca ordular değildir!”

Sesi gökyüzünde yankılandı.

“Bir milletin gerçek gücü; yetiştirdiği insanlarıdır!”

Rüzgâr sustu. Herkes onu dinliyordu.

“Çocuklara sadece ezber değil, düşünmek de öğretilmeli!”.

Surlar çatlamaya başladı.

“Gençlere yalnızca meslek değil; ahlak, vicdan ve merhamet de verilmelidir!”.

Taşlardan biri yere düştü.

“Okullar korkunun değil, cesaretin yeri olmalıdır!”.

Bir çatlak daha oluştu.

“Öğretmenler sadece ders anlatan değil; gönül inşa eden insanlar olmalıdır!”.

Surlar sarsıldı.

“Bir çocuk sadece iyi not aldığı için değil, dürüst olduğu için de değerli görülmelidir!”.

Artık büyük taşlar yere düşüyordu.

“İnsan yetiştirmeyen eğitim sistemi, bina yetiştirir ama MEDENİYET kuramaz!”.

Ve o anda dev sur büyük bir gürültüyle yıkıldı.

Arkasından bembeyaz bir şehir ortaya çıktı.

Kütüphaneler…

Bilim merkezleri…

Sanat atölyeleri…

Ağaçların altında kitap okuyan çocuklar…

Birbirine saygıyla selam veren insanlar…

Kimsenin kimseyi küçümsemediği bir şehir…

Mehmet Süleyman’ın gözleri doldu.

Yanındaki aksakallı mübarek âlim zat ona baktı ve dedi ki:

“Fatih olmak sadece bir şehir almak değildir evlat…”

“Peki nedir?”

“Ecdadımızın yaptığı gibi insan kazanmaktır da…”

 

Sabah olmuştu.

Mehmet Süleyman, gözlerini açtı.

Yağmur durmuştu.

Pencereden içeri güneş vuruyordu.

Masasının üstündeki tarih kitabı hâlâ açıktı.

Ama Mehmet Süleyman artık aynı çocuk değildi.

Defterini açtı.

Uzun uzun düşündü.

Sonra sayfanın en üstüne şunu yazdı:

“BİR GÜN HERKES KENDİ ÇAĞININ FATİH’İ OLABİLİR.

AMA BUNUN İÇİN ÖNCE KALPLER FETHEDİLMELİDİR.”

İstanbul’un Fethi’nin 573. sene-i devriyesi mübarek olsun…

Yorumlar

  • yorum avatar
    Halil ibrahim KANIGÜZEL
    26-05-2026 17:06

    Kaleminize sağlık hocam yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyoruz

  • yorum avatar
    Ahmet
    26-05-2026 13:33

    Hocam bu kez tarzının dışında edebiyatta kıymetli olan hikaye usulü ile kalem oynatmış ve unutulmaz bir destansı küçük hikaye ortaya çıkmış Tebrikler hocam yüreğinize Elinize sağlık

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.