• DOLAR
    41.27
  • EURO
    48.66
  • ALTIN
    4850.3
  • BIST
    10.449
  • BTC
    112074.59$
Deneme Reklam

HAKKARİ‘DE STELLERİN BULUNDUĞU YER NEDEN ŞANTİYE DEPOSU OLDU?

28 Ocak 2026, Çarşamba 00:30
HAKKARİ‘DE STELLERİN BULUNDUĞU YER NEDEN ŞANTİYE DEPOSU OLDU?

Sizlere Hakkari Kalesi’ne doğru tırmanırken göreceğiniz, 1990’lı yıllarda tamamen tesadüfen bulunmuş, dünya arkeolojisini yerinden oynatmış Hakkari stellerinin bulunduğu yeri anlatmak istiyorum. Bugün Van Müzesi’nde sergilenen, kime ait olduğu hâlâ net olarak tespit edilemeyen, dünya tarihinin en ilginç arkeolojik buluntularından biri sayılan o taşların çıktığı yer, Hakkari'de kuytu bir yerde kalmış. Hakikaten insanın aklının almadığı bir hikâyesi var bu durumun. Bulunan şeyler çok özel ve bulunma şekli de çok acayip. İnsan “ya Allah buradan mı çıktı bunlar” demeden edemiyor. Hakkari tarihinin ne kadar eskilere gittiğini gösteren müthiş bir tablo bu.

Hakkari iki dağın arasında, bir vadi içerisinde yer alıyor. Bir tarafında Bay Kalesi, diğer tarafında Hakkari Kalesi var. Asırlar boyunca Hakkari beyleri bu coğrafyada hüküm sürmüş. Bu yer hiç ummayacağınız bir yerde. Eğer önünde toprak damlı bir ev olmasaydı, belki de kaleler, o taşlar bugün ortaya hiç çıkmamış olacaktı.

Hakkari'de evlerin üstü neden toprak damlı biliyor musunuz? Çünkü Hakkari’nin coğrafyasında evler tarihten bu yana hep böyle yapılmış. Kışın çok kar yağdığı için zamanla karlar eriyor, üstteki toprak akıyor. İnsanlar her yıl yaz sonunda, kışa hazırlık olsun diye sağdan soldan ince toprak topluyor. O toprağı damın üzerine yayıyorlar. Sonra “lov” denilen, iki ucu delikli bir taşla, özel bir aparatı kullanarak o toprağı yuvarlayıp sıkıştırıyorlar. Amaç, kışın kar ve yağmur yağdığında suyun eve akmaması.

Stellerin bulunduğu bölgenin önündeki evin sakinleri de bir gün aynı şeyi yapmaya karar veriyor. “Dama toprakla destek yapalım” diyorlar. Toprağı nereden bulalım derken evlerinden çıkıyorlar ve Hakkari Kalesi’nin eteğine geliyorlar.

İnsan inanmak istemiyor ama gerçek bu. Dünyayı sallayan taşlar tam olarak bu hikayeyle Hakkari Dağı'nın eteklerinden çıkmış. Lakin günümüzde o bölgede demirler, mıcırlar, kumlar, inşaat atıkları var. O tarihi taşların çıktığı yer bugün bir inşaat deposuna dönmüş durumda. “Bu olamaz” diyorsunuz, haklısınız. Ama maalesef gerçek bu.

O evin sakinleri buradan toprak almaya çalışırken büyük, devasa taşlara rastlıyor. Taşları çevirdiklerinde üzerlerinde insan figürleri olduğunu görüyorlar. Kafalar, omuzlar, beller, hatta ayaklara kadar işlenmiş figürler. Bellerinde kemerler var. Kimileri savaşçı, silahları var. Kimilerinin yanında atlar, köpekler, vurulmuş hayvanlar bulunuyor. Yanlarında daha küçük boyutlu insanlar var; eşleri, çocukları ya da hizmetçileri olduğu düşünülüyor. Kertenkeleye benzeyen sürüngen figürleri var. At olduğu düşünülen hayvanlar var. Yani atı kullanan, atı evcilleştirmiş bir toplulukla karşı karşıya olduğumuzu gösterir.

Bu figürlerin mahrem yerleri kapalı. Erkeklik organları bir tüp içine alınmış şekilde gösterilmiş. On üç tane, gerçek insan boyutlarında, mükemmel işlenmiş taş steller. Başları bantlı, bazılarının başında tüy benzeri süslemeler var. On bir tanesi erkek, iki tanesi kadın. Kadınlardan biri oldukça çıplak tasvir edilmiş. Mezar stelleri olduğu düşünülmüş ve bunun üzerine Profesör Doktor Ali Sevim Hoca’ya haber verilmiş. Önce küçük çaplı kazılar yapılmış, ardından Ali Hoca gelmiş ve kazılar genişletilmiş. Bu on üç taşın dışında bir de yeraltı mezarı bulunuyor. Yeraltı mezarında çıkan bulgular karbon 14 yöntemiyle incelendiğinde, mezarın stellerden yaklaşık 500 yıl daha eski olduğu ortaya çıkıyor.

Ama işin üzücü tarafı tam da burada başlıyor. Böyle muhteşem, dünya çapında öneme sahip bir keşif yapılıp, Hakkari’nin ve Türkiye’nin geçmişine ışık tutan buluntular ortaya çıkınca kazının devam etmesi gerekirken yarım kalıyor. Hakkari Valiliği ödenek vereceğini söylese de Eski Eserler Genel Müdürlüğü “ödeneğimiz yok” diyerek kazıyı yarım bıraktırıyor. Ne yazık ki o günden bugüne bir çivi bile çakılmamış.

Bugün gelinen nokta ortada. Başka bir ülkede böyle bir yer şantiye alanına dönüşür mü? Bu taşların çıktığı alan inşaat malzemeleriyle doldurulur mu? Özel koruma altına alınmaz mı? Etrafı çevrilmez mi?

Yapılması gereken çok açık. Önce alan tamamen temizlenmeli. Demirler, lastikler, atıklar kaldırılmalı. Kazı yapılan alan yeniden açılmalı, mezar odası ortaya çıkarılmalı. Alan koruma altına alınmalı. Işıklandırma yapılmalı. Ve en önemlisi, bu steller buraya geri getirilmeli. Beton yığını bir bina yapılmadan, doğayla uyumlu bir düzenlemeyle burada sergilenmeli.

Hakkari’nin turizmden pay alması isteniyorsa yol haritası belli. Hakkari Kalesi yakın zamana kadar askeri bölgeydi, şimdi gezilebilir durumda. Kaleden insanın yüreğini yakan bir manzara var. Gruplar önce kaleye çıkarılmalı. O manzara Hakkari’yi anlamak için yeterli.

Kaleden aşağı inerken Osmanlı öncesine tarihlenen, 11–12. yüzyıllara ait iki cami kalıntısı var. Bunlar restore edilmeli. Oradan yürüyerek stellerin bulunduğu bu alana gelinmeli. İnsanlar taşların çıktığı yeri yerinde görmeli. O teyzeyle amcanın 1998’de toprağı kazarken bu taşlara nasıl rastladığını burada öğrenmeli.

Ardından Meydan Medresesi’ne inilmeli. 1701’de Hakkari Beylerinden İbrahim Bey tarafından yaptırılmış, çok güzel restore edilmiş bir yapı. Biraz aşağıda Melik Esad’ın yaptırdığı, yüzyıllarca medrese olarak kullanılmış yapı var. Daha aşağıda Zeynel Bey Medresesi var. Hepsi bir yürüyüş rotasıyla birbirine bağlanabilir.

Hakkari dışında kalan tarihi kiliseler restore edilebilir. Yolları düzenlenebilir. Van–Hakkari arasında muhteşem kültür turları yapılabilir. Hakkari tarih, dinler tarihi ve turizmle dünyaya açılabilir.

Bu stellerin hangi millete ait olduğu konusu hâlâ tartışmalı. Net bir isim konulamıyor. Milattan önce 3500’lere tarihleniyor. Hurilerle bağlantılı olabileceği düşünülüyor. Hint-Avrupa kökenli, atlı, avcı-toplayıcı bir topluluk olduğu tahmin ediliyor. Ama isim ne olursa olsun, bu topraklarda çıkmış bir geçmişten bahsediyoruz. Sahip çıkılması gereken bir miras bu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden, Anıtlar Kurulu’ndan, Eski Eserler Genel Müdürlüğü’nden beklenti çok net: Bu iş yarım bırakılmasın. İstekli, heyecanlı insanların önü kesilmesin. Hakkari Kalesi’nden Zeynel Bey Medresesi’ne kadar uzanan bir yürüyüş yolu açılsın. Hakkari, tarihiyle gezilebilir bir şehir olsun.

Bizler de ölmeden önce Hakkari’nin bu buram buram tarih kokan coğrafyasının layıkıyla gezildiğini görelim.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.