GÜNÜMÜZ TOPLUMUNUN ANATOMİSİ - “Tahtsız Krallar, Kraliçeler ve Toplumun Paratonerleri”
14 Nisan 2026, Salı 08:27
Kasvetli günler yaşıyoruz.
Ne yediklerimizin ne de sığınak olarak koştuklarımızın tadı var…
Konuştuğunuz her insanı, sanki derdi en büyük biriymiş algısına kapılıyorsunuz.
Herkes birilerinden serzeniyor.
Bir yanda savaşlar diğer yanda içtimai kavgalar…
Güven duygusu yerlerde sürünüyor…
Arkadaş diyerek ferahlamaya gittiklerinizin derdini yine siz omuzlamak mecburiyetinde kalıyor onu teselli etmek yine size düşüyor.
Aile içi huzursuzluklar hat safhada…
Kafası bozulan resti çekip gidiyor.
Adam rahatlamak için maça gidiyor, stres yüklenip geliyor yine ailesine boşaltıyor öfkesini…
Çocuklar ise bir âlem!
Yeryüzünün sorgulanamaz kralları sanki…
Anne babalar köle, çocuklar kral olmuş…
Her şeyin onların etrafında döndüklerini zannediyorlar…
Sorgulanamaz, tenkit edilemez, karışılamaz ve müdahale edilemez varlıklar olarak geleceğin mayınlı arazileri olarak bir kenarda durmaya devam ediyorlar…
Kız çocukları ise tam bir kraliçe…
Doğru ama eksik bir misyon yüklemekten başka işle yaramayan “geleceğin anneleri” diye göklere çıkararak ağır misyonlar yüklediğimiz çıtkırıldımlar, tahtsız kraliçeler…
Giydiklerine karışılamaz, zevkine müdahale edilemez, ne zaman eve geleceğine/evden ayrılacağına kafa yorulamaz, giydikleri ve yediklerine herhangi bir şekilde fikir geliştirilemez. Parasını ver ama karışma! Sadece prenseslere itaat et! Alışveriş merkezlerinin vazgeçilmezleri…
Erkek evlatları ise teknolojinin esiri olmuş vaziyette…
Telefonsuz ve tabletsiz geçen her dakika onlar için zulüm…
Derslerine biraz çalışmaları karşısında rüşvet her an hazır… Ya annenin ya da babanın cep telefonu…
Neyse ki abilere ve ablalara diş geçiremiyorlar da biraz sıralarını beklemek mecburiyetinde olduklarını hissediyorlar… Yoksa ebeveynlere kalsa; “sussun da ne halt yerse yesin. Diziyi/maçı/geçen haftaki maç yorumunu kaçıramam”…
Ah çocuklar ah gençler…
Uğurlarında her şeyin saçıldığı, her imkânın seferber edildiği, her imkânının ayaklarına serildiği, ne yapmaları veya yapmamaları gerektiği hatırlatıldığında triplerinden geçilmeyen tabiatüstü varlıklar…
Ailelerin “bu sene sınavı var, aman psikolojileri bozulmasın, yarın yazılısı var morali çok bozuk aman üzerine gidilmesin, bugünler streste! Aman dikkatli olalım üzülmesin” denilen yeryüzünün en müstesna, yüce yaratılmışları…
Ah aileler! Zavallı güruh… Bahtsız çilekeşler… Evladına seferber ettikleri imkânların altında ezilen zavallıcıklar…
“Her türlü imkânı ayaklarına seriyorum, biz çektik onlar çekmesin diye her istediklerini alıyorum, yedikleri önünde yemedikleri arkasında” diyerek serzendikleri yavrularının çocukları olan ebeveyncikler… Evet, şu bir hakikattir ki, maalesef çocuklar baş, ebeveynler ayak olmuş vaziyette…
Oysa sadece istedikleri, “kendi geçtikleri dikenli yollardan onlar geçmesin”…
Tek arzu ettikleri bu!
Karşılığında da hiçbir talepleri yok…
Sadece kendilerini adadıkları tarafından biraz olsun anlaşılmak…
Ama şimdi bu “anlaşılmak” sözünü sadece çocuklar için kullanıyoruz. Anne ve babalarında da - o klasik tabirle- bu yollardan ilk defa geçerek anne baba olduklarını göz ardı ediyoruz…
Ah babalar… Yeryüzünün paratonerleri…
O ne de olsa güçlü ve her şeyi biliyor. Her yükü çekmekle mükellefler… Hata yapma lüksleri yok ve dünyaya getirdiklerinin her isteklerini, her derdini çekmekten mesul yük kamyonları olarak görülen insanlar…
Anneler için de ne söylense az kalır.
Çok şey yazmak bile onları anlatmaya yetmez…
Ah o öğretmenler yok mu öğretmenler…
Gerçekten belki de en bahtsız grup…
Sen gel yıllarca oku, işin metodunu öğren, kafa patlat, geceli gündüzlü işin gücün çocuklar olsun ama “çocukların psikolojisi…” ile başlayan bir genelge ile her şey yerle bir…
Okulda müdür, sınıfta çocuk, dışarıda veli, evde yine çocuk…
Zavallıcık nasıl yaşayacağını, nerede hangi psikoloji ile davranacağını bir türlü kestiremeyen insanlar… Bir de toplumun “bu işin altına bilerek girdiler, beğenmiyorlarsa yapmasınlar” zorbalığına maruz kalan, psikolojisi yok sayılan etten kemikten bir varlık olduğu çoğu aman göz ardı edilen ve değersizleştirilen toplumun mimarları…
Bir de masa başında çocuk eğiten merkez yöneticileri ve altındakiler var… Tepede seçim kaybetme korkusu yaşayanlarla aşağıda ebeveynlerin baskıları arasında preslenen hayatlar…
“Vergini ver ama her işe karışma! Sen çimento sat, sebze-meyve sat, un, şeker ve çay sat, sabah erkenden traktör römorkunda tarlaya git, ‘hayvanlarının da semiz olmasını ihmal etme ha!’ ” denilen ve çoğunlukla 5 yılda bir hatırlanan, hayatın yükünü omuzlayan fedakâr insanlar…
Her türlü ihlali yapanların bir de hakaretlerine maruz kalan, yetkileri sınırlandırılmış toplumun koruyucuları…
Ve daha nice isimsiz kahramanlar…
Ha! Unutmayalım…
Bir de babasının serveti sayesinde yaşadığı memleketinde baş tacı edilip meclise gönderilen veya yerel idare teslim edilmiş, her türlü yolsuzluk ve ahlaksızlığa bulaşmış, bazı kabiliyetsizler var… Onlar da kimin şansına düşerse artık…
(Ayrıca özgeçmişinde, isminin önünde “avukat” yazmaktan başka bir hüneri olmayan ve taş taş üstüne koymadan siyaset oynayan bazı tipler var… Dünyanın birçok yerinde avukat kimliği ile bu mesleği layıkıyla icra edenler var ama- hepsini tenzih ederiz- en kabiliyetsizleri bize mi denk gelmiş bilemiyoruz. Bir de bu tipler var… Bu da toplum olarak nasibimiz, ne yapalım! Neyse ki hünerli/kaabiliyetli, namuslu ve dürüst olanları da az değil! Bu da züğürt tesellisi olarak bir kenarda duruversin)
Toplum hayatı uzun bir yolculuğa çıkmış gemiye benzer. Ne gemiden atlama şansınız var ne de orada sürekli bir huzurla yaşama imkânınız!
Bir hata bir ömür demek olur bazen… Kuralları yok sayıp gemiden atlayanlar ise bedelini, hayatın karanlık odalarında çekerler hem de sürekli dizlerini dövüp “keşke” on saniye daha sabretseydim serzenişleri ile…
Gel ey makâm-ı fenâda olan mukîm ü mekîn
Sözüm güherlerini gûşvâr eyle hemîn (Taşlıcalı Yahyâ)
(Ey gelip geçici olan makamda oturan güç sahibi, gel! Haydi, sözümün incilerini kulağına küpe et!)
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
ayşe küçük
19-04-2026 15:37Bu devir insanını anlatan, duygusunu, düşüncesini ve zihniyetini bu kadar isabetli yansıtan bir yazı okumak gerçekten etkileyici. İnsanların iç dünyasını, çelişkilerini ve bakış açılarını böylesine net bir şekilde ortaya koyabilmek büyük bir ustalık gerektirir. Kaleminize ve gönlünüze sağlık.
Nafiz BUĞDAYLI
16-04-2026 10:23Allahü teala razı, yar ve yardımcınız olsun, iki cihan saadeti ihsan eylesin, iman selameti versin Mustafa hocam.. Yarayan yüreğimize su serptin. Yüreğinize, ellerinize, kaleminize sağlık efendim. Teşekkürler.
Mehtap Karakurt
15-04-2026 00:15Hocam anlattığınız o umûmî huzursuzluk hali bilhassa aile, çocuklar ve öğretmenler üzerine yaptığınız tespitler insanın içini burkuyor ama bir yandan da hakikatlerle yüzleştiriyor, emeğinize sağlık.
Murat
14-04-2026 20:56Son yıllarda okuduğum en güzel yazılardan biri...
Burak gönültaş
14-04-2026 18:23Mustafa hocam son zamanlarda okuduğum en güzel yazı müthiş tespitleriniz olmuş kaleminize sağlık